Türkiye'nin Suriye konusunda dikkat etmesi gereken nokta
18 Temmuz'da Suriye Ulusal Güvenlik binasına düzenlenen bombalı saldırı Beşar Esed üzerine oynanan 'bahisleri' tersyüz etti. Tek saldırıyla rejimin beyin takımını (Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkan Yardımcısı, Muhaberat'ın Tahkikat Bölümü Başkanı) kaybeden Esed ve Baas rejimi ağır yara aldı.
18 Temmuz'da Suriye Ulusal Güvenlik binasına düzenlenen bombalı saldırı Beşar Esed üzerine oynanan ‘bahisleri' tersyüz etti. Tek saldırıyla rejimin beyin takımını (Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkan Yardımcısı, Muhaberat'ın Tahkikat Bölümü Başkanı) kaybeden Esed ve Baas rejimi ağır yara aldı. Saldırıdan birkaç gün sonra muhaliflerin başkent Şam'ın yanında Halep, Humus, Deraa, Deyr el Zor gibi önemli kentlerdeki varlığını artırması, Türkiye ve Irak'a açılan 5 sınır kapısında kontrolü ele alması Esed'e biçilen iktidar ömrünü haftalara indirdi. ‘Müdahale olursa kimyasal silahları kullanırız' tehdidi ile elindeki son kartı da oynayan Şam'ın ne denli köşeye sıkışmış olduğu tüm dünyaya yansıdı. 17 aydır halkının taleplerine kurşunla cevap veren Esed ve rejimi için artık geri sayımın başladığı söylenebilir…
Beşar Esed'in sarsılması çatışmaların başladığı günden bu yana (Mart 2011) Şam'daki Baas rejimine destek veren Rusya-Çin-İran eksenini de hareketlendirdi. Rusya Esed'siz Baas formüllerine yeşil ışık yakarken, Çin'de kaybedilmişlik havası oluşmaya başladı. Her iki ülke katıksız Esed savunuculuğundan ‘Esed bırakabilir' noktasına geldi. Hamilerdeki bu tavır değişikliği Esed'in kaybetme kuşağına girdiğini gösteriyor. Gidişatı sadece İran kabullenmek istemiyor. Tahran'a göre, Suriye'de durum son derece normal!
İran karşı dursa da gerek muhalifler gerekse Şam rejimini destekleyen aktörler Esed'in gideceğini kabul etmiş durumda. Artık sürecin nasıl seyir izleyeceği, geçiş döneminin nasıl kurulacağı konuşuluyor. Esed'in fazla alternatifi bulunmuyor. Ya en son Rusya'nın dile getirdiği, Türkiye'nin desteklediği gibi iktidarı devredip, üçüncü bir ülkeye geçecek ya da Libya lideri Muammer Kaddafi'nin akıbetini paylaşacak. Ankara, Esed ile üçüncü bir ülkeye geçişine yardımcı olabileceğini iletti. Ancak Şam'dan gelen sinyaller Esed'in direnme yolunu tercih edeceğini gösteriyor.
Esed kısa vadede direnecek
Esed'in oynadığı son iki hamle Suriye'de işlerin yakın vadede durulmayacağını, aksine şiddetleneceğini gösterdi. Adımlardan biri, Kuzey'deki Kürt bölgesi Kamışlı ve civarındaki 3 kasabayı PKK'ya bırakmasıydı. Bu yolla Kürtlere ‘otonomluk' vaat edip muhalifleri böldü. Ayrıca PKK kartını hem Türkiye hem de muhalifler karşısında güçlendirmiş oldu. İstihbarat kaynaklarına göre, Esed son dönemde Kuzey Irak'tan Suriye'ye geçen binlerce militanı ağır silahlarla donattı. Attığı ikinci adım, Nusayrilerin yoğun olduğu Lazkiye çevresindeki Sünni köyleri kanlı hava ve kara operasyonlarıyla boşaltıp, ülkenin geri kalan bölgelerindeki Nusayrileri buraya sevk etmeye başlamasıydı. Buradaki amacı iktidarda kalamaması durumda Lazkiye çevresinde bağımsız bir Nusayri devleti kurmak. Esed'in Akdeniz'de çizmeye çalıştığı Nusayri devletinin sınırları, I. Dünya Savaşı'ndan sonra Fransızların çizdiği sınırlarla örtüşüyor. Fransız mandası Suriye'yi mezhep temelinde küçük devletlere bölmeyi planlamıştı. Bunun yanında Halep gibi muhaliflerin eline geçen önemli kentlere tank ve savaş uçaklarıyla operasyon düzenlemesi Esed'in koltuğunu şimdilik bırakma niyetinde olmadığını gösteriyor.
