23. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi

Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından organize edilen üç gün sürecek olan 23. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi Holiday Inn İstanbul Airport başladı.

İlki Merhum Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından gerçekleştirilen, bu yıl Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından 23’üncüsü düzenlenen "Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi”nin birinci gün oturumları dün saat 09.30’da İstanbul’da başladı.



Her yıl İstanbul’da, İslam dünyasının önde gelen liderlerini bir araya getiren ESAM bu yıl "23. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi"ni "Küresel Tehditler ve İslam Dünyası" konseptiyle gerçekleştiriyor. Fas’tan Somali’ye, Çeçenistan’dan Myanmar’a, Gazze’den İran’a, Keşmir’den Maldiv Adaları’na, Moritanya’dan Mısır’a, Lübnan’dan Tacikistan’a, Cezayir’den Sri Lanka’ya 50 ülkeden 120’den fazla İslami hareketlerin önderleri konuşmacı olarak katılıyor.

2. GÜN 5. OTURUM KONUŞMALARI

ESAM 23. Uluslararası Müslümanlar Topluluklar Birliği Kongresi ikinci gün oturumları ile devam ediyor.

‘Küresel Barış ve İslam Birliği’ başlıklı beşinci oturumda; Gazeteci- Yazar Ali Bulaç, Sudan Ulusal Kongre Partisi Eski Bakanı Dr. Ameen Hassan Ömer, Avusturya Müftüsü Fuat Saraç, Nepal İslami Sang Genel Başkanı Nazrul Hussain, Prof. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin, Mısır İslami Ekonomi Grubu’ndan Muhammed Akif konuştular.

TÜRKİYE - ALİ BULAÇ

Gazeteci- Yazar Ali Bulaç "İslam dünyasında bulunan petroller emperyalistler tarafından çıkarılıyor ve asıl sahibine sadece komisyonu veriliyor. Rahmetli Erbakan hayatı boyunca İslam ile Batı dünyasının en önemli sorunu Filistin sorunudur. Bu sorunun çözümü İsrail’in Filistin topraklarını geri vermesi gerekmektedir. Mescid-i Aksa’nın işgal altından çıkarılıp Müslümanlara açılması gerekmektedir. Batı İslam dünyasının değişimini kendi tekelinde yapılmasını istemektedir. Müslümanların kendilerini yönetmesini istememektedir. İslamiyet hukuksal ve kamusal alanı yönetmeye çalışırsa Batı hemen çatışmaya başlıyor. Bunu ise kendine amaç olarak belirliyor. Dinler arası bir çatışma ürettiler. Batılar bununla da yetinmedi Şii ve Sünniler, vahabiler ile Sünniler arasında çatışma üretmeye çalıştılar. Bu çatışmaya etnik çatışmayı da eklediler. Kürtler ile Türkler, Araplar ile Türkler, Araplar ile Kürtler olmak üzere etnik çatışmalar türettiler. İslam dünyasında birde sınıfsal çatışmaları ortaya çıkardılar. Sınıflar arasında geçişe izin verilmedi. İslam dininde sınıf farkı yoktur ama batılılaşmayla şiddetli bir sınıflaşma oluşmaya başladı. Zengin ile fakir arasındaki büyük ekonomik farklar vardır. Ayrıca demokratik görünen ülkeler aslında totoliter bir rejim vardır. Bu gizli bir totoliterliktir. İslam dünyasında cinsiyet çatışmasını da alevlendirmek istiyorlar. AKP iktidarında evlilikler bitti, boşanmalar arttı, ön sevişmeler açık açık yapılmaya başlandı, başörtülü kızlar erkeklerle kucak kucağa oturmaya başladılar. İslam’a göre kadın erkeğe bağlı erkekte kadına bağlıdır. Ama AKP iktidarı mahremiyeti yerle bir etti. Çatışların bir diğeri ise laikler ile anti laikler arasında yaşanmaktadır. Ne laikler dindarları hazmedebiliyor ne de dindarlar laikleri tolere edebilecek gücü elinde bulunduruyor. AKP iktidarı Batı’yı model alarak sadece çatışmacı bir İslam dünyasının aracı haline gelmiştir.”

SUDAN - DR. AMEEN HASSAN OMER

Sudan Ulusal Kongre Partisi Eski Bakanı Dr. Ameen Hassan Omer, "İslam birliği oluşursa barışa katkı yapar mı? yoksa uluslar arası barışın bir diğer ayağımı olacak? Bunu konuşmamız lazım. İslam devleti, İslam milletleri birleşmelidirler. Bunun içinde bir düşünce birliğine sahip olmamız gerekmektedir. Batı ülkeleri kendi çıkarları uğruna küreselleştirmeye çalışıyor. Kendi çıkarlarını düzen olarak görmektedirler. Batı İslami devrimlere de karşı duruyor. Kendi isteği dışındaki bir İslami harekete karşı durduklarını belirtiyorlar. İslam dünyasına baktığımızda batıya bağımlığı olduğunu görüyoruz. Benim kanaatime göre korkulan ülkeler değil, uyanan haklardır. Devrimci fikre sahip cemaatlerdir. Burada aktif olan cemaatler görünseler de devrimci hareket ve düşünceler daha önemlidir. Mesala Erbakan hocamızın fikirleri, düşünceleri yeni bir dünya düzenini oluşturmaya yönelikti. Aslında bir devrimciydi. Bundan dolayı da batı Erbakan devrimlerinden çok korkuyordu.”

AVUSTURYA - FUAT SARAÇ

Avusturya Müftüsü Fuat Saraç, "İslam dünyası birçok tehlike ile karşı karşıya. Şekil Müslümanlığı, cahilin ibadete sarılması kötü örnek olarak karşımızda duruyor. Avusturya’da İslam dini tanınmıştır. Tüm Avrupa ülkelerinde tanınması için elimizden gelen gayretleri sarf ediyoruz. Bu konuda tüm İslam dünyası destek olmalıdır. Bugün tüm İslam ülkeleri uzak ya da yakın tehdit altındadır. Bunun en yakın örneği Sudan’dır. Aslında yalnız Sudan’da değil tüm İslam ülkesi tehdit altındadır. Batılı devletler İslam ve Müslüman kimliklerini tanınmasına karşı durmaktadırlar. Buna karşı bizim kendimizi onlara kabul ettirmemiz gerekmektedir. Ve Avrupa’da Batı’da yaşayan Müslümanların haklarını savunmalı ve güvence altına almalıyız. Bu konulara özellikle eğilmeliyiz.”

NEPAL - NAZRUL HUSSAIN

Nepal İslami Sang Genel Başkanı Nazrul Hussain, " Küresel barış ve İslami birlik şüphe yok ki İslam barış dinidir. Allah bize bu şekilde vermiştir. Bu yüzden sadece İslam bize barışı verebilir. Diğer sistemler bize barış ve adaleti vermez. İslam tek ve en doğru yoldur. Müslüman ümmetinin vazifesidir ki dünyada barışı sağlamak bizim görevimizdir. Biz her zaman düşmanlarımızdan bahsediyoruz, asıl konuşmamız gereken barıştır, kardeşliktir. Kardeşçe yaşama örneklerini sıralamalıyız. Kardeşliği pekiştirmemiz gerekiyor.”

