Chomsky gezegeni ozellestirenlere soruyor
Dunyaca unlu muhalif aydin Noam Chomsky, piyasa kurallari icinde dunyayi bekleyen tehlikelere isik tutuyor. Zenginler hukumetler icin, 'cokmesi icin cok buyuk'ler
NOAM CHOMSKY- Arap dunyasinda demokrasinin yukselisi, halk guclerinin cesaret, adanmislik ve bagliliginin goz kamastirici bir gostergesiydi -tesadufi bir sekilde Wisconsin Medison ile ABD'nin diger sehirlerinde on binlerin, calisanlar ve demokrasiyle dayanisma amacli dikkat cekici kalkismasi ile cakisan. Kahire'nin ve Madison'un yorungeleri kesisse de yonleri farkliydi: Kahire'de, diktatorlugun reddettigi temel haklari kazanma; Madison'da ise, simdi agir saldirilar altinda bulunan, uzun ve cetin mucadeleler sonucu kazanilmis haklari savunma. Her biri, kuresel toplumda degisik yollar izleyen egilimlerin mikrokosmosu. Burada, hem insanlik tarihinin en guclu ve zengin ulkesinin bozulan sanayi merkezinde, hem de Baskan Dwight Eisenhower'in "dunyanin en onemli stratejik yeri" olarak tarif ettigi yerde -1940'larin Disisleri Bakanligi'nin kelimeleri ile "stratejik gucun muazzam kaynagi" ve "belki de yabanci yatirimlar alaninda dunyanin en zengin ekonomik odulu", ki bu odulu o gunlerin Yeni Dunya Duzeni'ni gozler onune sermek icin ABD kedisinde ve muttefiklerinde tutmayi amacladi- yasananlarin uzun erimli sonuclari olacagi konusunda emin olmak gerekiyor. O gunden sonra tum olasiliklara ragmen burada, gunumuzun politika yapicilarinin, Ortadogu'nun mukayese edilemez enerji rezervlerinin kontrolunun "genel olarak dunyanin kontrolu" ile sonuclanacagini soyleyen Baskan Franklin Delano Roosevelt'in etkin danismani A.A. Berle'nin kararlarina temelde bagli kaldigini farz etmek icin, tum nedenler mevcut. Karsilikli olarak, kontrolun yitimi, Ikinci Dunya Savasi sirasinda acikca dile getirildigi ve o gunden beri dunya duzeninin temel degisiklikleri aynasinda uzun sure surduruldugu gibi, kuresel baskinlik projesini tehdit edecekti. Washington, 1939'da, baslangicda savasin ezici ustunlugu ile sonuclanacagini umdu. Ust duzey Disisleri Bakanligi yetkilileri ve dis politika uzmanlari, savas yillarinda bir araya gelerek savas sonrasi dunya icin planlar cikardi. Bati yarim kureyi, Uzak Dogu'yu ve eski Britanya imparatorlugu topraklarini, Ortadogu'nun enerji kaynaklarini icerecek sekilde ABD'nin domine edecegi "Buyuk Alan"i (Grand Area) tanimladilar. Ruslar, Stalingrad sonrasi Nazi ordularini ogutmeye basladiklarinda, Buyuk Alan'in hedefi en azindan Bati Avrupa'nin ekonomik merkezini icine alacak sekilde Avruasya'da mumkun olabildigi kadar genisletildi. ABD, Buyuk Alan'in icinde "askeri ve ekonomik ustunlugu" ile kuresel tasarimlarina karisabilecek devletlere "her turlu egemenligin kullaniminin sinirlari"ni garanti ederken, "tartismasiz guc" olarak kalacakti. Dikkatli savas vakti planlari kisa zamanda uygulamaya sokuldu. Avrupa'nin bagimsiz bir yol izlemeyi secebilecegi fark ediliyordu. NATO'nun kismi amaclarindan biri bu tehdide karsi cikmakti. 1989'da resmi bahanesi ortadan kalktiginda NATO, Sovyet lideri Mikhail Gorbacov'a verilen sozlu taahhutleri ihlal edecek sekilde Dogu'ya dogru genisletildi. O tarihten beri ABD'nin uzun menzilli mudahale gucu haline geldi. "NATO askerleri Bati'nin petrol ve dogalgaz hatlarini korumali" seklinde ve daha genel olarak tankerlerin ve diger "kritik altyapi" enerji sistemlerinin izledigi deniz yollarini korumak uzere bir NATO konferansi duzenleyen NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'in tarif ettigi gibi. Buyuk Alan doktrinleri istediginde acikca askeri mudahale yetkisi veriyor. Bu, ABD'nin "kritik piyasalar, stratejik ve kaynaklar, enerji stoklarina cekincesiz ulasma hakki"ni garantilemek icin askeri kuvvet kullanma hakki oldugunu, Asya ve Avrupa'da "ileri mevziler" seklinde "insanlarin bizimle ilgili fikirlerini, gecimimizi ve guvenligimizi etkileyecek olaylari sekillendirmek uzere" engin askeri gucler bulundurmasi gerektigi ilan eden Clinton yonetimi tarafindan