Ancak sahadan yansıyan bilgiler, Esed'in gerek PKK gerekse Nusayri devleti planının tutmayacağı yönünde. Zira ne Lazkiye bölgesi ne de Kuzey'deki Kürt bölgesi homojen. Her iki bölgede ciddi oranda Sünni nüfus var. Özellikle Kürt bölgesi olarak lanse edilen kuzeyde, nitelikli oranda Arap, Türkmen ve Çerkez var. Ayrıca Suriyeli Kürtlerin PKK ve Suriye uzantısı PYD'ye (Demokratik Birlik Partisi) ciddi antipatisi var. Bunda PKK'nın geçmişte bölgenin sevilen Kürt lideri Misal Tumlu'yu öldürmesi yatıyor. Dolayısıyla yönetim boşluğu ve Esed'in desteğiyle kuzeyde çekilen PKK bayraklarının uzun ömürlü olamayacağı söylenebilir. Kürtler üniter Suriye içerisinde bölgesel otonomi isteseler dahi bu PKK şemsiyesi altında olmayacak. Bağımsızlık ise şimdilik sadece söylem bazında kalıyor. Zira bağımsız bir Kürt devleti için ne Suriyeli Kürtlerde birikim ne de Türkiye, İran gibi bölgesel aktörlerin onayı var. Orta vadede Kuzey Irak gibi özerk bir Kürt bölgesi ise muhtemel. İsrail ve ABD'nin bu tür bir oluşuma sıcak baktığı görülüyor.
Zirve Üniversitesi Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (OSAM) Direktörü Doç. Dr. Gökhan Bacık, bölünme senaryolarına prim vermese de Kuzey'de bir Kürt otonom bölgesinin kurulmasını ihtimal dışı görmüyor. Ancak kurulsa dahi orta vadede ‘Irak Kürdistanı' gibi etkili olacağını düşünmüyor: "Suriye'nin bölünebilmesi için komşu ülkelerin bunu kabul etmesi lazım. Irak 20 yıldır sınırlarını korumuyor ancak eski düşmanı İran dâhil kimse Irak'tan bir avuç toprak almak istemiyor. Günümüz Ortadoğusu'nda etnik gruplar istese bile bölgesel aktörler istemeden bölünme gerçekçi değil. Ancak bölünmeye rahmet okutturacak bölgesel otonomi talepleri yaşanabilir. Zira otonom bölge için sosyal ve siyasi potansiyel var. Bu noktada Suriyeli Kürtleri Iraklı Kürtlerle karıştırmamak lazım. Iraklı Kürtler 1970'lerden bu yana özerlik için çalıştı. Suriyelilerin bu yönde kazanımı ve birikimi yok. Yeni dönemde verilen zayıf bir özerklik bile onları tatmin eder.”
Bölünme senaryolarının bizatihi Esed rejimi tarafından çıkarıldığı dikkate alındığında, Şam'ın ‘Esed giderse Suriye ile birlikte tüm bölge karışır' mesajı verip, zaman kazanmaya çalıştığı anlaşılıyor. Esed'in gidişinin uzaması ve dış müdahaleden kaçınılmasının arkasındaki sebeplerden biri de bu endişe. Irak'ın istikrarsızlığının yanında Suriye'nin ‘Iraklaşması' sadece Ortadoğu'yu değil bütün dünyayı etkileme potansiyeline sahip.