TÜRKİYE - PROF.DR. MUSTAFA BİLGİN

Prof. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin, "İlam birliği nasıl kurulmalı sorusuna cevap aramaktan önce İslam Birliği nasıl bozuldu buna bakmak lazım. Osmanlıda ekonomik sistemin bozulmasıyla batının sömürgesi haline geldi. Avrupalıların dayatmasıyla Osmanlıda sosyal sistemde bozulmuştu. Buna diplomatik bozulmayı da ekleyebiliriz. Eğer küresel barış sağlanmak isteniyorsa bunun lokomotifi İslam dini olmalıdır. Müslüman halkların kolektif çalışmaları konusunda ESAM önemli bir rol alabilir. Kolektif şuur için bu çok önemlidir. Artık teoriden faaliyete geçilmesi gerekmektedir. Bunun için İslam dünyası derhal harekete geçmelidir.”

MISIR - MUHAMMED AKİF

Mısır İslami Ekonomi Grubu Muhammed Akif , "Saadet Partisi’ndeki kardeşlerime Allah selamet ve güç kuvvet versin inşallah. İslam hukukuna göre yatırım araçlarımızı iyi irdelemeli bu konuda oldukça güçlenmemiz gerekmektedir. Batı bunu iyi bir şekilde yapıyor. Bu konularda bizimde bir şeyler yapmamız gerekmektedir. Allah herkese akıl vermiş. Batılıya da Müslümanlara da. Ama biz Müslümanlar aklımızı iyi kullanamıyoruz. Bana göre bu konuya da eğilmemiz gerekmektedir. Dinimiz barış ve akıl dinidir. Bizde dünya da küreselleşmiş dünyada aklımızı kullanmalı ve güçlenmemiz gerekmektedir. Batı medeniyetinin peşinden koşacağımıza kendimiz İslami bir akım ve güç oluşturmalıyız.”

TÜRKİYE - MUSTAFA KÖYLÜ

" Ben fakirim bana yardım edin diyenlere yardım ediyoruz ama onlara balık tutmayı da öğretmeye çalışıyoruz. Onlar alanken zekât veren durumuna getirilmelidir. Eli kalem tutan kardeşlerimiz onları mesleki, iş anlamında geliştirmelidirler. Bizim çevremizi uyarmamız ve üretir hale getirmemiz gerekmektedir. Aksi takdirde bu sıkıntılar biteceğine daha da artacaktır. Eğer buna kulak vermezsek küçük bir ekonomik krizde çok büyük zarara uğrarız. Şuan Müslümanların düştüğü durumu göz önüne aldığımızda bu vahim tabloyu görmek mümkün. Biz Müslüman kardeşimize yardım edemeyince Hristiyanlar oraya yardım adı altında misyonerlik faaliyetleri gütmektedirler. Bu felaketle baş edebilmemiz için birlik olmamız lazım. Bu konuda gayret göstermeliyiz”

PAKİSTAN - HAFEEZURRAHMAN

" Dünya fakirliğinin çoğunu Müslüman topluluklar oluşturuyor. Müslüman ülkelerde su problemi de var. Ve ayrıca 10 saniyede bir Müslüman çocuk ölüyor. Bu çok acı bir tablo. Müslüman coğrafyada yaşanan afetlerde yardım kuruluşlardan kaç tanesi oralarda oluyor? Buna bakmak lazım. Hep gayrimüslim yardım kuruluşları oralara gidiyor ve onlardan yardım karşılığında dinlerini alıyorlar.”

BANGLADEŞ - NURUL İMAN

"İslam’ı hayata geçirmek bizim en önemli görevimizdir. İster coğrafi olsun, ister dilsel olsun her alana yayılmak biz Müslümanların asli görevidir. Bizim görevimiz elimizden geldiğince yardımı kardeşlerimize ulaştırmaktır. Müslüman kardeşlerimizi heba etmemeliyiz, misyonerlere yem etmemek için var gücümüzle çalışmalıyız.”

FİLİPİNLER - EL-HAJ MURAD İBRAHİM

" Ülkemizde adaletin sağlanması için çok çaba sarf ettik. Onurumuzu koruma adına da çok emek verdik. Onur bir millet için çok önemlidir. Ülkemizde kendi hakkımızı almamız en doğal hakkımızdı fakat hep dışlandık. Müslümanlar olarak dışlandık. Tarihte bir İslami ülke olmamıza rağmen şimdi Hristiyan ülke olarak biliniyoruz. Bizde asli unsurlar olarak karşı duruyoruz. İstediğimiz en önem şey ise eşitlik ve adalet. Başka bir isteğimiz olmadı.

MALEZYA - NASRUN AMİR BİN ABDULLAH

" ESAM aracılığıyla bu toplantıya katıldık. Bu toplantıyı organize eden tüm kardeşlerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Malezya’nın nüfusunun yüzde 50’si Müslüman değil. Malezya Müslüman hükümeti adına bir STK kurduk ismine AMAL dedik. Ve vatandaşlarımıza tebliğde bulunuyoruz. Pakistan, Türkiye gibi birçok ülkeyle birleşip bir dernek kurduk. Bunun resmi girişimlerine de başlamış bulunmaktayız. Umarım en kısa zamanda bunu gerçekleştirebiliriz. Bizim faaliyetlerimizin büyük çoğunluğunu insani yardımlar teşkil etmektedir. Elimizden gelenide yapmaya çalışıyoruz yapmaya devamda edeceğiz. Ayrıca azınlıklara İslami eğitimler veriyoruz. Özellikle felaket anlarında Müslüman kardeşlerimize yardımcı olamaya çalışıyoruz.”

GÜNEY AFRİKA - SHABİR AHMET SALOOJE

" Hükümetimizle aramızda hiçbir sorun yaşamıyoruz. İnanç özgürlüğümüzü yaşıyoruz. Medreseler açabiliyoruz, dinimizi özgürce yaşayabiliyoruz. Bunun yanında İslami tebliğlerde de bulunuyoruz. Güney Afrika Hükümetiyle koordineli çalışıyoruz. Rahat olduğumuz için rabbimize her gün şükrediyoruz. Biz aynı zamanda birçok Müslüman ülkedeki kardeşlerimize çeşitli yardımlarda bulunuyoruz. Şu dönemde Orta Afrika’da yaşanan vahşetten dolayı da oraya elimizden geldikçe destek çıktık. Ayrıca Gazze’de sadece bayanlara yönelik bir hastane kurduk. Hıristiyan misyonerlere karşı İslami eğitimler vermeye çalışıyoruz.”

Bugün konuşulacak konu ve konuşmacılar şu şekilde;

Bu sayfa sık sık güncellenmektedir.


09:00 - 10:30 IV. OTURUM: MÜSLÜMAN DÜNYA GÖRÜŞÜ SİYASİ KARARLARA NASIL YANSITILACAK?