acikca dile getirildi. Ayni ilkeler, Irak'in isgalini yonetti. ABD Irak'ta isteklerini empoze etmekte basarisiz olunca isgalin gercek amaclari artik sevimli retoriklerin ardina daha fazla gizlenemedi. Ekim 2007'de Beyaz Saray, ABD askerlerinin Irak'ta kalis tarihini belirsizlestiren ve "Irak'i Amerikan yatirimcilarinin ayricaliklarina endeksleyen" bir Ilkeler Deklarasyonu yayinladi. Iki ay sonra Baskan Bush, Kongre'ye ABD Silahli Kuvvetleri'nin Irak'ta kaliciligini ve "ABD'nin Irak'in petrol kaynaklarini kontrolunu" sinirlandirabilecek duzenlemeleri -ABD'nin kisa zaman sonra Irak direnisi karsisinda ulkeyi terk etmis olmasi gerektigi seklindeki talepleri- reddedecegini bildirdi. Misir ve Tunus'ta son halk baskaldirilari etkileyici bir basari kazandi, fakat Carnegie Endowment'in de bildirdigi gibi, isimler degisirken rejimler ayni kaldi: "Yonetici elitlerde ve yonetim sisteminde degisiklik hala bir uzak hedef." Bu haber demokrasinin icsel engellerini tartisiyor, ama her zaman belirgin olan dissallari gozardi ediyor. ABD ve Batili muttefikleri, Arap dunyasinda gercek demokrasinin onune gecmek icin ne yapmak gerekiyorsa onu yapmakta hemfikirler. Nedeni anlamak icin, ABD kamuoyu yoklama ajanslari tarafindan koordine edilen Arap dusunce calismalarina bakmak yeterli. Yalin raporlarina ragmen kesinlikle plan sahipleri ile iliskililer. Araplarin ezici bir cogulukla ABD'yi ve Israil'i, karsi karsiya olduklari temel tehditler olarak gorduklerini disa vuruyorlar: Misirlilarin yuzde 90'i ABD'yi boyle goruyor, bolge genelinde de bu oran genellikle 75'in uzerinde. Iran'i tehdit olarak goren Araplarin orani ise yuzde 10. ABD politikalarina muhalefet o denli guclu ki, cogunluk, Iran nukleer silahlar elde ederse guvenligin artacagini dusunuyor -Misir'da bu oran yuzde 80. Diger figurler de benzer. Kamuoyunun fikirleri politikalari etkileyecek olsaydi, ABD sadece bolgeyi kontrol edememekle kalmayacak, ayni zamanda kuresel baskinligin temel ilkelerinin kuyusu kazilarak oradan muttefikleri ile birlikte kovulacakti. GUCUN GORUNMEZ ELI Demokrasiye destek, ideologlarin ve propagandacilarin uzmanlik alani. Hakiki dunyada ise, demokrasiden hoslasmayan elitler bir norm. Demokrasinin sosyal ve ekonomik amaclara katkilar sundugu surece desteklendigine iliskin kanitlar ezici cogunlukta ki, bu sonuc daha ciddi bir bilginlikle isteksiz bir sekilde olsa da kabul ediliyor. Elitlerin demokrasiyi kucumsemesi dramatik bir sekilde WikiLeaks ifsaatlarina karsi reaksiyonda ortaya cikti. En fazla ilgi cekenler, asiri mutluluk ve heyecan dolu yorumlarla, Iran'a donuk ABD yaptirimlarina Araplarin destegini bildiren kriptolardi. Referanslar yonetimdeki diktatorlerdi. Kamuoyunun tutumundan bahsedilmemisti. Onlara yon veren ilke, bir zamanlarin ust duzey Urdun hukumeti yoneticisi Carnegie Endowment Ortadogu uzmani Marwan Muasher tarafindan acikca dile getirilmisti: "Burada yanlis olan bir sey yok, her sey kontrol altinda." Kisaca, diktatorler bizi destekliyorsa, baska ne sorun olabilir ki? Muasher'in doktrini rasyonel ve maskeli. Gunumuzle hayli ilgili bir olayi hatirlatmak gerekirse, 1958'deki ic tartismalarda, Baskan Eisenhower Arap dunyasinda bize karsi -hukumetlerin degil, halklarin- "nefret kampanyasi" ile ilgili kaygilarini ifade etmisti. Ulusal Guvenlik Konseyi (NSC), Arap dunyasinda bolgenin kaynaklari uzerindeki kontrolunu garantilemek icin ABD'nin diktatorleri destekledigi, demokrasi ve kalkinmayi bloke ettigi seklinde bir algi oldugunu aciklamisti. Dahasi NCS'ye gore bu algi temelde degismez ve Muasher doktrinini esas alirsak yapiyor olmamiz gereken sey bu. 11 Eylul'den sonra Pentagon'un yaptirdigi arastirmalar bugun de ayni seyin gecerli oldugunun kaniti. Galiplerin tarihi cop kutusuna atmasi ve kurbanlarin bunu ciddiye almasi normal. Bu onemli mesele uzerine belki birkac kisa gozlem yararli olabilir. Zira ABD ve Misir'in bugun benzer problemlerle yuz yuze kalmalari ve karsi yonlerde hareket etmeleri ilk munasebet degil. 