Erdoğan'dan Kılıçdaroğlu'na cevap!
"Tarafımıza iletilen "Suriye Çözüm Önerisi" mektubunuzda yer alan "Suriye konusunda Türkiye'nin, başka hiçbir ülkeyle kıyaslanamayacak kadar ağırlık ve etkisi vardır"
Başbakan Erdoğan 'ın Kılıçdaroğlu'na yazdığı mektup şöyle;
"YAPAMADIĞI" İDDİANIZ GERÇEKLERLE BAĞDAŞMAMAKTADIR"
"Tarafımıza iletilen "Suriye Çözüm Önerisi" mektubunuzda yer alan
"Suriye konusunda Türkiye'nin, başka hiçbir ülkeyle kıyaslanamayacak
kadar ağırlık ve etkisi vardır" tespitiniz, AK Parti hükümetlerinin
genel dış politika yaklaşımının ve hususen Suriye politikasının öneminin
altını çizen bir tespittir. Kuşkusuz AK Parti hükümetleri döneminde
Türk dış politikası, içerik zenginliğine ve yüksek performansa
kavuşmuştur. 2011 yılı başından itibaren Suriye'de yaşanan gelişmelere
karşı Türkiye'nin "etkili ağırlık koyabilecek" iken bunu "yapamadığı"
iddianız ise gerçeklerle bağdaşmamaktadır."
"CHP'NİN DE HAKLI OLAN HALKLARDAN YANA NET BİR TUTUM İÇERİSİNDE OLMASI BEKLENİRDİ"
"Arap halklarının meşru demokratik talepleri ile başlayan süreçte
Türkiye açık ve net bir şekilde halkların yanında yer almıştır. Türkiye;
Tunus, Mısır ve Libya'da olduğu gibi Suriye'de de diktatör rejime-
karşı duran halkın taleplerini desteklemektedir. Bu çerçevede,
Cumhuriyet Halk Partisi'nin de haklı olan halklardan yana daima açık ve
net bir tutum içerisinde olması beklenirdi. Zalim ile mazlum, katil ile
maktul, haklı ile haksız arasında ayrım yapmayan siyasi bir tutum,
insani ve ahlaki değildir. CHP yönetimi bu insani ve ahlaki zaaf ile
maluldür. Bu tutumun Suriye krizine çözüm üretmesi mümkün değildir.
Bölgedeki gelişmeleri dış güçlerin dayatması olarak görmek ise her
şeyden önce meşru talepler ile meydanlara çıkan halkların iradesine
karşı saygısızlıktır. Bu tavır, bölgedeki gelişmeleri algılayamamak ve
tarihin yanlış tarafında yer almakla eş anlamlıdır. Üstelik halkını
katleden rejimi cesaretlendirme olarak anlaşılmaktadır."
"FAS'TA YAPILACAK OLAN BİR SONRAKİ TOPLANTIDA BARIŞÇIL ÇÖZÜM ARAYIŞLARI DEVAM ETTİRİLECEKTİR"
"Suriye'deki olayların başladığı Şubat 2011'den, olayların tırmandığı
Eylül 2011 tarihine kadar Hükümetimiz Suriye'de diyalog, ulusal
mutabakat ve siyasi reform için her tür diplomatik kanalı kullanmış;
rejimi, reform konusunda ikna etmeye çalışmıştır. Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı olarak, Beşşar Esed ile yaptığım görüşmelerin yanı sıra, özel
temsilcilerim aracılığıyla verdiğim mesajlar her zaman Suriye'nin birlik
içerisinde reform sürecinin gerçekleşmesine yönelik olmuştur. Fakat bu
mesajlar rejim tarafından karşılıksız bırakılmış ve halka yönelik
katliamlar giderek artmıştır. Bundan sonra Hükümetimiz, sorunun çözümü
için Arap Birliği inisiyatifi ile bölgesel bir girişim başlatmıştır.
Arap Birliği de Türkiye'nin ortaya koymuş olduğu yol haritası üzerinden
rejimi geçiş sürecine ikna etmeye çalışmış fakat rejimin kan dökmeye
devam etmesi üzerine gönderdiği gözlemcileri geri çekmek ve girişimini
sona erdirmek durumunda kalmıştır. Arap Birliği girişiminin başarısız
olması sonucunda konu, Birleşmiş Milletlere taşınmıştır. Türkiye bu
uluslararası sürece de tam destek vermiştir. Bu aşamada Suriye rejimi,
Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği'nin ortak temsilcisi olarak atanan
Annan'ın sunduğu 6 maddelik planı kabul ettiğini ilan etmiş ancak bu
planın hiçbir maddesini uygulamamıştır. Birleşmiş Milletler Genel
Kurulu'nda Rusya ve Çin'in vetoları yüzünden karar mekanizmaları
tıkanmış ve bu süreç de başarısız olmuştur. Bunun üzerine Türkiye,
barışçıl çözüm arayışlarını devam ettirerek, Suriye Halkının Dostları
inisiyatifini başlatmıştır. Bu çerçevede Suriye halkının yanmda yer alan
uluslararası toplumun tüm üyeleri sırasıyla Tunus, Türkiye ve Fransa'da
toplanmıştır. Fas'ta yapılacak olan bir sonraki toplantıda barışçıl
çözüm arayışları devam ettirilecektir."