OTURUM BAŞKANI:

TEMEL KARAMOLLAOĞLU SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI / TÜRKİYE
NASIR SANEA PARLEMENTER-IFIP BAŞKAN YARDIMCISI / KUVEYT
ALI MOHAMED AHMED JAWISH MÜSLÜMAN KARDEŞLER GENEL BAŞKANI / SUDAN
DR. MOSTAFA ZAHRANİ, DIŞİŞLERİ STRATEJIK ARAŞTIRMA MERKEZŞ BAŞKANI / İRAN
ABDULGHAFFAR AZIZ CEMAATİ İSLAMİ DIŞ İLİŞKİLER BAŞKANI / PAKİSTAN
DR. SYED AZMAN İSLAM PARTİSİ DIŞ İLİŞKİLER BAŞKANI / MALEZYA
ADNAN İSMAİLİ MERHAMET DERNEĞİ GENEL BAŞKANI / MAKEDONYA

10:30 11:00 ARA

11:00 - 12:30 V. OTURUM: KÜRESEL BARIŞ VE İSLAM BİRLİĞİ

OTURUM BAŞKANI:

DR. AMEEN HASSAN OMER ULUSAL KONGRE PARTİSİ E. BAKANI / SUDAN
MURAD RIDWAN HASSEN MÜSLÜMAN KARDEŞLER / ETİYOPYA
NAZRUL HUSSAİN İSLAMİ SANG GENEL BAŞKANI / NEPAL
İBRAHİMSA MOHAMMED MUSLİM AİD DANIŞMANI / İNGİLTERE
FUAT SARAÇ MÜFTÜ / AVUSTURYA
PROF. DR. MUSTAFA SITKI BİLGİN AKADEMİSYEN / TÜRKİYE
MAHMOUD AQEEF İSLAM EKONOMİSİ GRUBU / MISIR

12:30 15:00 ARA

15:00 - 16:30 VI. OTURUM: HAK VE ADALET MERKEZLİ YENİ BİR DÜNYA'NIN İNŞASI

OTURUM BAŞKANI:

ALİ BULAÇ GAZETECİ-YAZAR / TÜRKİYE
MUSTAFA KÖYLÜ CANSUYU DERNEĞİ GENEL BAŞKANI / TÜRKİYE
HAFEEZURRAHMAN EL HİZMET YARDIM KURULUŞU GENEL BAŞKANI / PAKİSTAN
NURUL İMAN İSLAMİ YARDIM KURULUŞU GENEL BAŞKANI / BANGLADEŞ
DR.SALEM İSLAMİ ÖZGÜRLÜK CEPHESİ GN.BŞK.YRD. / FİLİPİNLER
DEEN MUHAMMED ROHİNGYA DAYANIŞMA TEŞKİLATI GENEL BAŞKANI / ARAKAN
NASRUN AMIR BIN ABDULLAH AMAL FOUNDATION BAŞKAN YARDIMCISI / MALEZYA


16:30 17:00 ARA

17:00 - 18:30 VII. OTURUM: İSLAM DÜNYASININ MÜKTESEBATINA GÖRE GELECEĞİN YOL HARİTASI

OTURUM BAŞKANI: PROF. DR. ARİF ERSOY
YUSUF KAPLAN GAZETECİ-YAZAR / TÜRKİYE
M.FARUQI İMPACT DERGİSİ EDİTÖRÜ / İNGİLTERE
ABDULKADİR BENGRİNA E. BAKAN / CEZAYİR
MOHAMED HANEEZ CEMAATİ İSLAMİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI / SRİ LANKA
CHEIKH TIDANA FALL CEMAAT IBADURRAHMAN GENEL BAŞKAN YARDIMCISI / SENEGAL
NAWAF OBEIDAT MÜSLÜMAN KARDEŞLER ŞURA BAŞKANI / ÜRDÜN
IMRAN ABDULLAH ADALET PARTİSİ GENEL BAŞKANI / MALDİVLER
RAUF MUHAMMED HASAN IRAK KÜRDİSTAN İSLAMİ HAREKET PARTİSİ

18:30 - 19:00 ARA

19:00 - 20:30 GENEL DEĞERLENDİRME - DEKLERASYON VE KAPANIŞ

DEĞERLENDİRME
DEKLERASYON İSTANBUL HAK VE ADALET BİLDİRGESİ


1. GÜN I. OTURUMLARI

09.30 - Program Hafız Kenan Altuntaş'ın Kur'an-ı Kerim tilaveti ile program başladı.



10.15 - ESAM Genel Başkanı M. Recai Kutan Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi'nin açılış konuşması yapıyor:

Sayın Bakanlar,

Sayın Genel Başkanlar,

İslam Aleminin ve Mazlum Toplulukların Muhterem Temsilcileri,

Siyasi Partilerimizin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Değerli Yöneticileri,

İlim Adamları, Kanaat Önderleri,

Aziz Kardeşlerim, Aziz Misafirler

Basınımızın Değerli Temsilcileri,

Hepinizi Şahsım ve ESAM "Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi” adına Saygı ve Sevgiyle selamlıyorum.

Bu toplantıya hoş geldiniz, şeref verdiniz. İslam Âleminin seçkin liderleriyle böylesine bir toplantıyı düzenlemek ESAM için büyük bir onurdur.

Muhterem Kardeşlerim,

Bu toplantının arifesinde, İslam coğrafyasında, Müslümanları üzüntüye gark eden kaza ve doğal afetlere şahit olduk. Türkiye’de Soma ilçesinde bir kömür ocağında meydana gelen olaylarda maalesef 301 işçi kardeşimiz şehit oldu.Aynı günlerde Bosna’da aşırı yağışlar sonucu oluşan sellerde çok sayıda insan hayatını kaybetti veya yaralandı. Bu olaylarda hayatını kaybedenlere toplantımız adına Allahtan rahmet ve mağfiret, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Muhterem Katılımcılar

Bu toplantımız insanlık tarihinin en büyük ve en mutlu hadiselerinden biri olan İstanbul’un fethinin 561. yıl dönümüne rastlamaktadır. Fetih, bugünkü gibi 29 Mayısta nasip olmuştu.