19. yuzyilin baslarinda da gecerliydi bu. Ekonomi tarihcileri, Misir'in ABD ile es zamanli onun yasadigi hizli ekonomik kalkinmayi yasayabilecek bir konuma sahip oldugunu tartisageliyor. Her ikisi, erken donem sanayi devriminin yakiti olan pamugu da icerecek sekilde zengin bir tarima sahipti -Misir'dan farkli olarak ABD, pamuk uretimini ve is gucunu, simdi sonuclari Amerikanin yerlililerine ayrilan yerlerde hayatta kalanlar ve Regan yillarindan beri sanayisizlestirmenin ardinda biraktigi luzumsuz nufusu barindirmak amaciyla hizla genisleyen hapishanelerle sabit olan fetih, kok kazima ve kolelikle gelistirmek zorunda olsa da. Temel bir farklilik suydu ki, ABD bagimsizligini kazanmisti ve bu yuzden bugun kalkinan toplumlara vaazlarda bulunanlarin aksine zamaninda Adam Smith'in gelistirdigi ekonomi teorisi algilarini gozardi etmekte serbestti. Smith, ozgur kolonileri ihrac icin temel urunler uretmeye, yuksek Britanya imalatlarini ithal etmeye ve tabi ki kritik urunler, ozel olarak da pamuk uzerinde tekel kurma girisiminde bulunmamaya ikna etti. Diger tum yollar icin Smith, uyardi: "Yillik uretim degerinde bu, ilave artisi ivmelendirmekten ziyade geciktirecek ve ulkelerinin gercek refaha ve buyukluge ilerleyisini yukseltmekten ziyade engelleyecektir." Bagimsizliklarini kazanmis olarak koloniler, oncelikle tekstil, sonra da celik ve digerlerinde, sanayilerini yuksek gumruk vergileriyle Britanya ihracatindan korumak uzere Ingiltere'nin devlet destekli bagimsiz kalkinma yolunu izleme ve tavsiyelerini gozardi etme ile sanayi kalkinmayi ivmelendirmekte sayisiz diger aletleri benimsemekte serbesttiler. Bagimsiz cumhuriyet ayrica pamuk tekelini "diger tum uluslarin ayaklarimiza kapanmalari" icin, ozellikle Britanyali dusmanlarin, Jackson vari devlet baskanlarinin Teksas'i ve Meksika'nin yarisini fethederken acikladiklari gibi, kazanmaya calisti. Misir icin benzer yol, Britinya iktidarinca kapatildi. Lord Palmerston'un, bagimsiz bir yol izleme cesareti gosteren "cahil barbar" Muhammed Ali ile ilgili "nefret"ini disa vururken acikladigi gibi, Britanya ekonomik ve politik hegemonyasini koruyup Misir'in bagimsizligini ve ekonomik kalkinma arayisi yok edecek finansal gucunu ve filolarini mevzilendirmeye calisirken "hicbir durustluk fikri [Misir'a dogru] boylesine buyuk ve ustun cikarlarin onunde durmamali." Ikinci Dunya Savasi'ndan sonra, ABD Britanya'nin kuresel hegemonyasini devraldiginda, zayiflar icin standart kurallara bagli kalmadikca ABD'nin Misir'a yardim saglamayacagina aciklik getirerek, Washington da ayni durusu benimsedi. Ki, ABD, Misir pamugunun onune set koymak icin yuksek gumruk vergileri dayatarak ve takatten dusurecek sekilde dolar kitligina sebebiyet vererek bunu bile ihlal etmeyi surdurdu. Piyasa kurallarinin alisa geldik yorumu. Eisenhower'i kaygilandiran "nefret kampanyasi"nin, ABD'nin, muttefiklerinin yaptigi gibi, diktatorleri desteklemesi, demokrasi ve kalkinmayi bloke etmesi uzerine temellenmesinde sasilacak bir sey yok. Adam Smith'in savunmasinda, eklenmeli ki; o, Britanya, bugun "neoliberalizm" olarak adlandirilan kusursuz ekonominin kurallarini izleseydi ne olacaginin farkindaydi. Uyarmisti; Britanyali imalatcilar, tuccarlar ve yatirimcilar yurt disina donduklerinde kazanabilirlerdi, fakat Ingiltere istirap cekerdi. Yine de, yurt egilimi tarafindan yonlendirileceklerini, boylece Ingiltere'nin sanki gorunmez bir elce ekonomik rasyonalitenin tahribatlarindan sakinilacagini hissetti. Bu bolumu iskalamak guc. O, Uluslarin Zenginligi'nde unlu "gorunmez el"in ortaya ciktigi yerden biri. Klasik ekonominin basi ceken diger kurucusu David Ricardo, yurt egiliminin, varlikli adamlara "zenginleri icin yabanci ulkelerde daha avantajli is sahalari aramaktan ziyade kendi ulkelerinde dusuk oranlarda karlarla tatmin olamakta" yol gosterecegini umut ederek benzer bir sonuca ulasti. Bunu hissederek ekledi: "Zayiflatilmis gormekte uzgun olmaliyim." Onlarin tahminleri bir yana, klasik ekonomistlerin icguduleri kusursuz. IRAN VE CIN "TEHDIDI" Arap dunyasindaki demokrasi kalkismasi bazen 1989'da Dogu Avrupa'da yasananlarla karsilastiriliyor, fakat kusku ve kaygi uyandiran zeminlerde. 