Avrupa'ya yeniden dusunme firsati
Turkiye'nin uzunca bir donemdir uyguladigi yakin cografya acilim politikasi, Iran icin kullanilan "hayir" oyu ve Israil ile yasanan Mavi Marmara krizi ile bir eksen tartismasina donustu.
Ozu bakimindan yapay olan bu tartismanin hem Turkiye'de hem de baska yerlerde musterisi oldugu anlasiliyor. Eksen piyasasini diri tutanlarin one cikan savlari, Turkiye'nin "Islamlasma" riskiyle karsi karsiya oldugu yolunda. Kastedilen, Turkiye'nin ABD ve AB nezdinde ifade bulan demokratik norm ve degerlerden kopup Ortadogu devletlerine benzemeyi tercih ettigi. Turkiye'nin bunu neden tercih edecegi sorusu sorulmasa da, meselenin daha cok "Islamlasma" riski ile hukumet arasinda inandirici bir bag kurma cabasi oldugu anlasiliyor. Sonucta hem icerideki muhalefet hem de Turkiye'nin bolgedeki yeni durumunu kendilerinden rol kapilmasi olarak gorenler icin bulunmaz bir firsat varmis gibi oluyor. Bazen Turkiye'de "sokagin sesine" verilen onem cercevesinde bu tezleri hakli kilabilecek cikislar olsa da, konu ne eksen kaymasi ne Iran sorunsali ne de Israil ile ilgili olmadigindan gercekleri ifade eder bir hal tasimiyor. AB'NIN SUPHELI KURESEL REKABET GUCU Iran karsisinda AB ulkeleri ile ABD arasinda kurulmus gibi gozuken bir ittifak bulunuyor, oysa bu iki oyuncu arasinda Iran konusunda anlasmaya yol acacak bir cikar uyusmasi bulunmuyor. Iran'a uygulanmakta olan yaptirimlarin bugune kadar Rusya ve Cin tarafindan delindigi dile getiriliyor, ancak Fransa ve Almanya gibi AB'nin tasiyici guclerinin de yaptirimlari delerek ve aslinda tam da yaptirimlar sayesinde Iran ile enikonu ticaret yaptigi dillendirilmiyordu. Ayrica, AB ulkelerinin uzun zamandir Filistin-Israil sorununda agirligini Filistin'den yana koydugu, Gazze'ye yapilan yardimlarda en buyuk payin yine AB'de oldugu ve bu Israil ile epeydir gergin bir iliski yasandigi hatirlatilmali. Obama doneminde, AB ile ABD arasindaki gorus farklari ortadan kalkmasa da, ABD'nin kuresel politika araclarini degistirmesi AB'de de bazi degisimleri zorladi. ABD, oncelikle AB-Rusya baginin ortasina kendisini yerlestirdi ve bu yolla kendisine ragmen kurulacak bir AB-Rusya enerji-ticaret hattini kirmis oldu. Bu, AB'nin oncelikle ABD ile ve onun semsiyesi altinda bir siyaset uretmesini istemek anlamina geldi. AB, uzunca bir sure bu yaklasima direndi ve anlasmazliklar en fazla NATO icinde su ustune cikti. Bu arada yasanan ekonomik kriz ise taraflar arasindaki uzlasmazliklara tuy dikti. Ozetle ABD, AB'nin "arkadan is cevirme" egilimleri karsisinda buna izin vermeyecek bir tutum aldi denebilir. Bu durum, AB'nin kuresel duzeyde hem siyasal hem de ekonomik hareket alanini giderek daha fazla daraltan bir manzara ortaya koymus gozukuyor. Giderek ekonomisi sadece Euro bolgesine hapsolan, siyaseti ise degil kuresel duzeyde AB icinde bile parcali bir yapiya suruklenen AB, bugun yeniden gelecegini tartisma asamasina gelmis durumda. Bu seferki gelecek tartismasinin bir onceki gelecek tartismasindan farklari oldugu anlasiliyor ve bu farklilik da yine Turkiye ile ilgili tartismalarla aciga cikiyor. 2004 sonrasinda Turkiye'yi uye yapmak yerine ayricalikli ortak yapmayi tercih eden Fransa ve Almanya'daki iktidarlar, Turkiye'yi bu projeye razi etmek icin bugune kadar epey caba sarf ettiler. Prof. Dr. Seyfettin Gursel ile birlikte gerceklestirdigimiz ve konusu ayricalikli ortakligin neden olamayacagi olan TUBITAK projesi, bu cabalarin ne duzeye kadar tirmanacagini ortaya cikardi. Ancak ayni calisma, Turkiye'nin uyelik disi bir sureci kabul etmesinin imk