Peygamber efendimizin( Sallallahü Aleyhi ve Sellem) " İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ve onun askerleri, ne güzel askerlerdir.” Hadis-i Şerifi karşısında , çok sayıda Müslüman, İstanbul’u fetih etme arzusu içinde idi. İstanbul fethinde ilk teşebbüs, Hazreti Osman devrinde 655 tarihinde yapıldı. Muaviye devrinde ise 668’de yapılan kuşatmada, büyük sahabelerden Hazret-i Ebü Eyyüb-i Ensari de bulunuyordu. Bu seferde vefat eden büyük sahabe, İstanbul surları yakınına defnedilmişti. Peygamberimizin bu müjdesine, 29 Mayıs 1453 tarihinde 23 yaşındaki Osmanlı Sultanı Fatih Mehmet Han nail oldu. Peygamberimizin övgüsüne layık olan fatih Sultan Mehmet Han ve İstanbul’un fethine katılan, İla-yi Kelimet-ullah için cihat eden bütün İslam mücahitlerini rahmetle ve minnetle yad ediyoruz. Bütün İslam Aleminin malı olan bu fetih bir işgal değildir. Baskı, zulüm ve haksızlığın hakim olduğu yerlerde barış, huzur ve adaletin sağlanmasıdır. Nitekim İslam’ın Avrupa’da yayılmasına ortam hazırlayan bu fetihle, Osmanlı Devleti dünyanın en hassas bölgelerinde, 6 asra yakın bir sürede, farklı dinlere ve ırklara mensup olan insanların bir arada barış içinde yaşamasını sağlayan bir nizam tesis etmiştir. İnsaflı bir Batılı düşünür, "İslami fetih, mazlumlara destek ve İslamı yaymak için yapılıyor, farklı toplumlar boyunduruk altına alınmıyordu. Müslüman Fatih, fethettiği topluma, kendisiyle eşit hakları sağlarken, Batılı sömürgeciler topluma esir muamelesi yapıyorlardı” demiştir. İstanbul’un fethi Hak ve Adaleti üstün tutan İslam alemini ortak bir fethidir. Bu büyük zafer Müslümanların dualarıyla ve bedenleriyle gelip katılmalarıyla gerçekleşmiş kutlu bir zaferdir. Sadece İslam tarihinde değil, dünya tarihinde de önemli bir dönüm noktası olmuştur. Fatih Sultan Mehmet Han’ın Şah Cihan’a yazdığı mektupta belirttiği gibi, İstanbul’un fethi, bütün Müslümanların eseridir. Dolayısıyla bu şehir bütün Müslümanlarındır. Bu yüzden siz burada misafir değil kendi evinizesiniz diyorum. Şu anda kardeş Müslüman ülkelerden 120 adet temsilcinin katıldığı "Müslüman Topluluklar Birliği” toplantısının 23 üncüsünü yapmaktayız.


Bütün İslam Aleminin en hain kuşatmalarla, en sinsi oyunlarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde gerçekleştirdiğimiz bu " Müslüman Topluluklar Birliği” toplantısının İslam Alemi ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum. 29-30-31 Mayıs 2014 günlerinde yapacağımız bu toplantıda bu yılki toplantının teması olarak "Küresel Tehditler ve İslam Dünyası” belirlenmiştir.

Muhterem Misafirlerimiz.

Dünyanın 4 tarafından teşrif ederek bu salonda oluşturduğumuz muhteşem tabloyu mutlulukla seyrediyorum. Mutluyum, çünkü bu salonda kalbi mazlum İslam coğrafyası için çarpanları, insanlık aleminin saadeti için çırpınanların, "Savaş değil BARIŞ, sömürü değil ADALET, zillet değil izzet” için çalışanları görüyorum. Sizler gittikleriniz her yere barış, huzur, özgürlük, adalet ve refah götüren ecdadımızın torunlarısınız.

Bugünde insanlığı felakete sürükleyen, İslam Coğrafyasını kan ve gözyaşına boğan Nemrudi ateşi söndürecek olan sizlersiniz. Her dönem dünyayı felakete sürükleyen "Nemrut” lar oldu. Ama hamdolsun ki, "İbrahim” ler de vardı.

Muhterem Kardeşlerim,

2011 tarihine kadar bu toplantılarımızın ev sahipliğini ESAM’ IN KURULUŞ TALİMATINI VEREN Muhterem Necmettin Erbakan yapmakta idi. Bu toplantılarda hep bizlere emperyalistlerin hile ve desiselerini anlatarak yol gösteriyordu. Yüreği İslam ve mazlum milletler için çarpan bir sevda insanı Erbakan Hoca, 27 Şubat 2011 günü Rahmet-i Rahman’a kavuştu. Eminim ki hepimiz bundan dolayı mahzunuz, hüzünlüyüz.

Bugüne kadar yaptığımız "Müslüman Topluluklar Birliği” toplantılarının bir çoğuna katılmış olan İslam Dünyasının bazı güzide mensuplarını da bugünkü toplantımızda görememiş olmanın derin hüznünü yaşamaktayız.

Merhum Erbakana da , Peygamberleri kendilerine rehber eden, yer yüzünü imar ve ıslah için cihad eden, İslam alimleri ve önderlere de Cenab-ı Haktan rahmet ve mağfiret diliyoruz.

3 gün sürecek olan bu toplantımızda Türkiye’den ve kardeş Müslüman ülkelerden değerli ilim, fikir ve siyaset adamlarımızla;


- İslam Dünyasının içinde bulunduğu durumu,


- İslam Coğrafyasında, cereyan etmekte olan olayları, birlikte inceleyecek ve ortak hedefler ve çözümler konusunda görüş alış verişinde bulunacağız.

Hak, Adalet, barış ve huzur medeniyeti olan "İslam Medeniyeti” nin inşasına yönelik ortak adımlarımızı belirlemeye çalışacağız. İslam Dünyasından çok değerli ilim adamlarımız, siyaset ve devlet adamlarımız, toplum ve kanaat önderlerimiz bu toplantıda, birbirinden önemli tebliğler sunacaktır.

Muhterem Kardeşlerimiz,

İslam Alemi, şu anda tarihinin en kritik ve en badireli bir dönemini yaşamaktadır. Çünkü bir çok İslam ülkesinde zulüm var, kan ve gözyaşı var. Bu ülkelerdeki Müslüman kardeşlerimiz, insanlık dışı vahşet ve katliamlarla karşı karşıyadır. Peki, bu zulüm, kan ve gözyaşının sorumluları kimler? İnsanlık tarihinde son 200 yıl, Batı Medeniyetinin dünyada egemen olduğu bir dönemdir.

Evet, bu dönemde yeryüzünü Batılılar şekillendirdi, haritaları batılılar çizdi, dolaylı veya doğudan bu coğrafyada ki ülkelerin yönetici kadrolarının oluşumunda, batılılar belirleyici oldu. 1920’li yıllara kadar, dünya coğrafyasının büyük bir bölümü, Batılılar tarafından işgal edildi. İşgaller esnasında, acımasızca katliamlar, işkenceler, soykırımlar yapıldı. Bu yüzden, dünya halkının büyük bir çoğunluğu, sefalet, yoksulluk, açlık ve ölümle burun buruna yaşamak zorunda bırakıldı. İşte Batı medeniyetinin gerçek yüzü budur.

Bir ülkenin askeri güçle işgal edilmesi, hem büyük masrafları getirmektedir, hemde işgalci güçler için büyük riskler ve tehditler oluşturmaktadır.

Onun için Batılılar, işgallerin ardından askeri işgal yerine yeni bir uygulamayı benimsediler. Bu seferde o ülkeleri "Kültür Emperyalizmi” yoluyla işgal ederek bu yolla o ülkenin milli ve manevi değerlerini kaybetmiş, Batı taklitçisi, Batı hayranı okumuşlarını kendilerine yardımcı tabiri caizse " Gönüllü Asker” yaptılar. Böylece o ülkeleri sömürmeye ve yönetmeye devam ettiler. İkinci dünya savaşı sırasında İngiltere Başbakanı olan Churchill’in şu sözleri” Batı medeniyeti” nin gerçek yüzünü açıkça ortaya koymaktadır. "Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir.”