1989'da, demokrasi kalkismasi Ruslar tarafindan tolare edilmis ve batili guclerce standart doktrin anlasmasi kapsaminda desteklenmisti: O net bir sekilde ekonomik ve stratejik amaclara uyumluydu, bu yuzden es zamanli Orta Amerika'da, Washington tarafindan egitilen ve silahlandirilan askeri kuvvetlerce infaz edilenlerden yuz binlerce kisiden biri olan El Salvador Baspiskoposu'nun kelimeleri ile "temel insan haklarini savunmak"tan farkli olarak, buyuk onurlara layik gorulen soylu bir basariydi. Bu korkunc yillar boyunca Bati'da Gorbacovlar yoktu, bugun de yok. Ve Batili gucler Arap dunyasinda iyi sebeplerle hala demokrasiye dusmanlar. Buyuk Alan doktrinleri, es zamanli krizler ve catismalarla ilgili olmayi surduruyor. Batinin politika olusturma cevrelerinde ve politik yorumlarda Iran tehdidi dunya duzenine yonelik en buyuk tehlikeyi olusturuyormus gibi goruluyor, bu yuzden ABD dis politikasinin, kendisini kibarca takip eden Avrupa ile birlikte, oncelikli odaklarindan olmali. Iran tehdidi tam olarak ne? Bu sorunun otoriter yaniti Pentagon ve ABD istihbaratina ait. Gecen sene kuresel guvenlik raporunda tehdidin askeri olmadigini acik ettiler. Iran'in askeri harcamalarinin "bolgenin geri kalani ile karsilastirildiginda nispeten dusuk" oldugu sonucuna ulastilar. Askeri doktrini siki bir sekilde "savunma amacli ve isgali yavaslatma ile husumetlerde diplomatik cozumu zorlamaya gore tasarlanmis." Iran sadece "sinirlarinin disindaki gucleri hedef alma soz konusu oldugunda sinirli kapasiteye" sahip. Nukleer secenege gelince, "Iran'in nukleer programi ve nukleer silahlar olasiligi ucunu acik birakma istegi, caydirma stratejisinin merkezi bir parcasi." Hepsi alinti. Barbar ruhbani rejim, ABD'nin muttefikleri bu manada rutbece ustun olsalar da, suphesiz kendi insanlarina yonelik bir tehdit. Fakat bu tehdit her yerde ve ugursuzluk gercekte. Meselelerden biri Iran'in caydiricilik kapasitesi, ABD'nin bolgedeki hareket serbestligine mana olabilecek egemenligin kural disi kullanimi. Iran'in neden caydiricilik kapasitesi arayisi icinde oldugu bariz bir sekilde belli, bolgenin askeri uslerine ve nukleer guclerine bakis aciklamaya yeter. Yedi yil once Israilli askeri tarihci Martin van Creveld, "Dunya, Birlesik Devletler'in aslinda ortaya ciktigi gibi sebepsiz bir sekilde Irak'a saldirdigina taniklik etti. Iranlilar nukleer silahlar yapmaya calismamislar midir, deli olmus olmalilar" diye yazdi, ozellikle BM Kararlari'nin ihlali anlaminda surekli bir saldiri tehdidi altindaki iken. Boyle yapip yapmadiklari, ucu acik bir soru. Fakat nihayetinde bu da bir ihtimal sadece. Ama Iran tehdidi caydiriciligin otesinde gidiyor. O ayni zamanda ABD istihbaratinin ve Pentagon'un vurguladigi gibi etkisini komsu ulkelere yayma ve bu yoldan bolgeyi "istikrarsizlastirma" (dis politika soylevinin teknik terimleriyle) arayisi icinde. ABD'nin Iran'in komsusu uzerindeki ilhaki ve askeri isgali ise "istikrar saglayici". Iran'in etkilerini onlara yayma cabalari da "istikrarsizlik", bu nedenle bu da net bir sekilde kural disi. Bu kullanim rutin. Bu yuzden taninmis dis politika uzmani James Chace, "istikrar" terimini Sili'de "istikrar"i saglamak icin ulkenin "istikrarsizlastirilmasi" (ulkenin secimle is basina gelen Salvador Allende hukumetini devirip yerine General Augusto Pinochet diktatorlugunu koyarak) gerektigini aciklarken teknik anlamda cok yerinde kullaniyor. Iran ile ilgili diger kaygilari kesfetmek de esit derece ilginc, fakat belki bu kadari onlara yon veren ilkeleri ve emperyal kulturdeki statulerini ifsa etmek icin yeterli. Franklin Delano Roosevelt'in planlamacilarinin vurguladigi gibi ABD, cagdas dunya sisteminin safaginda kuresel tasarimlarina olabilecek "hicbir egemenlik kullanimina" tolerans gosteremez. ABD ve Avrupa istikrara tehdidi nedeniyle