Uludağ Üniversitesi'nden Ortadoğu Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Ferhat Pirinççi, Esed sonrası ülkenin bölünme ihtimalini zor görüyor; ama tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyor: "Eğer bölgede etkili aktörler -başta Türkiye- süreci iyi yönetebilirse, bölünme ihtimali ortadan kalkar. Ancak bölgesel aktörler gelişmelere seyirci kalırsa, bölge dışı güçlerin ve İsrail'in Suriye coğrafyasında meşruiyet sağlamak için sürekli dış desteğe ihtiyaç duyan küçük birimleri tercih edeceği de açık.
Pirinççi de Bacık gibi Kuzey'de bir Kürt otonomu için yeterli
kapasitenin bulunmadığını söylüyor: "Buradaki yanılgı, Suriye'nin
Irak'la karıştırılmasından kaynaklanıyor. Suriyeli Kürtler, Kuzey Irak
örneğinde olduğu gibi demografik olarak belirli merkezlerde yoğun değil.
Ayrıca siyasal ve askerî açıdan örgütlenme tecrübeleri yok. Otonom
söylemi Esed rejiminin bilinçli politikası. Zira rejim, Hür Suriye
Ordusu'nun etkili olduğu stratejik bölgelerde saldırılarını aralıksız
sürdürmekteyken, söz konusu bölgelerde PKK ile ilişkili örgütlenmelerin
rahatça hareket etmesine göz yumuyor. Fakat Esed rejimi devrildikten
sonra hem kuzeydeki Kürt bölgesinde hem de Lazkiye'de yeniden istikrar
tesis edilecektir. Bu noktada Barzani, Suriyeli Kürtleri organize
edebilecek meşru temsilcilerden birisi olarak lojistik ve örgütsel
destek veriyor. Son dönem gelişmeler dikkate alındığında Barzani'nin angajmanı olmazsa, bu boşluğun PKK tarafından doldurulma ihtimali var ki, PKK bu yönde girişimlere çoktan başladı.”
PKK'ya altın fırsat!
Esed'in PKK'ya giderayak sunduğu altın fırsat Türkiye'yi teyakkuza geçirdi. Başbakan Tayyip Erdoğan, hükümetin bu noktadaki duruşunu çok net ifade
etti. Suriye'nin kuzeyinde muhtemel bir PKK oluşumunu terör yapılanması
olarak değerlendireceklerini, gerektiğinde Kuzey Irak'ta olduğu gibi
sınır ötesi müdahalede bulunacaklarını söyledi. Ankara bu yöndeki
tutumunu Suriye Ulusal Konseyi'ne (SUK) de iletti. Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu Ankara'da görüştüğü SUK lideri Abdülbasid Seyda'ya
PKK-PYD yapılanmasına izin verilmemesi gerektiğini söyledi. SUK söz
konusu görüşmenin hemen ardından PYD'ye ültimatom vererek, dikilen PKK
bayraklarının indirilmesini isteyip, Esed desteğinin sürmesi halinde
PYD'yi de hedef alacaklarını bildirdi.
Ankara'nın Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile
yakın işbirliği neticesinde köşeye sıkışan PKK açısından Esed'in
uzattığı el altın değerinde. Örgüt, Suriye'yi yeni bir toparlanma kampı
olarak görüyor. Özellikle PKK içindeki ‘Suriye kanadı' eve dönmenin
rahatlığını yaşıyor. Buna karşın Ankara, Suriye sınırına takviye askerî
güç sevk ederek, PKK'nın Irak'tan Suriye'ye kayıp, burada konuşlanmasına
izin vermeyeceğini gösteriyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Barzani
ile bu gündemi konuşmak üzere Kuzey Irak'a gitmesi Ankara'nın meseleye
verdiği ehemmiyeti gösteriyor.