Değerli katılımcılar,


İkinci cihan harbinin ardından bu savaşın galiplerinden ABD Başkanı Rosvelt, İngiliz Başbakanı Churchill, Rus lideri Stalin Yalta’da toplandılar. Bugünkü, zulme dayalı dünya düzenini belirlediler. Amerika başta olmak üzere Batılı Devletler büyük ölçüde Siyonizm’in etkisi altındadır. Dünyada barış ve güveni sağlamak iddiasıyla BM’nin kurulmasını kararlaştırdılar. Kurulan BN’ nin ilk kararı 1948 yılında İsrail devletinin kurulması oldu. O günden itibaren İsrail, Amerika’nın desteği ile tecavüzlerle hudutlarını genişletmekte, Muharref Tevrat’ta kendilerine Vaat edilen, Nil ve Fırat arasındaki "arz-ı mev’ud” a bütünüyle sahip olmayı hedeflemektedir.


Muhterem kardeşlerim,


Sovyetlerin dağılmasının ardından komünizm tehlikesi ortadan kalmış, dünya tek kutuplu bir duruma gelmişti. Birçok insan, artık dünyada huzurun, insan hakları ve özgürlüklerin sağlanacağına inanmıştır. 2001 yılında, 11 Eylül hadiseleri dünyayı bir kaosa sürükleyen yeni bir dönemin başlangıcı oldu. ABD Başkanı Bush, 11 Eylül terör olayının Müslümanlar tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürerek İslam’a ve Müslümanlara karşı bir Haçlı savaşı başlattığını, El Kaide = Terör= İslam olduğunu ilan etti. Hazırladıkları "Büyük Ortadoğu Projesi” nde bu savaş alanı Fas’tan Endonezya’ya kadar uzanıyordu. Bu savaşın hedefi;

Bölgede sınırların ve yönetimlerin yeniden belirlenmesi,

İslam İnanç ve anlayışının değiştirilmesi idi.


Batı İslam düşmanlığı giderek artmaktadır. Bu anlayışın bir sonucu olarak İslam dini değiştirilerek modernize edilecek, İslam inanç ve kurallar Batılılara göre belirlenecekti. Bu askatla "Ilımlı İslam” projeleri geliştirildi. Hedef İslam’ın Protestanlaşması, İslami görüşlerin sekilerleşmesi idi.


BATI’NIN İSLAM KARŞITLIĞI (İSLAMOFOBİA)

Emperyalistlerin, en çok rahatsız olduğu hususlar, Müslümanların haksızlıklara karşı bir türlü sindirilmeyen mücadele azmi, yani cihad şuuru ve yüksek ahlaki değerlere bağlılıkları olmuştur. Bu yüzden, sömürgeciler ve Siyonistler yıllar boyunca İslam’ı yanlış tanıttılar. İslam‘ı barışı tehdit eden bir din olarak göstermeye çalıştılar. Son 10 yıl boyunca dünyanın her yerinde Müslümanlara zor anlar yaşattılar. İslam’ı tehlikeliymiş gibi gösterdiler, onları potansiyel suçlu ilan ettiler.


Şu tarihi olay, İslam Medeniyetinin ne olduğunu, Batı Medeniyetinden farklılıklarını ne güzel açıklamaktadır.


1565 yılında Osmanlı Sadrazamı olan Sokulu Mehmet Paşa, Fransız elçisini çağırıp, "Saint Barthelemy” katliamını sorar. 24 Ağustos 1572 de Fransa da, on binlerce Protestan, Katolikler tarafından katledilmiş. Sokullu Paşa "Bizim sancağımızın dalgalandığı uçsuz bucaksız yerlerde çeşitli dinlere bağlı, çeşitli ırktan milletler yaşıyor. Hepside inandıkları gibi yaşarlar. İstanbul’da camilerin yanında Kiliseler ve havralar vardır. Kimse kimseyi rahatsız edemez” diyerek elçiyi azarlar. İslam’ın yanlış tanıtılması ve barış için tehdit sayılması, Siyonist ve sömürgeci çevrelerin gerçeklerle bağdaşmayan sinsi bir planıdır. Bu sinsi planı, hep birlikte insanlığa anlatmalıyız. İslam her çeşit sömürüye ve haksızlığa karşıdır. İslam terörle asla bağdaşmaz. İslam, dünya barışı için bir tehdit değil, bilakis İslam bir teminattır. Barış ve Hak’a teslim anlamına gelen İslam, nereye ulaşmış ise oraya barış götürmüştür.

İNSANLIK ALEM-İ İSLAMI ARIYOR

Muhterem kardeşlerim,

Dünya ve insanlık yeni bir umut, yeni bir ışık yeni bir kurtuluş yolu, yeni bir adil yönetim, hak ve adalet merkezli yeni bir dünya, yeni bir düzen, yeni bir medeniyet arayışındadır. Yoksulluk, açlık, savaş, ölüm ve korku ile simgeleşen batı medeniyeti, dünyanın sorunlarını çözemez, çözemedi de. Batılı değerlerin çözüm arayışları hep sorun üretmiş yeryüzüne kriz, çatışma, açlık, kan ve gözyaşından başka hiçbir şey getirmemiştir.Barış ve Hak’a teslimiyet anlamına gelen İslam’ın tarih boyunca nereye ulaşmışsa oraya barış, adalet ve refah götürdüğünü gören insanlar, " Beşeriyet bugün, her zamandan daha çok, İslam’ın sevgi ve şefkat mesajlarına muhtaçtır” demektedirler. Bu sorumluluk duygusu içinde Allah’ın yardımıyla barış medeniyeti olan İslam medeniyetini yeniden inşa edeceğiz. Yeryüzünün imar ve ıslahını sağlayacak Yeni Adil Bir Dünyayı birlikte kuracağız. Bizim kuracağımız yenidünya düzeni, bütün beşeriyet için Rahmetel’lil alemin alacaktır.


ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA BARIŞ ANCAK MÜSLÜMANLARIN BİRLİK VE DAYANIŞMASI İLE SAĞLANABİLİR


Muhterem kardeşlerim,

Dünyadaki bu zulüm düzeni karşısında GÜN İNANANLARIN BİRLEŞME GÜNÜDÜR. Irkçı ve tekelci mihrakların, yeryüzünde çıkartmaya çalıştığı fesada karşı inananlar birleşmelidir. Dahilde ve hariçte, zalimlere karşı birlik içinde hareket etmelidirler.