Iran'i cezalandirmakta birlik, fakat ne kadar tecrit halde olduklarini hatirlatmakta yarar var. Tarafsiz ulkeler, Iran'in uranyum zenginlestirmesini gayretli bir sekilde destekliyorlar. Bolgede Arap kamuoyu bundan bile daha guclu bir sekilde Iran'in nukleer silahlar sahibi olmasina destek veriyor. Temel bolgesel guc Turkiye, Guvenlik Konseyi'nde ABD'nin onculuk ettigi yaptirim hareketine karsi Guney'in en takdir edilen ulkesi Brezilya ile birlikte karsi oy kullandi. Itaatsizlikleri ilk kez keskin kinamaya bir yol acmadi: Turkiye 2003'te halkin yuzden 95'nin arzusuna uyup Irak'in isgalinde yer almayi reddettiginde, bati tarzi demokrasinin zayif kavrayisini sergiledigi icin aci bir sekilde kinanmisti. Gecen sene Guvenlik Konseyi'ndeki kotu davranisindan sonra Turkiye, Obama'nin Avrupa islerinden sorumlu en ust duzey diplomati Philip Gordon tarafindan "Bati ile ortakligina bagliligi gostermesi" gerektigi seklinde uyarildi. Dis Iliskiler Konseyi danisarak sordu: "Turkleri nasil kendi yollarinda tutuyoruz?" - talimatlari izleyen iyi demokratlar gibi. Brezilya'nin Lula'si, New York Times'in mansetinde, uranyum zenginlestirme meselesine ABD iktidarinin catisi disinda Turkiye ile cozum bulma cabasini "Brezilyali liderin mirasi uzerinde bir leke" olarak hafifce azarlandi. Kisaca, bizim dedigimizi yap, yoksa... Etkin bir sekilde bastirilan sorunu dolayli bir sekilde aydinlatan ilginc bir sey, Iran-Turkiye-Brezilya gorusmeleri, Iran'a karsi ideolojik bir silah verdigi ve muhtemelen basarisiz olacagi varsayildigi icin daha ust duzeyde Obama tarafindan onaylanmisti. Basarili olunca onay kinamaya donustu ve Washington Guvenlik Konseyi araciligiyla o kadar gucsuz bir karari zorladi ki, Cin karara gonulden imza atti- ve simdi Washington'un tek tarafli direktifleri degil de karar harfiyen amacina ulastigi icin suclaniyor -dis iliskilerde guncel meseleler soz konusu oldugunda, ornek olarak. Yasadigi dehsete ragmen Turkiye'nin itaatsizligini tolare edebilirken, ABD'nin Cin'i gormezden gelmesi daha zor. Basin, "Baska uluslardan is adamalari, ozellikle de Avrupalilar cekildikten sonra Iran'daki boslugu Cinli tuccarlar ve yatirimcilar dolduruyor" ve ozelde Iran enerji endustrisindeki baskin rolunu genisletiyor uyarisinda bulunuyor. Washington umitsizce hareket ediyor. Disisleri Bakanligi Cin'i uluslararasi toplum tarafindan kabul gormek istiyorsa -ABD ve onunla anlasmali herkes ile ilgili teknik bir terim- "acik uluslararasi sorumluluklardan kacmamali ve onlarin cevresinden dolasmamali": Yani, ABD'nin emirlerine uymali. Cin'in bundan memnuniyet duymasi mumkun degil. Burada ayrica Cin'in buyuyen askeri tehdidi ile ilgili de bir kaygi mevcut. Pentagon'un son donemde hazirladigi bir calisma, Cin'in silahlanma butcesinin "Pentagon'un Irak ve Afganistan savaslarini idare ve icra etmek icin harcadiginin beste biri"ne, tabi ABD askeri butcesinin kucuk bir bolumu bu, yaklastigi uyarisinda bulunuyor. New York Times ekliyor: Cin'in askeri gucunun genislemesi, "Amerikan savas gemilerinin uluslararasi sularda ve yakin sahillerinde operasyonlar icra etme yetisinden mahrum edebilir." Cin'in yakin sahillerinde, bu boyle; yine de ABD'nin, Cin savas gemilerine Karayipleri mahrum eden askeri gucleri elimine etmesi gerektigi de ileri surulmeli. Cin'in uluslararasi toplumun kurallarini anlamadan yoksun olmasi, Pekin'i vurma kapasitesine sahip oldugu soylenen ileri nukleer guc teknolojili George Washington ucak gemisinin, Cin sahiline birkac mil otede duzenlenen deniz tatbikatina katilma planlarina itirazlari ile daha iyi tasvir edilebilir. Karsiti olarak, Bati, ABD'nin bu tarz operasyonlari istikrari ve guvenligini saglamak icin ustlendigini anliyor. Liberal Yeni Cumhuriyet, kaygisini "Cin, Japon adasi Okinawa'nin sahillerinin hemen yakinindan, uluslararasi sular araciligiyla 10 savas gemisi gonderdi" seklinde ifade ediyor. Bu gercekte bir provokasyon- bahsi dahi soz konusu edilmeyen, Washington'un bu adayi Okinawa halkinin