O kadar büyük bir susuzluktan muzdaripler ki...
Araplara karşı katıksız bir oryantalizmle büyümüş nesiller şimdi yıllardır hiç olmadığı kadar Ortadoğu'da gerçekleşen olaylara dikkat kesilmiş durumdalar.
Araplara karşı katıksız bir oryantalizmle büyümüş nesiller şimdi
yıllardır hiç olmadığı kadar Ortadoğu'da gerçekleşen olaylara dikkat
kesilmiş durumdalar.
Arapların uzun entarilerinin altılarına terlik giymelerini, sarıklarını
bağlama şekillerini, kadınlarının örtünmelerini, Arapların "yan gelip
yatmalarını", onların kültürel anlayışlarından, dine bakışlarına kadar
karakteristiklerini oluşturan her şeyi aşağılamayı tercih ettik. Türkiye
Cumhuriyeti "Araplar bizi arkadan bıçakladı" düsturuyla "Biz Ortadoğulu
değiliz, Batılıyız" iddiası üzerine kuruldu. Halbuki öykündüğümüz Batı
yüzyıllardır Ortadoğu'da egemenlik savaşı verdi, halen de veriyor. Bizse
Arap olan her şeyden uzak kalmayı büyük bir kibirle kabul ettik.
Bir Fransız Arap toplumunu bizden daha iyi biliyor
Tibet'te Yedi Yıl, Kapımdaki Düşman, Gülün Adı filmleriyle bilinen ünlü
Fransız yönetmen Jean Jacques Annaud'un geçen aylarda Türkiye'de
gösterime giren "Kara Altın" (Black Gold) adlı filmi tam da bu noktada
uzak durduğumuz Arap Dünyası'nı daha iyi anlamamız için ilginç bir
hikaye anlatıyor. Mark Strong'un canlandırdığı Sultan Ömer ve Antonio
Banderas'ın muhteşem oyunculuğuyla ekrana yansıttığı Emir Nesib'in
hikayesi Arap dünyasının petrolle sınavını geçtiğimiz 150 yılın oldukça
basit fakat bir o kadar da hakikate yakın tablosunu çizerek gözler önüne
seriyor. Tarafsız Bölge'de petrol bulunduktan sonra anlaşmaya ihanet
eden Emir Nesib Türkiye'de alıştığımız gibi tümden kötü bir karakter
olarak da biçimlendirilmemiş, bu açıdan da ayrıca bir takdiri
hakkediyor. Filmde petrolün Arap yaşamını nasıl kökten değiştirdiğini,
Arapların yaşama bakışlarını özellikle Bedevi alt kültürüne dayanarak
görmek mümkün oluyor. (Bir Fransızın bu coğrafyada yüzyıllarca yer almış
bir toplumdan daha iyi bir şekilde Arap yaşamını anlamış olması ise
bizim için ayrı bir utanç olmalı.)
Filmde, maddiyatçı ve refaha dayalı bir toplum kurmak isteyen Emir
Nesib'in karşısında geleneksel değerlere ve söze bağlı Sultan Ömer
çıkıyor.
Sultan Ömer, "Bu odada gördüğün her şey, ya kanla ya da sevgiyle
kazanılmıştır. Asla parayla değil" diyerek bugün oldukça müreffeh bir
yaşam süren fakat mezhepçilikten ve kendi iktidarından başkasını
düşünmeyen Emir Nesib gibilere de bir ders veriyor. Ömer, " Nesib,
okullar inşa ediyor. Nesib, hastaneler inşa ediyor. Bunlar, sanki biz
tutsak kadınlarmışız gibi yabancıların bize verdiği kıvır zıvır. Asla
gitmeyecekler. Onların çok daha fazlası olacak... ...ve böyle yerlerin
binlercesini inşa edecekler. Çünkü....o kadar büyük bir susuzluktan
muzdaripler ki bu asla giderilemez. Hatta buradan gitseler bile sonunda
biz artık kendimizi tanıyamayacağız…" diyor.
Bu sözler doğrudan genelde Arap emirlikleri ve özelde Suudi Arabistan
eleştirisi olarak da okunabilir. (Öyle olmasa da bu şekilde anlamak
istiyorum) ABD Başkanı Franklin Roosevelt ile 1945'te masaya oturan Kral
Abdülaziz bin Suud petrolün cömertçe paylaşılması karşılığında ABD
himayesi altına girmişti. Fakat Kara Altın'dan farklı olarak Suud ailesi
zenginleştikçe ülkede daha fazla yatırım olmadı, sadece Arabistan'ı bir
lüks tüketim cenneti haline getirdiler. Bugün Kabe'nin tepesine
diktikleri hadsiz bir mimari garabet olan ultra lüks kuleler de bunun
bir nişanesi gibi. Suudi Arabistan'ın merkez bankasında 650 milyar
doları bulunuyor. Ülkede 30 yaş altında işsizlik yüzde 30'un üzerinde,
kişi başına düşen milli gelir Slovenya seviyelerinde…
Ortadoğu önemini yitiriyor mu?
Petrol gelirleriyle kendilerini finanse eden Arabistan emirleri petrol
nihayet sonlandığı zaman neler yapacaklar bu da ayrı bir soru. Öte
yandan bölgenin "büyük güçlerin oyun sahası" olarak önemini ne kadar
koruyacağı da bilinmiyor.
Muhafazakar düşünce dergisi National Interest'e Temmuz / Ağustos sayısı
için bir makale kaleme alan National Defense University (Ulusal Savunma
Üniversitesi) öğretim üyesi Paul D. Miller Ortadoğu'nun petrolün
tükenmesi ve bu enerji türüne ihtiyaç kalmamasıyla önemini yitireceği
kanısında. "Solan Arap Petrol İmparatorluğu" başlıklı yazısında "Bölge
ABD'yi dünya petrol piyasalarındaki etkisi nedeniyle ilgilendiriyor.
Fakat bu etki bir jenerasyon içerisinde yok olacak ve bu gerçek pek çok
gözlemci tarafından göz ardı ediliyor" diyor.
Miller'a göre 20 yıl içinde Ortadoğu'nun jeopolitik öneminde büyük bir
düşüş olacak, bu da SSCB'nin çökmesi kadar tarihi bir ana işaret ediyor.
Amerikalı akademisyen, "Bu çöküş SSCB'den daha az tarihi değildir fakat
daha yavaş yaşandığı kesin. ABD'nin özelikle Asya'daki çıkarları daha
büyük bir tehdit altında" diyor.
En azından bu bakış açısı Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'a
"Amerika'nın Pasifik Yüzyılı" makalesini yazıdan nedenler silsilesini
daha iyi bir şekilde açığa çıkarıyor.
Sözün özü mensubu bulunduğumuz bir coğrafyanın farkına varıp orada yer almamız için on yıllar geçmesi gerekti. Halen bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda Ortadoğu uzmanımız var. Bunların pek çoğu bölgedeki 5 yıldızlı otellerde gördüğünden fazlasını bilmiyor ve Araplara karşı cahilliğimiz de halen sürüyor. Arapların o güzel çöl yaşamını, kendi estetik anlayışlarından geleneksel kültürlerine, tarihlerine, siyasetlerine kadar haklarında o kadar az şey biliyoruz ki. Belki de Ömer'in "kütüphaneci" oğlu Prens Auda gibi daha çok okumaya, daha çok anlamaya ihtiyacımız var.
Annaud ve Antonio Banderas
Sabah