Gün, kendi inancımız ve değer ölçülerimizin etrafında toplanarak, yeni bir medeniyet kurmak için çalışma günüdür.Gün, kendi inancımızın ve değer ölçülerimizin etrafında toplanarak kendi medeniyetimizi "İslam medeniyetini” ihya için çalışma günüdür.Bu inançla, 1997 yılında, merhum Necmettin Erbakan’ın öncülüğünde 60 Müslüman ülkenin birlik ve dayanışmasını sağlayacak bir anlaşmaya karar verildi. Ancak yapılan bazı müzakerelerden sonra dinamik ve etkili bir çalışmayı sağlayabilmek için, önce nüfusu 60 milyonun üzerindeki 8 Müslüman ülke ; Endonezya, Malezya, Bangladeş, Pakistan, İran, Türkiye, Mısır ve Nijerya arasındaki bir anlaşmanın yapılması kararlaştırıldı. "İslam Birliği” nin önemli bir adımı olarak 15 Haziran 1997 günü İstanbul’da D8 anlaşması imzalandı. Bu oluşum sömürüye, adaletsizliğe, eşitsizliğe, baskı ve tahakküme karşı toplu bir isyanın adıdır. D8 dünyayı sadece biz yönetiriz iddiasında olan emperyalist güçlerin karşısına, "biz de dünyanın bir parçasıyız. Gelin bu dünyayı barış, hak ve adalet ölçüleri içerisinde birlikte yönetelim. Dünyanın nimetlerinden de adalet ölçüleri içinde birlikte yararlanalım” mesajı ile çıkmıştır.

D8,G8 "Gelişmiş Ülkeler” le çatışmak için değil, tam tersine yeryüzünde,



- Savaşı değil BARIŞI

- Çatışmayı değil DİYALOĞU

- Çifte Standardı değil ADALETİ

- Üstünlüğü değil EŞİTLİĞİ

- Sömürüyü değil İŞBİRLİĞİNİ

- Baskı ve Tahakkümü değil İNSAN HAKLARINI gerçekleştirmek için kurulmuştur.


D8 anlaşmasının önemli hedeflerinden biride;


- İslam Birleşmiş Milletleri

- İslam Savunma Paktı

- İslam Kültürel İşbirliği Teşkilatı

- İslam Ortak Pazarı

- İslam Müşterek Para Birimi (İslam Dinarı) gibi kendi kurumlarımızı kurmaktır.

İslam dünyası ve bütün gelişmekte olan ülkeler iki alternatifle karşı karşıya bulunmaktadır. Ya küresel ırkçı ve tekelci sermayeye tarlim olacaklar. Bu tercih, İslam alemi ve gelişmekte olan ülkelerin Post Modern bir sömürgeciliğin hakimiyeti altına girmesine yol açacaktır.Ya da bugün burada dünyadaki Müslüman toplulukların temsilcileri olarak yaptığımız gibi bir araya gelinecek ve birlikte " Yeni Adil Bir Dünya” düzeninin kurulmasına yönelik adımlar atılacaktır.

Emperyalizme teslimiyet zillete yol açar. Teslimiyet yolu zillet yoludur. İnancımızın ilkeleri etrafında toplanarak Hak ve adalet merkezli yeni bir dünya kurma girişimi bizi izzete götürür. İzzet ve şeref, Hak’a inanan, yeryüzünü adaletle ıslah etmeye çalışanların hakkıdır. Allaha hamd ediyorum. Bu salonda Endonezya’dan Fas’a uzanan şu tabloda gördüğüm coşku ve heyecan, bütün İslam Aleminde yaşanan büyük bir uyanışın büyük bir şuurlanmanın göstergesidir. Bütün inancımla ifade ediyorum, burada gördüğüm heyecan ve kararlılık, Filistin’in, Kudüs’ün, Afganistan’ın, Irak’ın ve zulüm altındaki Müslümanların kurtuluş müjdesidir.

Muhterem Misafirlerimiz, Aziz kardeşlerim :

Konuşmamın sonunda, ESAM olarak, sizi İstanbul’da ve bu güzel mekanda misafir etmekten duyduğumuz mutluluğu belirtmek istiyorum. İstanbul sizin eviniz ve yurdunuzdu. Bu kongreye teşrif ettiğiniz için, sizlere teşekkür ederim. Beşeriyetin saadeti için, Yeni bir Dünyanın kurulmasına yönelik ilk adımların belirleneceği bu toplantının başarılı ve ülkemize ve bütün insanlığa hayırlı olmasını diliyorum. İstanbul’dan bütün İslam alemine selam ve saygılarımızı sunuyorum.

Allah’a emanet olunuz. Aziz kardeşlerim."



Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler konuşmasının tamamı:

"İnsanlık tarihi üzerinde imal-i fikir yaptığımızda savaşların yarattığı acı ve gözyaşları ile dolu bir tarihle karşı karşıya kalırız. Oysa bu durum insanlığın mahkum olduğu zorunlu bir kader değildir. Zira tüm bu acı hadiselerin yaşanmayacağı bir dünya düzeninin kurulması gayet mümkündü. Gerek insanların evrensel barışa ve hukuk bilincine erişememiş olmaları, gerekse sermayenin belli ellerde toplatılma gayretleri ne yazık ki söz konusu acıların yaşanmasına neden olmuştur.

Gelinen aşamada mevcut dünya düzeninin gittikçe artan ulusal ve uluslararası sorunların çözümünde yetersiz kaldığı görülmektedir. Sorun çözme yeteneğini kaybetme noktasına gelen bu düzen, artık tartışılır hale gelmiştir. Zira söz konusu bu düzen son bir asırdır sürekli sorun üretmektedir. Bugün dünyada giderek yaygınlaşan çatışma ve kalkışmalar herkesi endişelendirmektedir. Dünya adeta yeniden soğuk savaş yıllarına dönmektedir. Batı dünyasında giderek artanİslamafobia ve ırkçılık dünya barışını tehdit eder boyutlara ulaşmaktadır. İslam coğrafyası ırkçı ve tekelci güçlerin hile ve tuzaklarıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Irkçı ve tekelci mihrakların ürettiği ve desteklediği terör İslam dünyasında çatışmayı yaygınlaştırmaktadır. Bu gün sadece İslam dünyası değil bütün beşeriyet baskıcı, dayatmacı ve sömürgeci mevcut dünya düzenin tehdidi ile karşı karşıyadır.

Dünyanın kurucu rolünü üstlenen mihrakların oluşturmaya çalıştıkları sistem neticesinde dünya kaynaklarının paylaşımındaki adaletsizlik yaygınlaşmaktadır. Başta az gelişmiş dünya ülkeleri olmak üzere dünyanın büyük bir bölümü giderek yoksullaşmaktadır. Belli ülkelerin çıkar çatışmasına dönüşmüş mevcut dünya düzeni çözüm üretmede aciz kalmaktadır. Reel değerler artırılmadan sembolik değerler üzerinden yapılan ticaret küresel düzeyde tekelleşmeyi yaygınlaştırmakta ve yoksulluğa küresel boyut kazandırmaktadır. İşsizlik, yoksulluk ve sefalet dünyanın önemli bir bölümünde dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Irkçı ve tekelci mihraklar bir yandan ülke içi çatışmaları körüklemiş diğer taraftan, ülkeler arası çatışmalara yeni boyutlar kazandırmıştır. Batı’da uygulanan yeni korumacılık politikaları gelişen ülkelerin daha da yoksullaşmasına ortam hazırlamıştır. Uluslararası uyuşturucu ve insan ticareti bütün beşeriyeti tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Yolsuzluk, rüşvet, ahlaki yozlaşma ve çürüme, kitle iletişim araçları vasıtasıyla özendirilmekte ve yaygınlaştırılmaktadır. Kısaca mevcut dünya düzeni sorun çözememektedir, sorun üretmektedir.