"HÜKÜMETİMİZ BU SÜREÇTE SURİYE HALKININ YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEKTİR"
"Ulusal, ikili, bölgesel ve küresel düzeyde yürütülen girişimler, Suriye
rejiminin çözümsüzlük ve katliamları sürdürmekteki ısrarı nedeniyle
akamete uğramış durumdadır. Bugün itibariyle Suriye'de tüm meşruiyetini
yitirmiş bir rejim vardır. Şimdiye kadar tüm yaşananlar görmezden
gelinip, bu rejimin barışçıl bir çözümün meşru bir tarafı gibi
gösterilmeye çalışılması, Suriye'deki derin insani krizin sorumlusu olan
rejime destek vermek anlamına gelmektedir.
Mazlum milletlere ilham kaynağı olmuş bir tarihi mirasa sahibiz. Dış
politikamız, bu tarihi mirasın devamı olarak ahlaki ve siyasi ilkelere
sıkı sıkıya bağlıdır, bu da halkların iradesinden yana olmamızı
gerektirir. Bu ilkeler çerçevesinde yürüttüğümüz devlet politikasına
muhalefet partilerinin, toplum kesimlerinin ve yazılı ve görsel medyanın
destek vermesi, Türkiye'nin ve Suriye halkının yüksek menfaatlerinin
bir gereğidir. Suriye'nin geleceğini Suriye halkının hür iradesi
belirleyecektir ve Hükümetimiz bu süreçte Suriye halkının yanında olmaya
devam edecektir."
"HÜKÜMETİMİZ, RUSYA, ÇİN VE İRAN İLE KRİZİN AŞILMASI AMACIYLA GÖRÜŞMELERİ DEVAM ETTİRMEKTEDİR"
"Ayrıca, bütün uluslararası aktörlerin sürece dâhil edilmesi amacıyla 30
Haziran 2012 tarihinde Cenevre'de Suriye toplantısı yapılmış ve Türkiye
bu toplantıda da barışçıl çözüm arayışlarını sürdürmüştür. Türkiye'nin
içinde bulunduğu ve destek verdiği bu girişimlerin tek hedefi,
Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve Suriye halkının meşru
demokratik talepleri çerçevesinde, kendi seçtiği yöneticiler eliyle
barış ve birlik içinde yaşamasıdır. Bu bağlamda, 3 Ağustos 2012
tarihinde 133 ülke, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, Türkiye'nin
perspektifi ile paralel olarak, Suriye'de dökülen kanın durması ve
barışçıl geçiş süreci için bir karar almıştır. Öte yandan, Hükümetimiz,
Suriye meselesinde farklı bir tutum içerisinde olan Rusya, Çin ve İran
ile krizin aşılması amacıyla görüşmeleri devam ettirmektedir. Geçen süre
içinde Başbakan olarak bu ülkelere yaptığım ziyaretlerde, Suriye
meselesini muhataplarımla etraflı bir şekilde ele aldım. Bu çabalarımı
da sürdürmeye devam edeceğim."
"CENEVRE TOPLANTISI SONRASI YAYINLANAN BİLDİRİDE YER ALAN PLANI, YENİ VE ORİJİNAL BİR ÖNERİ GİBİ SUNMAKTASINIZ"
"Gelinen noktada 20 bini aşkın sivil Esed rejimi tarafından
katledilmiştir ve yüz binlercesi de mülteci olarak komşu ülkelere
sığınmak durumunda kalmıştır. Bu çerçevede Türkiye'ye sığınan mülteci
sayısı, 80 bini aşmıştır. Katliamdan, bombalardan, tecavüz, işkence ve
ölümden kaçan bu insanlara kucak açmak, Türkiye'nin ahlaki, siyasi ve
tarihi sorumluluğudur. Bu konuyu bir iç siyaset malzemesi yapmak, ahlaki
ve siyasi bir yanlış olmanın ötesinde, gözlerimizin önündeki ağır
insani krizin sorumlusu olan rejime destek vermek anlamına gelmektedir.
Tarafınızdan bize gönderilen mektup, şimdiye kadar geçilmiş aşamaları
yeni bir plan olarak takdim etmektedir. Türkiye'nin Mart 2011'den bu
yana üzerinde çalıştığı ve en son Cenevre Toplantısı sonrası yayınlanan
bildiride yer alan planı, yeni ve orijinal bir öneri gibi sunmaktasınız.
Ve yine mektubunuzda, Suriye rejiminin katliamlara devam etmek
konusundaki ısrarının, her türlü çözüm sürecini baltaladığını görmezden
gelmektesiniz."