Barzani'nin son dönemde İran ve Bağdat'taki uzantısı Nuri El Maliki
hükümeti ile yaşadığı sorunlar Ankara ve Kuzey Irak'ı birbirine
yaklaştırdı. Bölgesel Kürt Yönetimi'nin PKK'yı silahsızlandırma ve
teröre karşı ortak mücadele konusunda Türkiye'ye söz vermesi ilişkileri
geliştirdi. Ankara Barzani'nin Suriye Kürtleri üzerinde hâkim olmasından
da rahatsız değil. Zira oluşan boşluğu Barzani'nin doldurmaması halinde
PKK'nın doldurmaya çalışacağını hesaplıyor. Bu pencereden bakıldığında
PKK konusunda geçmişte zikzakları bulunan Barzani ile Suriye'de zoraki
işbirliğine gidilme ihtimali beliriyor.
Bölünme senaryoları ülkede yakın gelecekte yaşanacak iktidar
mücadelesine dair önemli ipuçları veriyor. Henüz Esed gitmeden Kürtler,
Nusayri ve Araplar arasında iktidar mücadelesi başladı bile. Dahası her
grup içinde de iç çatışmalar var. Kürtler PKK, Barzani ve Suriye
arasında bölünmüş durumda. Türkmenlerin bazısı Türkiye'ye bakıyor,
bazısı da Araplaşmış durumda. Hıristiyanların bir kısmı Rum Ortodoks,
bir kısmı Rus Ortodoks kilisesi ile irtibatlı. Nusayri denilen kitlenin
bir kısmı Şiileşmiş ve yönünü İran'a dönmüş durumda. Esed de ülkeyi
ayrışmaya sürükleyerek etnik ve mezhebî kutuplaşmayı körüklüyor.
Kuzey'de Kürtlerle Arapların, Batı Akdeniz şeridinde Sünnilerle
Nusayrilerin kanlı nüfuz mücadelesine girişmesi kuvvetle muhtemel. ABD
işgali sonrasında Kürtlerin Irak'ta elde ettiği iktidar gücü gerek
Kürtlerin gerekse Nusayrilerin iştihanı kabartıyor. Onlar da Iraklı
Kürtler gibi yeni dönemde iktidarın ortağı olmayı hedefliyor. Nüfus
oranı bakımından ağırlıkta olan, muhalif cephenin bel kemiği konumundaki
Sünni Arapları çetin iktidar savaşları bekliyor.
Burada kilit soru şu; Esed gidecek, Baas kalacak mı? Zira 2003'te
Irak'ı işgal eden ABD, Irak lideri Saddam Hüseyin'in yanında Baas
rejimini de dağıtmış, dolayısıyla tüm devlet mekanizmaları çökmüştü.
Küresel inisiyatif, kötü Irak örneğinden hareketle Suriye'de kana
bulaşmamış Baas figürlerinin siyasette var olmalarından yana. Çünkü
Baas'ın yönetiminde Nusayri azınlık olsa da partinin içinde
Hıristiyanlarla Sünni Araplar var. Yeniden devlet kurma külfetine
girmemek için hem batı hem de muhalifler ılımlı Baas figürü altında
geçiş dönemine yeşil ışık yakıyor. Türkiye'de ülkenin bütünlüğünün
korunması ve akan kanın durdurulup, kaybolan devlet otoritesinin yeniden
sağlanması için bu plana destek veriyor. Bir nevi Yemen'de 33 yıllık
iktidarını yardımcısı Abdurrabu Mansur El Hadi'ye devredip çekilen Ali
Abdullah Salih gibi Esed'ın koltuğunu terk etmesi isteniyor. Ancak bu
plan suça bulaşmış Baascıların affedileceği anlamına gelmiyor.