En son Avrupa Parlamento seçimlerinde çıkan sonuçlar iki cihetle önemlidir. Birincisi aşırı sağın yükselişiyle baştaİslamofobya olmak üzere Irkçı saldırıların artma ihtimalidir. İkincisi ise, seçimlere katılım oranının Avrupa halkının demokrasiye olan inancında azalma olduğunu göstermektedir. Batının temel dayanak olarak gördüğü demokrasiye inancın azaldığı gerçeği, Batı dünyasının son yüzyıldır uyguladığı çifte standartlı ve adaletsiz politikalarının bir sonucudur. Seçimlere katılım ortalamasının %43’te kalması bu bağlamda son derece önemli ipuçlar vermektedir.

Peki İslam coğrafyasında durum nasıl? Son bir asırdır dünya büyük dönüşümler yaşarken İslam dünyası nerede durdu? İslam dünyasının durumunu daha bir çok soruyla irdelememiz mümkündür. Ancak öncelikli olarak İslam dünyasının iç yapısını ve geçirdiği evreleri tahlil etmekte yarar görmekteyim. İslâm Dünyası geçtiğimiz asırda herbirisi kendi içinde teorik ve pratik bütünlük­ler oluşturan üç önemli safha yaşamıştır. Birinci safha yüzyılın ilk çeyreğinden oluşan ve hilafetin yıkılışına kadar olan dönemi kapsar, ki bu dönemde İslâm Dün­yası Osmanlı hilafeti nezdinde Avrupa-eksenli Batı karşısındaki son direniş mücade­lesini yapmıştır. Sömürgeci rekabetin uluslararası ilişkileri belirlediği bu dönem İs­lâm dünyasındaki sömürge karşıtı mücadelenin teorik ve pratik yansımalarına şahit olmuştur. İkinci dönem ise İslâm Dünyasının hem bir bütün olarak hem de parça parça sömürgeci uluslara­rası sistem karşısındaki direniş noktalarını kaybettiği bir dönemdir. Bu dönem İslâm toplumları açısından sadece bu asrın değil bütün bir İslâm Medeniyeti tarihinin enradikal değişikliklerinin yaşandığı bir dönem olmuştur. Üçüncü dönem II. Dünya Savaşından özellikle Kıbrıs savaşı, İran Devrimi ve Afganistan cihadı ile ayrıştırılabilecek olan son çeyreğe kadar sürer ki bu dönemin özelliği sömürge devrimleri sonunda çok sayıda Müslüman ulus-devletin ortaya çıkışı ve bunların İslam Konferansı Örgütü çerçevesindebiraraya gelme ihtiyacı hissetmeleridir.

İslam dünyasında yaşanan bu dönüşümler daha çok düzen kurucu güçlerin tahakkümü ve yönlendirmeleriyle şekil bulmuştur. İslam dünyası kendi değerlerinden uzak bırakılarak, adeta kendisine yabacı bırakılmak istenmiştir. Kukla ve despot yöneticilerle idare edilmeye çalışılan bu sistem son dört yıldır yaşanan ve halkın yeniden dirilişi olarak değerlendirebileceğimiz Arap Baharı sürecini başlatmıştır. Nitekim Arap Baharı, bölgenin genelinde yıllar boyu süren baskılara, zorbalıklara, haksızlıklara, hayal kırıklıklarına, ekonomik, siyasal ve sosyal başarısızlıklara yeter demek için sokaklara dökülen halkların haykırışını temsil eden bir süreci ifade etmektedir. Toplum, bu süreçte kendi kendini yönetme iradesini ortaya koymuş ve halklar bölge tarihinde ilk defa despot rejimlere karşı, taleplerini bu denli gür bir tonda ortaya koyma cesaretini gösterebilmiştir.

Ozon tabakasının delinmesi, Kuzey kutbunda karbon oranının artması, endemit bitkilerin kaybolması gibi naylondan duyarlıklarla entelektüel zihinleri meşgul etme çabalarıylainsanlık vicdanının yönü şaşırtılıyor. Ancak tüm bu menfi hadiselere rağmen insan kaynaklı sorunlar çözümsüz değildir. Çare, kuvveti Hak nedeni kabul eden ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra mevcut küresel dünya düzeninin dayandığıparadigmanın değiştirilmesidir. Uluslararası ilişkileri menfaat çatışması temeline oturtan paradigmaların dayandığı mevcut uluslararası kurum ve kuruluşların çatışma ve gerginlikleri önleme yerine sürekli hale getirme çabaları akim bırakılmalıdır. Barışın tesisi için, küresel yardımlaşma ve dayanışmayı esas kabul eden hak ve adalet merkezli yeni bir dünyanın, uluslararası ilişkilerin "Menfaat Paralelliği Paradigmasına” göre yeniden inşa edilmesi gerekmektedir. Bu dünyanın inşasında, akidelerinde esas olan adalet anlayışından dolayı, Müslümanlar aktif rol almalıdır. İşte bu çerçevede 23. Dünya Müslümanlar Topluluğu Kongresi, baskı, dayatma, haksızlık ve sömürüye karşı tavır almayı insani bir erdem kabul eden herkesi, Hak ve Adalet Merkezli Yeni bir Dünyanın inşasına davet etmektedir. Bu yeni dünya bütün beşeriyet için barış ve dayanışma dünyası olacaktır. Değerli dünya, değersizliği kutsallaştıran sapkınlık içinde yok edilmemelidir."



Saadet Partisi Genel Başkanı Prof.Dr.Mustafa Kamalak Konuşması:

"İslam aleminin dört bir tarafından ve Türkiye’mizden gelerek, 23’sünü icra ettiğimiz Müslüman Topluluklar Birliği toplantısını şereflendiren siz kıymetli kardeşlerimi, en samimi duygularımla selamlıyorum.
Hoş gediniz, sefalar getirdiniz.

Bildiğiniz gibi, rahmetli Necmettin Erbakan hocamızın öncülüğünde başlatılan bu toplantılar, ümmetin siz seçkin temsilcileri ile her yıl bu tarihlerde yapılmakta, dünyadaki ve İslam alemindeki gelişmeler değerlendirilmekte, alınması gereken tedbirler ve atılması icabeden adımlar müzakere edilmektedir.

Görüşlerimi arz etmeden önce, ülkemizde, Soma kömür ocaklarında 13 Mayıs günü meydana gelen kaza neticesinde hayatını kaybeden 301 kardeşimize Cenab-ı Hak’tan rahmet ile yakınlarına sabr-ı Cemil niyaz ediyorum.
Ayrıca, Bosna-Hersek’te ki sel felaketinde hayatlarını kaybeden kardeşlerimize de rahmet diliyorum.

İslam aleminde çeşitli sebeplerle Suriye’de, Mısır’da, Orta Afrika Cumhuriyetinde, Bangladeş’te,, Arakan’da ve diğer ülkelerde hayatlarını kaybedenleri de rahmetle anıyorum.

