Nimet Baş: Babam solcuydu ben hep demokrattım
Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş, uzun süren sessizliğini bozdu. Hep demokrat olduğunu ifade eden Baş, "Babam solcuydu; ama sonradan demokrat oldu." diyor. 10 yıllık AK Parti iktidarında ilk kez bakanlık koltuğuna oturmadı. Kritik bakanlıklarda görev aldı. Cumhuriyet tarihinin en uzun süre görev yapan tek kadın bakanı olarak tarihe geçti. Bir dönemin kadın ve aileden sorumlu devlet bakanı, önceki dönemin millî eğitim bakanıydı. Şimdi yine kritik bir görev yürütüyor Meclis'te. Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş, uzun süren sessizliğini bozdu. Ailesi ve hayatıyla ilgili bilinmeyenleri ilk kez anlattı.
Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş, uzun süren sessizliğini bozdu. Hep demokrat olduğunu ifade eden Baş, "Babam solcuydu; ama sonradan demokrat oldu.” diyor.
10 yıllık AK Parti iktidarında ilk kez bakanlık koltuğuna oturmadı. Kritik bakanlıklarda görev aldı. Cumhuriyet tarihinin en uzun süre görev yapan tek kadın bakanı olarak tarihe geçti. Bir dönemin kadın ve aileden sorumlu devlet bakanı, önceki dönemin millî eğitim bakanıydı. Şimdi yine kritik bir görev yürütüyor Meclis’te. Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş, uzun süren sessizliğini bozdu. Ailesi ve hayatıyla ilgili bilinmeyenleri ilk kez anlattı.
O zamanlar Konya’nın, şimdi Karaman’ın ilçesi Ayrancı’da iki katlı bir evde, 1965’te başlar hayatı. Bahçe içerisindeki iki katlı o evden çocuk sesleri yükselir hep. Kolay değil, 10 çocuklu kalabalık bir ailedir onlarınki. Baba Ferit Baş, nakliye işiyle uğraşan, çocuklarına düşkün biri; anne ise Ankara’da eğitimini tamamlayıp ebe olarak Ayrancı’ya atanan Emine Hanım’dır. Tayin olup Karaman’a geldiğinde Ferit Bey’le tanışırlar. Tanıştıklarında Ferit Bey’in başından iki evlilik geçmiştir bile. Bu evliliklerden de beş çocuğu vardır. Ancak Emine Hanım’a âşık olur ve kısa süre sonra üçüncü ve son evliliğini yapar. Bu evlilikle birlikte, beş çocuk daha katılır aileye. O beş çocuktan ikincisi babaannesinin ismini taşıyacak olan Nimet Baş olur.
Ev kalabalık, nüfus fazladır; lakin ne kavga ne gürültü vardır. Eşler ayrıdır; ama kardeşler hep birliktedir o evde. Farklı cinsiyetlerle ve yaş gruplarıyla bir arada büyümenin faydasını yıllar sonra daha iyi anlarlar. 10 çocuğun en yakın arkadaşları da birbirleridir. Yedi erkeğin ‘sayıca’ egemen olduğu evde, erkek oyunları oynanır. Kimi zaman futbol oynarken kimi zaman misket yuvarlarken bulur kendini Nimet Baş. Kardeşlerden ikisinin sinema merakı sayesinde dönemin Western filmlerinde görür kendini. Evin alt katını sinema salonu hâline getirip film oynatacak kadar büyüktür merakları. Onlar yönetmen, kardeşler oyuncudur. Bahçesinde kovboyculuk oynanan, hayaller kurulan o evde zamanın nasıl geçtiğini hiçbiri anlamaz.
Gündüz oyunlar oynanan o ev, akşamları faklı bir muhabbete kapı aralar. Müziğe meraklı baba Ferit Bey, eline cümbüşü alıp çalmaya başladığında sabahki çocuk cıvıltıları, yerini başka bir eğlenceye bırakır. Baba çalar, çocuklar söyler. Bir zaman sonra babadan etkilenen erkek çocuklar da alır birer enstrüman ellerine. Hem çalıp hem söylemeye başlarlar.
Avukatlığın temeli kayalıklar!
Sessiz bir çocuktur Nimet. Yeri gelmeden pek konuşmaz. Babası Ferit Bey’in de dikkatinden kaçmaz bu durum. İlkokula başladığında, öğretmenden bir ricası vardır: "Nimet çok sessiz bir çocuk. Ben istiyorum ki biraz atak olsun.” Aslında çok da sessiz değildir. Yalnız kaldığında evin önündeki yüksek kayalıklara çıkıp bağıra bağıra konuşur. Çocuk aklında o kayaların altında insanlar olduğunu tahayyül eder, onlara konuşma yapar aklı sıra. O fark etmese de avukatlığa geçişin ilk tohumlarıdır bu aslında.