siddetli protestolari karsisinda temel askeri ussune donusturdugu gerceginden farkli olarak. Sahip oldugumuz dunyanin standartlari ile bu bir provokasyon degil. Derin oturakli (deep-seated) emperyal doktrin bir yana, Cin'in buyuyen askeri ve ticari gucu karsisinda komsularinin endise etmeleri icin iyi bir sebep var. Ve Arap kamuoyu, Iran'in nukleer silah programini destekliyor olsa da biz kesinlikle boyle yapmamaliyiz. Dis politika literaturu tehditle basa cikma onermeleri ile dolu. Acik bir yolu nadiren tartisiliyor: Bolgede nukleer silahlardan arindirilmis bir kusak (NWFZ) yaratilmasina calismak. Mesele gecen mayis ayinda Birlesmis Milletler merkezinde duzenlenen Sinirlama Anlasmasi (NPT) konferansinda (tekrar) gundemlesti. Misir, Baglantisizlar Hareketi uyesi 118 ulkenin baskani olarak, 1995'te NPT konulu gozden gecirme konferansinda ABD de dahil olmak uzere Bati'nin uzerine anlastigi gibi Ortadogu'da NWFZ muzakereleri cagrisinda bulundu. Uluslararasi destek o kadar cok ki, Obama resmi olarak kabul etti. Washington konferansi bilgilendirdi; guzel bir fikir, ama simdi degil. Dahasi, ABD, Israil'in haric tutulmasi gerektigini acikca ifade etti: Hicbir onerme, Israil'in nukleer programinin Uluslararasi Atom Enerjisi Kurumu'nun himayesi altina alinmasi veya "Israil'in nukleer becerileri ve aktiviteleri" ile ilgili bilgi verilmesi cagrisinda bulunamaz. Iran'in nukleer tehdidi ile ugrasma metodu icin bu cok fazla. GEZEGENI OZELLESTIRMEK Buyuk Alan doktrini hala egemenken, onu uygulamaya sokma kapasitesi azilmis bulunuyor. ABD iktidarinin zirvesi, dunya zenginliginin aslen yarisini elinde bulundurdugu Ikinci Dunya Savasi'nin sonrasiydi. Fakat bu diger sanayilesmis ekonomiler, savasin yikimlari uzerinden attiklarinda ve yeniden somurgelestirme (decolonization) endise icinde kivranma yoluna girdiginde dogal olarak azaldi. '70'lerin basina gelindiginde ABD'nin dunya zenginligini paylasima orani yuzde 25'lere gerilemisti ve sanayilesmis dunya uc kutuplu hale gelmisti: Kuzey Amerika, Avrupa ve Dogu Asya (sonradan Japonya merkezli). 1970'lerde ABD ekonomisinde de ihracata dayali uretim ve malilesme dogrultusunda keskin degisiklikler vardi. Zenginligin, her seyden once nufusun en ust yuzde 1'lik kucuk bolumunde -cogunlukla CEO'lar, hedge fonlari yoneticileri ve onlar gibiler-, radikal bir bicimde merkezlesmesi kisir dongusunu olusturmak icin cesit cesit faktorler bir araya geldi. Bu, siyasi gucun merkezlesmesine yol acti, bu yuzden devlet politikalari ekonomik merkezlesmeyi arttirdi: mali politikalar, korporatif yonetim kurallari ve cok daha fazlasi. Bu arada, secim kampanyalarinin maliyetleri firlayarak partileri, artan bir sekilde mali karakter kazanan merkezlesmis sermayenin ceplerine cekti. Cumhuriyetciler hemen, Demokratlar -simdi modern Cumhuriyetciler olmasina alisilan- cok arka kalmadan. Secimler sosyal iliskiler endustrisi tarafindan yonetilen maskaraliga donustu. 2008'deki zaferinden sonra Obama sanayiden yilin en basarili pazarlama kampanyasi odulunu kazandi. Yoneticiler buyuk bir mutluluk ve heyecan icindeydiler. Is basininda Ronald Reagan'dan beri adaylari diger urunler gibi pazarladiklarini, fakat 2008'in anlarin en buyuk basarisi oldugunu ve korporatif yonetim kurulu odalarinda tarz degisikligi getirecegini anlattilar. 2012 secimlerinin cogu korporatif kaynakli 2 milyar dolara mal olmasi bekleniyor. Obama'nin ust duzey gorevlere is dunyasinin liderlerini secmesine sasmamali. Toplum kizgin ve dus kirikligi icinde, fakat Muasher ilkeleri egemen olmayi surdurdukce bu bir sorun degil. Zenginlik ve iktidar bu kadar sikica merkezilesirken, nufusun buyuk bir cogunlugu icin gelirler durgunlasmis bulunuyor ve insanlar duzanleme aparatlari 1980'lerden baslayarak sokuldukten sonra baslayan mali krizle usulune uygun bir bicimde bozguna ugratilan artan is saatleri, borc ve varlik enflasyonuyla yasamaya calisiyor. Bunlarin hicbiri, "cokmesi icin cok buyuk" denilen hukumetin sigorta politikasindan yararlanan