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Kerim Balcı, elli yıldır zulüm görmüş
Suriyelilerin Baasla hesaplaşma yoluna gideceğini, eli kana bulaşanları
cezalandırmaya çalışacaklarını düşünüyor: "Esed sonrası Suriye'de kanlı
bir iktidar mücadelesi başlayacak. Elli yıldır zulümden nasiplenmiş
olanlar da -buna isterseniz Beyaz Suriyeliler diyebilirsiniz-
iktidarlarını, ihtiraslarını bırakmak istemeyecek. Bu mücadele
bürokrasinin her katmanında, yerel yönetimlerin her katmanında, hatta
diyebilirim ki okul aile birliklerinin, apartman yönetimlerinin yeni
baştan şekillenmesinde yaşanacak. Ama biz daha ziyade eski yönetimi
sembolize eden askerle, yeni yönetimi sembolize eden Suriye Ulusal
Konseyi arasındaki güç mücadelesinin haberlerini okuyacağız. Bunun
yanında Baas rejiminden nemalanmış ‘Suriye Ergenekoncuları' yeni dönemde derin ittifaklarını devam ettirmeye çabalayacak. Bu kademede, rejim karşıtı mücadeleye karışmamış oldukları için hem
Baasçılar, hem de Baas karşıtları nezdinde kredileri sağlam olan Emevi
Camii ulemasının önemli bir görev üstlenebileceğini düşünüyorum. Suriye
ya parçalanır, ya da Emevi Camii'nin etrafında birleşir.”
Yeni iktidar 17 aydır iç savaş halindeki ülkenin ekonomik sorunlarıyla
da yüzleşecek. Mısır veya Libya'dan farklı olarak Şam'ın rejim
değişikliği sonrasında hemen devreye sokabileceği petrol ve doğalgaz
kaynakları yok. Yıllardır İran'ın desteğiyle ayakta durmayı başaran
rejim el değiştirdiğinde, derin ekonomik kriz yaşanacak. Bir taraftan
yıkılmış olan altyapıların inşası, diğer yandan zarar görmüş sosyal
ilişkilerin (üstyapının) tedavisi hayli zor olacak.
Sonu Kaddafi gibi olmasın
Üst düzey bir Türk yetkiliye Ankara'nın dağılma sürecine giren Suriye
karşısındaki tutumunu sorduk. Verdiği bilgiler şöyle: "Ulusal Güvenlik
Binası'na yönelik bombalı saldırının ardından Esed'in gidiş süreci
hızlandı. Artık haftalardan bahsediyoruz. Kabul etmesi halinde onu
üçüncü bir ülkeye taşımaya hazırız. Buna, ülkede akan kanın durması ve
Esed sonrası geçiş sürecinin biran önce başlaması için talibiz. Kimse
kanlı bir değişimi arzulamıyor. Ankara geçen hafta Suriyeli muhaliflere,
ülkenin demokratik anayasa çerçevesinde toprak bütünlüğü korunarak
kalmasının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha anlattı. Türkiye
Suriye'de düzenin yeniden tesisi için uluslararası camianın birlikte
hareket etmesi gerektiğini ısrarla vurguluyor.”
Aynı yetkiliye Esed'in güncellediği PKK kartını, sınırdaki yeni oluşum
sinyallerini hatırlattığımızda cevabı şöyle oldu: "Suriye'de çatışmalar
daha bu boyuta ulaşmadan, Esed'in zor durumda kaldığında PKK kartını
oynayacağını biliyorduk. Esed Türkiye'yi, Türk halkını kızdırıp, sıcak
çatışma ortamına çekmek için yapıyor bunu. Muhaliflerin bu oyuna
gelmemesi gerekiyor, açık şekilde kendilerine ilettik. Bu bağlamda
Türkiye'nin önceliği Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması. Ancak
Suriyeli Kürtlerin ülkenin kuzeyinde Kuzey Irak benzeri bir yönetim
beklentisi olursa, buna Suriye halkı ile karar verecek. Bizim açımızdan
bu oluşum ancak üniter Suriye içinde düşünülebilir.” Türk yetkili
‘hazırız' dese de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ‘gerekirse Suriye'ye
gireriz' çıkışı Ankara'nın PKK ve Kürt otonom planlarına hazırlıksız
yakalandığını hissettiriyor.