Ferit Bey babasını 16 yaşında kaybetmiştir. Ağabeyleri lise ikinci sınıfta okuldan alınca içinde ukde kalmıştır okumak. O yüzden kız-erkek fark etmeksizin hepsine okuma şevkini aşılar. Çocuklarının medeni cesaret sahibi olmasını ister. Nimet’in ‘re’leri söyleyemediğini fark edince, kayalıklara götürüp yüksek sesle konuşturur kızını. Babasının sayesinde re harfini söylemeyi yankı yapan kayalıklarda öğrenir. İlkokul öğretmeninden ricası kısa süre sonra gerçekleşir. Öyle bir duruma gelecektir ki baba Ferit Bey öğretmene gidip "Biraz fazla atak olmuş.” diye espri yapacaktır.
Okulda da herkesten farklıdır Nimet. Siyah önlüğü hiç sevmez. Her gün okulun bahçesinde önlüğünü bilerek ıslatıp öğretmene, "Önlüğüm ıslandı, çıkarabilir miyim?” diyerek kıyafetleriyle oturmayı alışkanlık hâline getirir.
Baba figürü Nimet Baş’ın hayatında farklı bir öneme sahiptir. Çocuklarına düşkünlüğü, onları okutma azmi her zaman etkiler onu. Üniversite tercihlerinde babasının beklentisi hukuk okuması yönündedir. Sınav günü yine babası kapıda bekler kızını. Sonuçlar o döneme mahsus ilk kez gazetelerde açıklanır. Baba Ferit Bey, erkenden gazete bayiinde alır soluğu. Sonuçlar şaşırtmaz aileyi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanır Nimet Baş. Hem baba mutludur hem kendisi. Ferit Bey sonuçlar açıklandığında artık alışkanlık hâline getirdiği üzere sokağa atar kendini. Konu komşu, eş dost, akraba sorsun da gururla anlatsın ister çocuklarını.
İstanbul’a gelmeyi, büyük şehirde okumayı, hukuk fakültesini kazanmayı kafasında büyütmez Nimet. Hayatı akışına bırakmayı, olduğu gibi yaşamayı tercih eder. Kariyer planlaması ya da evlilik yoktur kafasında. Ancak üniversite yıllarında tanıştığı Birol Çubukçu’yla üçüncü sınıfta evlenmeye karar verir. Okulu bitirip avukatlık stajını tamamladığında bir elinde ruhsatı bir elinde oğlu Çağrı vardır: "Hiçbir şey için çaba sarf etmedim. Formel hiçbir takıntım yoktu. Bir şeyleri planlasaydım evlenmezdim. Bütün bunları yapayım ama bunları da yapmayayım gibi bir planlamam olmadı. Bana ne nasip olduysa onları yaşadım.”
İsmini kendisi verir oğluna. Hem Çağrı filminden esinlenir hem de Beyazıt’ın oğlu Çağrı Bey’den. Ancak kolay olmaz bu ismi vermek: "Üniversitede medeni hukuk hocamız vardı. ‘Anne babanın en önemli vazifesi çocuğuna isim koymaktır’ derdi. Türkçe ses uyumundan tutun da anlamına kadar. Soyadı Çubukçu olunca imzası güzel olsun diye Ç ile başlasın istedim. Hem Türkçe olsun hem de inancıma ilişkin çağrışım yapsın istiyordum. Seslenirken üç heceli isimler kısaltılır; Abdullah Apo, İbrahim İbo gibi. Tek hecelileri ise seslenmekte zorlanırsın Caaaan, Meeeert gibi. Üç heceli olursa kısaltırlar, tek heceli olursa çağıramam diye düşündüm. Bu anlamda elimde sadece Çağrı kalmıştı.”
25 yıllık evliliğini geçen yıllarda sonlandıran Nimet Çubukçu, artık Nimet Baş olarak hayatına devam ediyor. İstanbul’da oğluyla birlikte yaşıyor. Bir ayağı Ankara’da, bir ayağı İstanbul’da. Sosyal bir iş yaptığını; ama sosyal biri olmadığını söylüyor.
-Oğlunuzla vaktiniz nasıl geçiriyor?
Uzun yıllar ceza avukatlığı yaptım, çocuk suçluluğu üzerine çalıştım. Çok kötü manzaralarla karşılaştım. Özellikle genç erkek çocukları çabuk öfkeleniyor, öfkelerini kontrol edemiyorlar. Oğluma "Eğer sen dışarıda bir yerde kalırsan ben o gece uyuyamam.” derdim. O da gitmezdi. Hani vardır ya bazı anneler ‘O bize gelsin’ diyen, ben onlardanım. Annelik tecrübesi denilen hissiyata inanıyorum. Modern bir anne gibi değil, çok geleneksel büyüttüm. ‘Oğlumla arkadaş gibiyiz’ derler ya, ben asla böyle bir şey olsun istemedim. Onun pek çok arkadaşı var; ama bir tane annesi var. Arkadaşıyla şakalaşırken ölçüyü kaçırabilir; ama anneyle bu olmaz. Anne-oğul ilişkisi bizimkisi. Ortak zevkimiz aynı restoranlarda yemek yemek. Onun gelişmiş bir müzik zevki var. Klasik müzik eğitimi aldı. Bateri, piyano çalıyor.
