Yeniden Rant Ekonomisine Dönüş

"O arsalar 20 katı fiyatla satılırken oralara yapılacak imar ve alt yapı giderlerine rant elde edenler katılmalıdır! Ama bu yapılmıyor, rant birilerinin cebine girerken masraflar milletten toplanan vergilerle yapılıyor."


"O arsalar 20 katı fiyatla satılırken oralara yapılacak imar ve alt yapı giderlerine rant elde edenler katılmalıdır! Ama bu yapılmıyor, rant birilerinin cebine girerken masraflar milletten toplanan vergilerle yapılıyor."

Rant, kelime olarak ekonomi literatüründe ilk dönemlerde, gayrimenkul ‘ün veya toprağın kirası anlamında kullanılmışsa da günümüzde genel olarak: "çalışmadan, terlemeden elde edilen haksız kazanç” anlamında kullanılmaktadır.

"Yeni Dünya Düzeni” (Novus Ordo Seclorum) Avrupa ülkelerinde yaşanan "Rönesans” ve "Reform” süreçlerinden sonra vahyi reddeden, eski Mısır, Yunan, Roma putperest (Pagan) kültür ve inancına kendisini eklemleyerek, menfaat, maddi kazanım, seküler inanç ve rant -faiz ekseninde kurulmuştur.

1789 Fransız İhtilali ile burjuva elitleri kontrol ve iktidarı olarak "Laik Liberal Kapitalist Düzen” olarak pratiğe geçmiştir. Bu düzene karşı eleştirileri yumuşatmak için düzenin adı "Serbest Piyasa Ekonomisi” olarak da adlandırılmıştır.

Bu düzenin kurulması ile beraber vahye dayalı meşruiyet terkedilerek, akla, çoğunluğa, imtiyaz ve menfaate dayalı bir meşruiyet anlayışı hakim kılınmıştır.

Katolizm’e karşı çıkanları sindirmek için, yok etmek için, Katolik Hıristiyan ruhban sınıfının Avrupa’da "engizisyon mahkemeleri” olarak 600 yıl uyguladığı baskı ve katliamlar 1800’lü yıllarda sona ermiş ancak bu sefer tüm dünyayı ve insanları tehdit eden "Yeni Dünya Düzen Engizisyon” u başlamıştır. Bazılarının rant ve menfaati için dünyada devletler terörü ve katliamları sergilenmeye başlamışlardır.

"Amaçlar, vasıtaları meşru kılar ”diye Machiavelli’nin tanımladığı ve savunduğu dünyayı talan ve sömürü, karşı koyanları ya "asimile” olmazsa, "elimine” etme dönemi başlamıştır.

Bu anlayışa tepki olarak, doğan malların devlet mülkiyetinde olması ve yine dinin reddedildiği Marksist-Komünist düzenlerin de yeryüzünden yavaş yavaş çekilmeye başlaması ile, Kapitalist-Neo-Liberal düzen olanca dehşet ve acımasızlığı ile yeniden savaşlar ve katliamlarla yeryüzüne tekrar hakim kılınmaya başlanmıştır.

Bu durum, örtülü sömürgeciliğin aleni olarak yeniden hayata geçirilmesi, savaş, katliam, işgal ve operasyonlarını getirmiştir. Bugün dünyada tanık olduğumuz kargaşa ve huzursuzluğun sebebi budur.

Bu batıl değişim rüzgarlarından, Türkiye de dahil, halkı Müslüman olan, ülke yöneticileri de etkilenmiş, kendi ülkelerinde de bu zihniyetin hakim kılınması, uygulamaya konulması için, ilericilik, değişim, yenilikçilik adı altında, "yeni dünya düzeni” nin kurucu patronları ile el ele ittifak içinde, yoğun çalışmalara ve katliamlara ortak olmaya başlamışlardır.

Bu çalışmalar sonuç vermeye de başlamıştır.

Türkiye’de de yeniden "rant ekonomisi” ne dönülmüştür.

Yabancı ortaklı yeni karteller, tröstler türemeye başlamış, dolar milyarderi sayısı hızla artmıştır.

Devlet piyasadan çekilmiş, neyi var neyi yok "özelleştirme ”furyası ile haraç mezat elden çıkarılmış, satılan KİT ve devlet varlıklarından elde edilen kaynaklar bir yıllık kamu borcu faizini bile ödemeye yetmemiştir.