Uluslararası ilişkilerin ana kaidelerinden biri; ‘Devletler en iyi
ihtimali konuşur, en kötü ihtimale hazırlanır'. Ancak bu Suriye'de
işletilemedi. Kendine has küresel çıkar ağlarıyla çevrili Esed rejiminin
geçen 1,5 yılda 18 binden fazla sivili katletmesine göz yumuldu. Esed
iktidarıyla birlikte ülkeyi de yok olma sürecine doğru taşırken,
bölgesel-küresel aktörler hâlâ sonuç odaklı adımlardan kaçınıyor. Bir
bakıma Ortadoğu'nun ateş çemberine dönüşüne ‘bilinçli' kayıtsız
kalınıyor. Bu zaviyeden bakıldığında Suriye krizinin iki karşıt tarafı
konumundaki Rusya ile Batı'nın, Esed sonrası geçiş dönemiyle ilgili
neden bir anlaşmaya varamadığı anlaşılıyor. Rusya ve Çin'in yanında ABD,
İsrail ile İran'ın Esed sonrası iktidara gelme ihtimali yüksek olan
Sünnilerle ilgili çekinceleri olduğu görülüyor. Kısa zamanda aşılması
beklenmeyen bu angajman, Suriye'nin yanında tüm bölgeyi ciddi
kırılmalara taşıyabilir.
Bunun yanında muhaliflerle onları destekleyen ülkelerin üzerinde
anlaştığı bir geçiş planı yok. Rusya'nın Baas önderliğindeki geçiş
süreci önerisi SUK tarafından kabullenilse de Esed'in gitmesi Baas'ın
kalması durumunda ülkenin yeni bir döneme geçemeyeceği ortada. Yeni
dönemde iktidarı hedefleyen Suriye İhvanının da Mısır İhvanından farklı
olarak yeterince birikimli, donanımlı ve planlı olmadığı görülüyor.
Peki, Türkiye, sınırında yaşanan, gelecek 10 yıllara etkisi olacak yeni döneme, yansımalarına ne kadar hazır?
Konuştuğumuz yetkili, Ankara'da güvenlik ve İstihbarat birimlerinin
katılımıyla yapılan geniş kapsamlı toplantılarda, Esed sonrasına dönük
senaryoların çalışıldığını aktarıyor. Suriye'de hissedilen PKK
yapılanması başta, yeni dönemde artması beklenen mülteci akınına dönük
bazı güvenlik tedbirlerinin uygulamaya sokulduğunu söylüyor: "Türkiye
olarak, Suriye'deki krizin çok boyutlu olası yansımalarını da göz önünde
bulunduruyoruz. Suriye'deki krizin daha vahim boyutlar kazanmasına
mahal vermeden sona erdirilmesine yönelik çabalarımızı ilgili tüm
bölgesel ve uluslararası aktörlerle işbirliği ve eşgüdüm halinde
sürdürüyoruz.”
Aynı soruyu yönelttiğimiz uzmanlar, o kadar pozitif konuşmuyor. Mesela
Doç. Dr. Gökhan Bacık, Türkiye'nin yeni dönemde kazanıp-kaybetmesini
Ankara'nın atacağı adımlara bağlıyor: "Bölgede yeni fırsatlarla birlikte
riskler oluşacak. Türkiye'yi bekleyen en büyük tehdit, kendi içindeki demokratik eğilimi riske edecek siyasi karmaşadır. Türkiye'nin iki büyük sermayesi var; demokrasi ve ekonomik gücü. Bu
ikisini etkisiz kılacak her şey Türkiye'yi zora sokar. Bunlar güçlü
oldukça Ortadoğu'daki krizler bile Türkiye tarafından müspet
kullanılabilir. Türkiye, Suriyeli Kürtlerin otonomi talebini iyi okursa,
bölgede yeni yükselen aktörleri-grupları iyi analiz ederse büyük fırsat
alanları elde eder. Sınırları dahilindeki Kürt sorununda da güçlü bir
inisiyatif kazanır. Ankara Irak'tan sonra Suriye'de bölgesel bir Kürt
yönetimiyle sorun yaşamak istemiyorsa önce kendi Kürt sorununu çözmeli.”