-Sizi eleştirdiği oluyor mu?
Çok. "Twitter’da çok sıkıcı bir kadınsın. Normalde esprili birisin; ama orada çok sıkıcı şeyler yazıyorsun.” diyor. Ben de onlar benim resmî görüşlerim diyorum (Gülüyor). Aslında o da çok esprilidir. Milletvekili olduğumda boynuma sarılıp "Dokunulmazlığın yok, bak ben sana dokunabiliyorum!” diye dalga geçmişti.
28 Şubat, siyasete girme sebebim oldu
-Siyaset nasıl gelişti?
13 yıl avukatlık yaptım. İnsan hakları, çocuk hakları alanında çalışmalar yapıyordum. AK Parti’nin 73 kurucusundan biriyim.
-Nasıl katıldınız? Teklif mi geldi?
Tayyip Bey (Erdoğan) o zaman belediye başkanıydı. Kuruluş safhasındaki çoğu kişiyi tanıyordum. Kurucuların arasında avukatlığını yaptığım isimler vardı. Aktif olarak 28 Şubat’ta önemli davalarda avukatlık yaptım. Yabancı değildim yani, o mücadelenin içinden geliyorum. Ağır ve yoğun bir baskı dönemi yaşanıyordu ve tek çözüm yolu siyasetti. Kız çocuklarının başörtülü okula girmediği bir ortamda özgürlüğü, insan haklarını savunuyorsunuz ve bunu değiştirebileceğiniz tek yer siyaset. Aynı zamanda ilgi duyuyordum.
-28 Şubat’ta kimlerin avukatlığını yaptınız?
28 Şubat’ta birçok önemli davanın avukatı bendim. Bu benim meslek etiğimle ilgili. Bunlar benim müvekkilim demek, hoşuma gitmiyor.
-Başbakan’ın avukatlığını yaptınız mı?
Hayır, yapmadım.
-Ailenin siyasi görüşü neydi?
Sol görüşlü bir aile. Babam bir dönem CHP’li, sonra sosyal demokrat. Sonraki yıllarda dünya görüşü değişmişti. Son on yılını dindar olarak geçirdi. Siyasi görüşleri de değişmişti.
-Sizin siyasi görüşünüz nasıl şekillendi?
Babam CHP’liydi; ama ben hep demokrattım. Kendimle ilgili tanımım bu. Herkesin doğuştan eşit olduğuna, herkesin kazanılmış haklarının olduğuna, demokrasinin toplumun tamamına yönelik olduğuna her zaman inandım. AK Parti Türkiye’de çok önemli şeyleri değiştirdi. Ben siyasal fikirlerini 90’lı yıllarda değiştirmiş biriydim. CHP’nin siyaset yapma tarzından da demokrasiye bakış açısından da hoşnut olmadım.
-Ailede darbelere bakış açısı nasıldı?
12 Eylül bizim ailemiz için çok sıkıntılı bir dönemdi. Benim de hafızamdan silemediğim anılarım var; ama bunu paylaşmıyorum! Komisyon üyelerimizin çoğu darbe mağduru. İşkenceye maruz kalmışlar. Hem bizim partimizden hem muhalefet partilerinden bizzat bunu yaşamış, bedelini ödemiş, uzun yıllar cezaevinde kalmış kişiler var. Ancak ben bu tür konularda bireysel hikâyelerimize odaklanılsın istemiyorum. Görevim itibariyle, bu konuda kendimi veya şahsi duygularımı çok dışında tutarak daha titiz bir çalışmayı sürdürebilmeyi amaçlıyorum.
-Bakanlığınız boyunca icraatlarınızdan çok dış görünüşünüz konuşuldu. Bu sizi rahatsız etmiyor muydu?
Toplumun, medyanın çalışan kadın algısı farklı. Sizin ne kadar kafanızın çalıştığına değer atfedilmiyor. Sadece dış görünüşünüz konuşuluyor. Neler yaptığınızın, buralara nasıl geldiğinizin önemi yok. Çok önemli bir toplantıya gitmişseniz, kimse bunu konuşmaz; ama kıyafetinizi manşet yapabilir. Herkesin zannettiği gibi hayatı alışverişte geçen biri değilim. Senede 2 veya 3 defa giderim. Oralarda da fazla zaman geçirmem. 15–20 dakikada hazırlanıp çıkan birisiyim. Yıllar önce aldığım bir şeyi bugün giyerim. Temiz ve titiz giyinmeye özen gösteririm.
Aksiyon