Ekranlarin degil sokaklarin gucu
Arap Bahari'nin belli hedefleri var. Bati'daki protestolarin yok
Once Kahire'nin gobeginde, Husnu Mubarek'i devirmek icin ayaga kalkan Misirlilarin birkac hafta icinde kurduklari bir mini devlet, yani Tahrir Cumhuriyeti vardi. Meydandaki kalabaligin uygarca ve yeteneklerini gelistirerek organize olmasini, orada bir revir, burada bir mutfak, bir cop toplama hizmeti, savunma birimleri, ibadet yerleri kurmasini izledim. Musluman Kardesler'den tutun da Cenevre'den henuz gelen Batililasmis Misirli kadinlara kadar yuz binlerce insan direnislerini dogaclama gelistirdiler... ve kazandilar. Arap Bahari'ndan ilham alan Isgal Et hareketi, Wall Street'ten Londra'daki St. Paul kilisesine kamplar kurdukca Tahrir'i baska mikro cumhuriyetler takip etti. Yillardir ilk kez kitlesel protestolar Bati kentlerini sarsiyor. Gostericiler (onlarin ruh halini en iyi belki de Ispanyollar, "los indignados" (ofkeliler) sozcuguyle yansitiyor) elbette Mubarek'inki gibi gaddar polis devletlerine karsi mucadele etmiyor, fakat bircok ortak kaygilarinin oldugu da kesin. Ister Kahire ister Milano'da olsun, guclulerin cezasiz kalmasina, giderek daha cok servetin kucuk bir azinlikta toplanmasina, is kaybina, yolsuzluga ve asagi lanmaya karsi sesler yukseltiliyor. Yunan gosterici Jasmine Rapti'nin The Guardian gazetesine soyledigi gibi, "Genclerin bir yarini yok". Araplar soz sahibi olmak istediler, eylemlerinin bir fark yarattigini ilk kez hissettiler. Batili genclik arasinda da umutsuzluk giderek artiyordu. Ve artik onlar da var olduklarini duyurmak icin sokaklardalar. Tahrir Meydani'nda nasil olduysa buradaki dogaclama orgutlenme de etkili oldu. Londra'da "Occupy FC" (Isgal Et futbol kulubu) adinda bir futbol takimi kuruldu. Duzenli dersler veren bir universite var. Mutfak, yiginla yiyecek, barinak ve teknoloji cadiri var. Modern toplum ve internetle ilgili sorunlardan biri de varolusun cisimsizlesmesi, insanlarin ekran egemenligindeki bireysel evrenlerinde darmadagin olmalariydi. Isgal Et hareketi ayni zamanda buna da bir tepki. Yani degisim icin birlesmenin mumkun olduguna dair bir uyanis yasaniyor. Arap Dunyasi'ndaki koklu degisimler boyle bir uyanisin sonucu. Fakat Ortadogu'daki hareketlerle Batidakiler arasinda temel bir fark var. Araplarin mucadelesinde hedef belli. Daha acik, daha ozgur, daha temsile dayali, bir zorbanin kaprislerine tabi olmayan sorumlu ve seffaf toplumlar olusturmak. Yani onlar sifirdan bir sey kurmanin pesindeler. New York ve Madrid'deki gostericiler de neye karsi olduklarini biliyorlar (bankacilar, kapitalizm, taseronlasma, is kaybi), ama neyi istedikleri hic de acik degil. Kapitalizmi devirmek kulaga daha cok 20'nci yuzyildan, hatta 19'uncu yuzyildan kalma gibi geliyor. Kapitalizmde reform yapmak, en acimasiz yonlerini duzeltmek de yeni degil. Refah devletinin yapmaya calistigi sey zaten buydu (ve insan omrunun uzamasiyla bu cozumler simdi buyuk bir baski altinda). Protestolarin asi l odaginda olan sey sanki kuresellesmeyi, ozellikle kuresellesmenin zenginleri kayirmasini durdurmak. Ancak bunu yapacak kuresel bir hukumet yok. Uluslararasi finans islemlerini vergilendirmek gibi fikirler yillardir var, ama uygulanamiyor. Tarihin akisi bazen hizlanir. Bunu bu yil Kuzey Afrika ve Bati'da gorduk. Tahrir'in yerini daha karisik bir sey aldi. O anin idealizmi surdurulemedi. Demokrasi karsitliginin Araplarin genlerinde olduguna inanan kotumserler hakli ciktiklarini dusunuyor. Nitekim Tunus'ta muhafazak