cok zenginler icin problem olusturmuyor. Bankalar ve yatirim sirketleri bol mukafatli riskli is bitiricilikler yapabilirler, sistem kacinilmaz bir sekilde coktugunde Friedrich Hayek ve Milton Friedman'in kopyalarina sikica tutunarak kendilerine dadilik yapan devlete vergi mukelleflerinin mali yardimlari icin kosabilirler. Reagan'li yillardan beri her kriz bir oncekinden giderek daha had safhada surec halk icin. Tam su anda, krizin en onemli mimarlarindan Goldman Sachs her zamankinden daha zengin iken, gercek issizlik nufusun cogu icin depresyon seviyesinde. Daha yeni, gecen yil tam tamina 17.5 milyar dolar tazminat aldigi aciklandi. Bunlar, CEO'su Lloyd Blankfein temel ucretini uce katlayacak sekilde 12.6 milyon dolar bonus alirken oluyor. O, bu ve benzeri gerceklere mercek tutmayacakti. Buna gore propaganda, digerlerini suclayacak seyler aramali; son birkac ayda, kamu sektoru iscileri, onlarin siskin ucretleri, fahis emeklilikleri ve buna benzer digerleri: Hepsi fantezi, limuzinleriyle refah cekleri almaya giden siyahi annelerin Reaganvari betimleme modelinde -ve sozu edilmesi gerekmeyen diger modellerde. Hepimiz kemerlerimizi sikilastirmali, hemen hemen hepimiz. Olan sey bu. Kamu egitim sistemini ana okullarindan universitelere ozellestirme araciligiyla kasitli bir sekilde bozguna ugratma ugrasi kapsaminda ogretmenler ozellikle iyi hedef- yine, zenginlik icin iyi, fakat halk icin bir felaket, uzun vadede ekonomi icin de oldugu gibi. Ama piyasa kosullari gecerli oldugu surece, simdiye kadar oldugu gibi, bu bir yana konulan dissalliklardan biri. Her zaman bir diger guzel hedef, gocmenler. Bu, tum ABD tarihi icin dogru. Ekonomik kriz donemlerinde daha da fazla. Ve simdi, ulkemizin elimizden alindigi dusuncesiyle daha da kotulestiriliyor: Beyaz nufus yakinda azinlik haline gelecek. Incinmis bireyleri ofkesi anlasilir, ama politikanin gaddarligi soke edici. Hedef secilen gocmenler kimler? Benim yasadigim Dogu Massachusetts'te, Reagan'in favori katillerinin Guetemala'nin daglik bolgelerinde gerceklestirdigi soykirimdan kacan Mayalar. Digerleri, bileseni oldugu her uc ulkenin de calisanlarina zarar verme basarisini gosteren nadir hukumett anlasmalarindan biri olan Clinton'un NAFTA'sinin Meksikali kurbanlari. NAFTA, 1994'te Kongre araciligiyla halk muhalefetini doverken, Clinton es zamanli daha once karsilikli olarak acik tutulan ABD-Meksika sinirinin militarizasyonunu baslatti. Meksikali koylulerin yuksek tesvikli ABD tarim urunleri ile rekabet edemeyecegi ve Meksika sanayinin, serbest ticaret olarak yanlis bir seklinde etiketlenen anlasmalar altinda -ayni kandan olanlara degil, sadece ortaklik icinde olanlara bahsedilen bir ayricalik bu- "ulusal muamele" bahsedilen ABD multi milyonerleri ile yaristan sag cikamayacaklari anlasilmisti. Bu olcutlerin, umutsuz multeciler seline yol acmasi ve devlet ortakli politikalarin iceride kurbanlari araciligiyla gocmen karsiti histeriyi buyutmesi surpriz degil. Irkciligin belki ABD'ye gore daha yaygin oldugu Avrupa'da gorulen de buyuk olcude ayni sey. Italya, Italya'nin fasist hukumetinin elleri altinda Birinci Dunya Savasi sonrasinin ilk soykirim sahnesi Libya'dan -simdi ozgurlestirilmis Dogu- multeci akimi ile ilgili sikayet ederken sadece sasirilabilir. Veya Fransa, bugun hala eski somurgelerinde barbar diktatorluklerin temel koruyucusuyken ve Afrika'da igrenc otokrasilerini gozden kacirmayi basarirken, Fransa Cumhurbaskani Nicolas Sarkozy'nin urkutucu "gocmen seli" uyarilari yapmasi ve Marine Le Pen'in (Fransa'da irkcilarin yeni lideri -c.n.) ona, bunu durdurmak icin hicbir sey yapmakla suclamasi da. Adam Smith'in, "Avrupa'nin zalim adaletsizligi" diye adladirdigi sey icin odul alabilecek Belcika'nin sozunu etmeye gerek duymuyorum. Kitada yakin gecmiste neler yasandigi animsamasak bile Avrupa genelinde neo-fasist partilerin yukselisi korkutucu bir olgu. Sadece Yahudiler Fransa'dan kovulurken ve sefalet ve baskiya itilirken tepkileri dusunun, ve sonra bu