‘İş adamlarımız hazır olmalı'
Kerim Balcı, yeni dönemde Türkiye'ye dönük PKK tehdidinin artacağını, kitlesel mülteci göçüne maruz kalınacağını öngörüyor. Bununla birlikte
Türk işadamlarının Suriye'den gelecek taleplere hazırlanması gerektiğini
ifade ediyor: "Türkiye, kötü ihtimalle yüz binlerce insanın öleceği,
milyonu aşkın insanın sınırlarına göçmen olarak yığılacağı, Baas
rejiminin kimyasal silahlarının PKK ve diğer terör örgütlerinin eline
geçtiği bir felaket senaryosuyla karşılaşabilir. İyi ihtimal ise yoğun
gıda, ilaç, inşaat malzemesi ihtiyacı patlaması yaşanır. Bu ihtiyaca
hızla cevap verebilen ülke Suriye'nin geleceğinin mimarı olur. Yeni
Suriye'nin dostu olabilmek için Eski Suriye'yle ilişkileri kesmiş olmak
yetmez. Verilen sözleri yerine getirebilmek, talep edilen kredileri
sağlayabilmek, Türk iş adamlarının -Antep-Maraş-Malatya üçgenine büyük
rol düşüyor- Suriye'ye erişimini hızlandırabilmek, ihale takibini
yapabilmek, hızla banka şubeleri açabilmek, okullar kurmak, hastaneler
açmak da gerekiyor.”
Yrd. Doç. Dr. Ferhat Pirinççi de, Türk kamuoyuna yönelik
dezenformasyonların artacağını, hükümetin halk desteğini kaybetmemek
için bilgi kirliliğini önlemesi gerektiğini belirtiyor. Esed sonrasında Suriye'nin toparlanmasının en iyi tahminle 5-10 yılı bulacağını, o süreçte Türkiye'nin tahriklere kapılmaması gerektiğini vurguluyor:
"Kamuoyu, Arap Baharı süreciyle devrilen otoriter rejimlerin bir gecede
demokrasiye geçmesini bekliyor. Oysa demokrasi kültürü bir birikim, eski
rejimin izlerinin silinmesi ve normalleşmenin sağlanması için belirli
bir zaman gerekiyor. Bu noktada özellikle vurgulanması gereken husus,
yeni dönemde sistemin işlemesinde bazı aksaklıkların olması doğaldır. Bu
aksaklıkları ‘Suriye'deki gelişmeler Esed dönemini arattı' şeklinde
değerlendirmemek gerekiyor. Süreç ne kadar kısa olursa Suriye ve bölge
için o kadar iyi olacak.”
Resmin geneline bakıldığında, Suriye krizinin salt Baas-Esed sorunu
olmadığı, bölgesel ve küresel güçlerin Şam üzerinden nüfuz mücadelesi
yürüttüğü görülüyor. Bu açıdan yeni Suriye bir bakıma yeni Ortadoğu'nun
bir bakıma da Doğu Akdeniz'de yeni devasa enerji havzasının anahtarı
konumunda. Ankara Esed sonrasında Suriye'de beliren pastanın
büyüklüğünün farkına varıp, oyunu ona göre oynamalı. Aksi halde yanı
başında yükselecek yeni Suriye'yi kaybetme ihtimali var.
ABD, gizli operasyona soyundu
Türkiye'nin ısrarlı tutumuna rağmen son günlere kadar Suriye krizine
mesafeli duran ABD yönetimi, Esed'in güç kaybetmesine paralel olarak
soruna taraf olmaya başladı. Kaynaklara göre, Washington yönetimi
Esed'in düşüşünü hızlandırmak için biz dizi gizli operasyon yürütüyor.
Aynı kaynaklar Amerikan predatörlerin Suriye üzerinde uçarak istihbarat
topladığını ve bilgilerin muhaliflere verildiğini belirtiyor. CIA,
Dışişleri Bakanlığı, Hazine Bakanlığı ve ABD ordusunun koordinasyonunda
istihbarat elemanlarıyla yürütülen gizli operasyonda İran'ın Şam'a
yönelik silah ve petrol sevkiyatının önlenmeye çalışıldığı aktarılıyor.