Devlet iktisadi kurumlarının satılması için açılan ihalelere küresel kartel ve tekel oluşturmuş firmalar Türkiye’de faaliyet gösteren yerli uzantıları kartellerle, onlara komik bir hisse vererek kurdukları, konsorsiyumlarla katılıp kâr getiren KİT’leri almışlardır. Bu ihalelere Anadolu sermayesinin katılması mümkün olmamıştır. Çünkü, onların mali varlığı açılan ihalelerin geçici teminatını dahi karşılamaya yetmemektedir. Bu KOBİ kuruluşları da hükümete yakın ve iyi ilişkiler içindeyse, daha küçük, küresel sermayenin tenezzül etmediği devlet iktisadi kuruluşlarını almaya çalışmışlar, bazıları devlet üretme çiftlikleri, TZDK’ nın taşrada bulunan bazı binaları, kamu kurumlarının işlettiği konaklama yerleri, lokantalar gibi kuruluşları almışlardır.

Devletin hiçbir ekonomik gücü kalmamıştır.

Devlet yatırım yapamamaktadır. Toplanan vergilerden, devlet bütçelerinde çok komik yatırım ödenekleri ayrılarak, bu kaynaklarla da daha çok "Adalet Sarayı”(!), F tipi hapishaneler, kalekollar yapılmaktadır.

Türkiye ekonomisi, üretimi hedefleyen modelden hızla uzaklaştırılarak, ”rant ekonomisi” modeline, müstemleke (sömürge ekonomisi) modeline doğru kaymaya, dönüşmeye başlamıştır.

Üretmeden kazanan rantiyenin karlılığı ve mali egemenliği, devletin dahi mali gücünün çok üzerine çıkmıştır.

Yeni yıla bankalar (küresel faiz-rant sektörü) rekor kârlarla başlarken, sanayi sektörü, reel sektör yeni yıla bıçak sırtında girmiştir.

Finans (Faiz) sektörü, yani bankalar, yani modern-nizami tefeciler, kârlarını, Ocak 2013 ayında %37.1 artırırken, sanayi sektörü,yani üretken reel sektör %1.9 yükselebilmiştir.

Hükümetin ve onu destekleyen rant sektörü, medya, yazar çizer takımı ve akademisyenlerin çizdiği "lale devri” tablolarına rağmen, ortaya çıkan her gerçek verilere dayalı istatistiki rakam ve göstergeler, Türk ekonomisinde, rant ekonomisine, talan ekonomisine doğru yapısal dönüşümü kesin olarak ortaya koymaktadır.

2012 yılında ekonomide %2.5’luk büyümeye rağmen, bankalar karlarını %18.8 artırarak, 23.5 milyar liranın üzerine çıkarmıştır. 2013 yılına da daha hızlı bir şekilde girmişlerdir.

AKP hükümeti seçim beyannamesinde, ”rant değil, üretimi hedefleyen ekonomik modeli” yerleştireceğini savunmuştu. Ancak tam tersi uygulama olmuştur.

Bankaların varlığını borçlu olduğu sanayi kesimi ve kredi kartı kullanan sabit gelirli, borç altında ezilirken, bankalar (finans sektörü) kâr'ını son 6 yılda toplam 111.6 milyar TL’ nin üzerine çıkarmıştır.

Banka sektörünün kârı 2007 yılında 12 milyar iken, 2012 yılında 23.5 milyara çıkmıştır. Sektör 6 yılda öz kaynaklarının 1.5 katı kâr elde etmiştir. Bankaların 2007 yılı öz kaynakları 76 milyar olarak açıklanmıştır.

Türkiye’de banka sektörü dünyanın en kârlı kuruluşları olarak kayda geçmiştir. Bu sebeple yabancı sermaye Türkiye’de banka satın alma yarışına girmiş ve banka mülkiyetleri %50’nin üzerinde yabancıların eline geçmiştir.

Ziraat Bankası için de satış çalışmaları sürdürülmektedir. Ziraat Bankası da satılırsa Türkiye’deki para patronları bankaların % 75’ine sahip olacaktır.

Bu durum stratejik açıdan son derece tehlikeli bir durumdur. Finans piyasası yerli sermayenin elinden çıkacak, yatırım stratejilerini yabancılar belirlemeye başlayacaklardır.

Türkiye’nin tedavüldeki parası toplan 90 milyar TL’ dir. Yani Türkiye’deki ve dünyadaki tüm TL’leri toplasanız elinizde 90 milyar TL olacaktır.