Roma'ya, ayni zamanda Holocaust'un kurbanlarina ve Avrupa'nin en fazla zulmedilen nufusuna oldugunda (Cingenelerin surgun edilmesine atifta bulunuluyor- c.n.) yasanan tepkisizlige taniklik edin. Macaristan'da, neofasist parti Jobbik, ulusal secimlerde yuzde 17 oy topladi; belki bu, nufusun dortte ucu Komunist idare altinda oldugundan daha kotu kosullar altinda bulunduklarini hissederken bir surpriz degil. Avusturya'da asiri-sag Jorg Haider'in 2008'de sadece yuzde 10 oy aldigi ile avutulabiliriz- ama gercekte orada, yeni Ozgurluk Partisi, onu distan kusatan asiri sagi ile birlikte yuzde 17'den fazla aldi. Nazilerin 1928'de Almanya'da yuzden 3'ten az oy aldigini hatirlatmak korkutucu. Ingiltere'de, Britanya Ulusal Partisi ve Ingiliz Savunma Ligi, asiri irkci sagin temel gucleri. (Hollanda'da yasananlari hepiniz cok iyi biliyorsunuz.) Almanya'da, Thilo Sarrazin'in gocmenlerin ulkeyi bozguna ugrattiklari sizlamasi acik ara best-seller iken; Basbakan Angela Merkel, kitabi kinamasina ragmen cok kulturlulugun "tumuyle basarisizliga ugradigini" acikladi: Almanya'nin pis islerini yapmalari icin ithal edilen Turkler sarisin, mavi gozlu gercek Aryenler olmakta basarisiz oluyorlar. Ironi sezgisine sahip olanlar, aydinlanmanin onde gelen figurlerinden Benjamin Franklin'in yeni ozgurlesen kolonilere cok kara derili olduklari icin Alman gocune ihtiyatli yaklasmalari uyarisinda bulundugunu animsayabilirler; Isveclilerin de. 20. yuzyila dogru, Anglo-Sakson irkinin safligi miti, sacma olmasina ragmen, devlet baskanlari ve diger onde gelen figurler de dahil, genel bir durumdu. Irkcilik, yazinsal kulturde ahlaksizlik payesiydi; pratikte soylemesi gereksiz, cok daha kotusu. Cocuk felcini kokunu kurutmak, ekonomik istirap zamanlarinda giderek daha zehirli hale gelen bu korkutucu vebanin kokunu kurutmaktan cok daha kolay. Piyasa sistemlerinde bir yana konulan bir dissalligin bahsini etmeden bitirmek istemiyorum: Turlerin yazgisi. Mali sistemde sistematik risklerin caresi vergi sahiplerinde bulunabilir, fakat cevre bozguna ugratilirsa kimse yardima kosamaz. Bozguna ugratilmasi gereken, kurumsal zorunluluga yakin. Halki, insan kaynakli kuresel isinmanin bir liberal kandirmaca olduguna ikna etmek icin yurutulen propagandayi koordine eden is dunyasi liderleri, tehdidin ne kadar ciddi oldugunu tam anlamiyla anliyorlar; fakat kisa vade karlarini ve piyasa paylarini maksimize etmek zorundalar. Onlar yapmazlarsa, baskalari yaparlar. Bu kisir dongu iyice olumcul bir seye donusebilir. Tehlikenin ne kadar ciddi oldugunu anlamak icin ABD'de is dunyasinin fonlari ve propagandasi araciligiyla iktidara konan yeni Kongre'ye bir bakis atmak yeter. Hemen hemen hepsi iklim inkarcilari. Daha simdiden, cevresel bir felaketi yumusatabilecek tedbirlerle ilgili fonlari kesmeye basladilar bile. Daha kotusu, bazilari gercekten buna inaniyor; ornegin cevre ile ilgili alt komitenin yeni baskani, kendisi kuresel isinmanin problem olusturmayacagini, cunku Tanri'nin Nuh'a baska bir sel olmayacagi sozu verdigini acikladi. Boyle seyler bazi uzak ve kucuk ulkelerde oluyor olsaydi gulebilirdik. Dunyanin en guclu ve zengin ulkesinde olduklarinda degil. Ve gulmeden once, guncel ekonomik krizin, piyasanin etkinligi hipotezi gibi dogmalarda ve genelde Nobel odullu Joseph Stiglitz'in 15 yil once "din" diye adlandirdigi piyasalarin en iyisini bildigi seklindeki fanatik inancta -merkez bankasi ve ekonomik uzmanligin, tum ekonomik esaslarda hicbir temeli olmayan ve patladiginda ekonomiyi harap eden 8 trilyon dolarlik konut balonunu dikkate almalarini engelleyen- kucuk olculerde izinin surulebilir olmadigina dikkat etmeliyiz. Bunun tumu ve daha fazlasi, Muashar doktrini gecerli oldugu surece devam edebilir. Halkin geneli pasif ve duyarsiz oldukca, dikkati tuketicilik veya nefretin kirilganligi ile saptirilmis iken, o zaman gucluler ne isterlerse yapabilirler, bu durumda hayatta kalanlar sadece sonucu dusunup tasinmak uzere arkada birakilacaklardir. Timeturk