ABD'nin bu çerçevede Bağdat'a baskı kurup, Irak hava sahasını Tahran-Şam
arasında uçan İran uçaklarına kapattığı biliniyor. ABD ayrıca Esed'e
silah, petrol taşıdığı tespit edilen gemilerin Süveyş Kanalı'ndan
geçişini engelliyor. Buna karşın Amerika son ana kadar askerini
Suriye'ye sokmak istemiyor. Zira Başkan Barack Obama kasımdaki başkanlık
seçimleri öncesinde Amerikan askerlerini Esed'e destek için Suriye'ye
geçen Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları'na yem etmek istemiyor. ABD
yönetiminin en son isteyeceği şey kendilerinin veya İsrail'in Suriye'ye
müdahil olmak zorunda kalacakları bu tür bir saldırı. ABD'nin sınırlı da
olsa Suriye meselesinde taraf olması Esed'in gidişini hızlandırması
açısından önemli.
İsrail kargaşa istiyor
Esed'in Müslümanlara dönük giriştiği kitlesel katliamlara ses
çıkarmayan, gerektiği takdirde Nusayrilere Şam'dan savaşarak aldığı
Golan Tepeleri'ni açacağını söyleyen İsrail yönetimi, Baas'ın gidişine
pek sevinmiyor. Zira Tel Aviv açısından zayıflamış Esed-Baas rejimi
‘ehven-i şer'di. Suriye'de düşük düzeyli bir yönetim krizinin yaşanması
bölgesel çıkarlarıyla örtüşüyor. Aynı kargaşanın sürmesini istiyor. Bu
sayede Suriye'nin İran ile ilişkilerinin zayıflayacağını; Lübnan'daki
Hizbullah'ın hayat damarının kuruyacağını hesap ediyor. Şam'da sağlam
bir idare ve iradenin oluşması durumunda Suriye'nin Golan Tepeleri ile
alakalı talepleri canlanabileceğini görüyor. Diğer taraftan İsrail
üçüncü devletler üzerinden yeni yönetime ülkedeki bütün kimyasal
silahların yok edilmesini dayatacak. Büyük ölçekli bir Suriye iç savaşı
İsrail'in işine gelmiyor. Zira bu sınırlara yığılan göçmenler anlamına
gelecek. Yeni dönemde idareyi ele geçirmek isteyenler retorik boyutuyla
İsrail karşıtlığını kullanacak. Suriye rejimi her zaman Filistin
Davası'nın hamiliği söylemi ile kendi varlığını meşrulaştırdı. İktidarın
yeni taliplilerinin de bu yolu izleyecek olması İsrail'i rahatsız
ediyor. İsrail'in Suriye'deki Kürt otonomu ile Lazkiye'deki Nusayri
oluşumunu, yani ülkenin bölünmesini bölgedeki nüfuzunu güçlendireceği
için sessizce desteklediği görülüyor.
Fransa'ya dikkat!
Libya krizine son anda müdahil olup, Muammer Kaddafi'yi devirerek yeni
iktidarın güvenini kazanan Fransa benzer stratejiyi Suriye'de yürütüyor.
Ülkede geçen 16 ayda yaşanan katliamlar karşısında sessizliğini koruyan
Fransa hükümeti, Esed rejiminin sallanmasıyla muhalifler üzerinden
soruna müdahil olmaya başladı. Paris, Suriye Cumhuriyet Muhafız
Birliği'nden ayrılarak Türkiye üzerinden Fransa'ya sığınan Tuğgeneral
Menaf Tlas'ı Esed sonrası iktidar figürü olarak sunmaya çalışıyor. Sünni
olan Tlas, eski Savunma Bakanı Mustafa Abdulkadir Tlas'ın oğlu. Tlas
ailesi, Esed'e yakın birkaç Sünni aileden biri. Tuğgeneral Tlas'ın
ülkeden temmuz ayında çıktığı, ağabeyi ile babasının ise aylar önce
Fransa'ya yerleştiği belirtiliyor.
MESUT ÇEVİKALP - AKSİYON