Hal böyle iken,2012 yılı sonu itibariyle Türkiye’de 700 milyar TL kredi kullandırılmıştır.

Pekiyi, dünyadaki tüm TL, 90 milyar TL olmasına rağmen nasıl oluyor da millete 700 milyar TL kredi kullandırılarak, olmayan para üzerinden faiz alınıyor?

Basılmış tüm TL kredi olarak verilse, verdiği kredi azami 90 milyarı geçmemesi lazım. Oysa bankalar, 700 milyar kredi kullandırmış ve bunun üzerinden faiz alıyor. Bu da herhalde faizci sistemin meslek sırrı olsa gerek.

Meslek sırrı değil aslında, bu gayet açık bir şekilde yöneticilerce biliniyor. Biz de biliyoruz. Ama sistem böyle, "Yeni Dünya Düzeni” böyle. Bu düzene iman ederseniz, ”Faiz Dünyanın gerçeği” deyip düzeni yürütürsünüz. Bu soyguna söyleyecek sözünüz olmaz.

Türkiye 1980 yılından bu yana, toplam 613.5 milyar ABD Doları devlet borcu faizi ödemiştir.

2013 yılı bütçesinden de 53 milyar TL devlet borçları için faiz ödeneği ayrılmıştır.

Bu ödenen faizle-2013 de ödenecek olanı da eklersek-neler yapılabilirdi? Birkaç örnek verecek olursak:

640 adet otomobil fabrikası.

320 adet Keban barajı.

Türkiye’de yaşayan her aileye bir kaliteli ev.

6.500.000. kişiye iş sağlanıp, şu anda 2.5 milyon işsizimize iş alanı açmakla kalmaz, dışarıdan 4 milyon işçi getirmek zorunda kalırdık.

25.720.000. adet otomobil alınabilirdi. Örnekler çoğaltılabilir…

Milletin alın teri vergilerden ve devletin iktisadi varlıklarının satılarak elde edilen, bu kadar büyük miktardaki para faize gitmiştir. Yatırıma gitmemiştir.

Rant nedir?

Rant, her ne kadar farklı şekillerde tanımlanmakta ise de tanımlardaki ortak kanaat; terlemeden, hak etmeden, kazanılmadan kazanılan, mal, mülk ve paradır. Argo terimi ile "avanta”dır. Toprağın kirası olarak ta tanımlanır. Toprağın kirası bir yanaRant, günümüzde daha çok "hak etmeden elde edilen kazanç”, "yattığı yerden para kazanma” olarak kabul edilir.

Bu manada rant 'a semavi dinler karşı olup yasakladığı gibi, ekonomi, bilim adamları da hep iyi gözle bakmamış karşı olmuşlardır.

Devlet çeşitli politikalarla, düzenleme ve uygulamalarla, bazı çevrelerin lehine rant oluşturmaktadır.

Rant daha çok cari rejim ve yöneticiler, iktidarlar marifeti ile doğmaktadır.

Faiz geliri de rant sınıfına girer. Terlemeden, üretmeden kazanma ve tüketme yetkisi sağlar.

Kur'anda "riba” olarak geçen haksız ve haram kazanç, bugünkü Türkçede "faiz” olarak tanımlanan şeyle aynın anlama gelir.

Bu sebeple faiz, dinimiz İslam'da şiddetle yasaklanmıştır.

Rabbimiz Kur'anda mealen:

"Riba (faiz) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka kalkmazlar. Bu onların: "alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aittir. Kim (faize)geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. (Bakara/275)

Allah, faizi yok eder de, sadakaları arttırır. Allah günahkar kafirlerin hiç birini sevmez.(Bakara/276)

Ey iman edenler, Allah'tan sakının eğer inanmışsanız ,faizden arta kalanı bırakın. (Bakara/278)

Şayet öyle yapmazsanız, Allah ve Resulüne savaş açtığınızı bilin. Eğer tövbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (Bakara/279)

Resulullah (sav) de birçok hadis'i şeriflerinde Faizin haram olduğunu, yasaklandığını beyan buyurmuştur.

İbnu Mes'ud (ra): "Resulullah (sav) , ribayı (faizi) yiyene de, yedirene delanet etti”Hatta, Tirmizi ve Ebu Davud'un rivayetlerine göre: "faiz muamelesine şahitlik edenlere de, bu muameleyi yazanlara da, lanet etmiştir.”

Peygamberimiz (sav) diğer bir hadislerinde: "İnsanlar öyle bir devre ulaşacaklar ki, o zaman da riba (faiz) yemeyen kalmayacak. Öyle ki, (doğrudan) yemeyene buharı ulaşacak” buyurdular.

Daha birçok ayet ve hadiste faiz yasaklanmıştır.

Faiz almak ve vermenin müeyyidesi çok ağırdır.

"Allaha ve resulüne savaş açmak.”Bir insan için bundan daha ağır cürüm olabilir mi? Allah hepimizi muhafaza etsin.

Türkiye’de bir de şehir rantı ileri seviyelere çıkmıştır:

Efendim, üçüncü köprü güzergâhı açıklandı. İstanbul’da kanal projesi açıklandı, üçüncü havaalanının nereye yapılacağı belli oldu.

Bunlar belli oluyor da, daha belli olmadan yedi yıl önceden arsa spekülatörleri o bölgelerde ne kadar arsa arazi varsa topladılar. O zamanlar dönümü 5000 tl olan araziler birden dönümü 150-200 bin TL’ye çıktı. Bu rant kimlerin cebine nasıl giriyor. Bu rantçıların bu projelerden nasıl haberi oluyor?

Yoksa toplanan arsaların fiyatını artırıp bazı çevrelere rant sağlamak için mi yapılıyor bu projeler.

2007 yılında İstanbul’da Arnavutköy taraflarını gezdim, arazide bir besi ahırı bakıcısına rastladım. Selam kelamdan sonra "buralarda arazi fiyatları ne kadar? diye sorduğumda. "Buralarda arazi kalmadı abi, geçenlerde bir şirket buralardan 8 bin dönüm arazi kapattı, her yeri alıyorlar” dedi.

O zamanlar o mıntıkalarda arazinin dönümü 5000 TL. civarındaydı.

Bu fiyat artışları kişilerin çalışması alın teri dökmesi ile olmuyor. Devletin aldığı imar ve yatırım kararları ile toprak kıymetleniyor. Aradaki fark az sayıda kişilerin cebine giriyor. Bir de bakıyorsunuz ortaya yeni dolar milyarderleri çıkıyor. Bu defa toprağını ucuza satan vatandaş, ah vah diye dövünmeye başlıyor.

Bu artış kişinin çabası ile değil sosyal bir olay sonunda oluşuyorsa, bu rantın büyük bir kısmı kamu yararına harcanması için tedbir alınmalı değil mi? O ve benzeri bölgeler tarım arazisi bile olsa imar planına dahil edilip yüksek fiyata satılıyor. Bu fark birilerinin cebine giriyor, bölge meskun hale geliyor, bu defa belediye oralara büyük paralar harcayarak, yol, su, PTT, altyapı yapmaya çalışıyor.Alt yapı harcamalarına, imar harcamalarına rant elde edenler de katılmalıdır. O arsalar 20 katı fiyatla satılırken oralara yapılacak imar ve alt yapı giderlerine rant elde edenler katılmalıdır!

Ama bu yapılmıyor, rant birilerinin cebine girerken masraflar milletten toplanan vergilerle yapılıyor.

Fırsat eşitliğini ortadan kaldırmak yerine, fırsat eşitsizliğine neden olacak yasal düzenlemeler yapılarak rant kapıları bazı insan ve çevrelere sağlanmış oluyor.

Her ne kadar yeni yapılar, yollar, imar değişiklikleri gözümüze çarpıyor, bunlar Türkiye'nin kalkınmasına delili olarak gösteriliyorsa da, iş böyle giderse, özellikle İslam ülkelerine batılı sömürgeci ülkelerce ısrarla örnek gösterilen Türkiye, vahşi kapitalizmim, gelir dağılımındaki uçurumun, sosyal sıkıntıların yaşandığı ülke haline gelecektir.

Daha fazla zaman kaybetmeden özellikle üretim yapan reel sektör-sanayi, tarım, enerji, metalürji gibi önemli sektörler desteklenmeli, yatırımlarda yerli sermayenin payı artırılmalıdır. Türkiye ihracatının %70 ini Avrupa ülkelerine yapmaktan kurtaracak yeni pazarlar keşfetmelidir.(tv5 Haber)

 

Mustafa GEÇER

26 Rebiulahir 1434

08 Mart 2013