Kıymetli kardeşlerim,

Üzülerek ifade etmek mecburiyetindeyiz ki, son yıllarda İslam alemi, işgaller, iç çatışmalar, çekişmeler ve hatta katliamlarla sarsılmaktadır.

Önceleri sadece Afganistan ve Irak gündemimizi işgal ederken, bu gün Suriye’deki, Libya’daki, Mısırdaki, Bangladeş’teki, Arakandaki, Nijerya ve Orta Afrika Cumhuriyetindeki ve sayamayacağım kadar daha birçok ülkelerdeki gelişmeleri endişe ve çaresizlik içinde izliyoruz.

Çok şerefli bir tarihe, dünyada gelip geçmiş en yüksek medeniyete, toplumsal ve uluslar arası barışın teminatı durumundaki ahlaki değerlere sahip olan İslâm alemi, ne yazık ki, kısır çekişmeler ve dış etkiler sebebiyle, bir türlü kendine gelemiyor.

İçinde bulunduğumuz bu durumu kabullenmek, acziyet gösterip bir tarafa çekilmek veya hadiselerin arka planını anlamadan, kör dövüşüne kalkışmak, içinde bulunduğumuz durumu düzeltmek bir yana daha da kötüleştirir.
Biz çaresizliği kabullenemeyiz.

Zirai inanıyoruz ki, bu kainatı yoktan vareden Cenab-ı Hak, yegane güç ve kuvvet sahibidir.
Müslümanlar, haksızlıklara karşı mücadele etmekle mükellef tutulmuştur. Cihad ile, Hakkı hakim kılmak için çalışmakla emrolunmuştur.

Namaz dinin direği, cihad ise zirvesidir. Müslümanlariyiliği yaymak ve kötülüğü önlemekle mükelleftir.
Hicretten sonraki ilk yıllar, İslâm’ın çok hızlı bir şekilde yayılmasına, Hint okyanusundan Atlas Okyanusuna kadar geniş bir coğrafyada kitleler tarafından benimsenmesine sahne olmuştur.

İslâm âlimlerinin çalışmaları ile, bugün ki ilimlerin temeli İslâm’ın ilk çağlarında atılmıştır.

Öyleki, bugünki matematik, fizik, kimya, astronomi, tıp gibi birçok ilmin kurucularının İslâm alimleri olduğu, Batıdaki dürüst ilim adamları tarafından da kabul edilmektedir.

İslam, Hicretin 7.-8. Asrına kadar, kuzey Afrika ve Endülüs’e, Orta Asya ve Hint yarım adasına, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde de Anadolu’ya ve Avrupa’ya yayılmış ve hakim olmuştur.

Bu noktada temel soru şudur;

Bu kadar büyük medeniyetler, devletler kurmamıza rağmen, nasıl olup da bugünkü duruma düştük?

Bu soruları doğru cevaplayabilirsek, yeniden ayağa nasıl kalkacağımızın cevabını da bulmuş oluruz.
Konuya iki cepheden yaklaşmamız mümkündür.

1) İç çekişmelere kapılmadık ve 1600’lerden itibaren Batı’da başlayan sanayi ve teknolojiye ayak uyduramadık;
2) Dış dünyanın, özellikle kapitalist ülkelerin sömürgeleştirme politikalarına ve entrikalarına karşı politika üretemedik.

Aslında Osmanlı bu gidişatın farkına varmış, ancak Hıristiyan Batı aleminin ve Rus Çarlığının topyekun saldırılarına karşı mücadele etmiş, fakat bu direnç, iç çekişmelerin doruğa çıkması ve bazı ihanetler neticesinde yetersiz kalmış ve birinci Cihan Harbi ile de bütünüyle kırılmıştır.

Osmanlı’nın yıkılışı, Halifeliği’n de sona ermesine vesile olmuştur Böylece İslam alemi bileştirici bir unsurdan Hilafetten mahrum bırakılmış ve başsız kalmıştı.

Ancak bu dönemde organize olan ve gün ışığına çıkan Siyonist hareket takip eden yıllarda etkisini hissettirmeye başlamıştır.
1896 Basel Siyonist kongresi, bu hareketin ilk adımı sayılabilir. Hedef, Filistin’de, bir Yahudi devleti kurmak ve bu devletin Arz-ı Mev’uda hakim olmasını sağlamaktır.

Bunun için ilk adım olarak Sultan Abdulhamit Han tahttan indirildi, arkasından Osmanlı yıkıldı ve başsız kalan İslâm aleminin dininden uzaklaştırılmasına çalışıldı.

Birinci Cihan harbi sonunda, İslâm ülkelerinin neredeyse tamamı sömürgeleştirildi ve Filistin’e Yahudi göçünün önü açıldı.

Ancak, dünyada dengeler yerli yerine oturmamış ve istikrar tam olarak sağlanamamıştır.

Kapitalist ülkeler ve arka planda giderek güçlenen sermaye çevreleri bu paylaşımdan rahatsızdı. Bu arada Komünizmin ortaya çıkması belirsizlikleri artırmıştır.

Derken, İkinci Cihan Harbi patlak verdi. Harp, 1945’de ABD, İngiltere ve Rusya’nın galibiyeti ile neticelendi.

Galip devletlerin başkanları Ruzvet, Churchill ve Stalin, Rusya’nın Kırım kıyılarındaki Yalta kasabasında bir araya gelerek, hem dünyayı paylaştılar, (yani etki alanlarını belirlediler) hem de Yeni Dünya Düzeni konusunda anlaştılar. Bu düzenin organları olarak B.M. İMF, DB, NATO ve uluslararası mahkemeler yanında hemen her konuyla ilgilenecek kurumları kurdular.

Böylece, bütün Dünya’yı kendi kontrollerinde tutacakları kurumlarla dünyayı yönetme dönemini başlattılar.

Ancak, bu yeni dönemde, eski sömürgecilik şekli rafa kaldırıldı, Yeni Dönemde yönetim,genel valiler yerine her ülkenin kendi içinden çıkan, Batıya bağlı diktatörlere devredilmişti.

Diğer taraftan, değişen ve gelişen teknoloji, ulaşım ve haberleşmenin yaygınlaşması ile, bir taraftan İslâm aleminde, öte yandan diğer ülkelerde esen özgürlük rüzgarları, insanların uyanmasına ve kendi kimliklerini keşfedip, tekrar o kimliklere sahip çıkmalarına vesile oldu.

Demokrasi, insan hakları, hürriyet mefhumları ile medyanın yaygınlaşması, kısmen de olsa, eğitim seviyesinin yükselmesi diktatörlüklerin ve baskıcı yönetimlerin sonunu getirdi.

- Artık, klasik baskıcı metotlarla kitlelerin ve ülkelerin yönetilmesi pek mümkün gözükmüyordu.

- Bütün Kapitalist blok, BM’ler ve bağlı kurumlar, yapılan hukuksuzluğu ve zulmü görmezden gelerek, İsrail’i korumaya ve kollamaya odaklanmıştı.

- İsrail’in işlediği cinayetlere, hukuk ve insan hakları ihlallerine dünya seyirci kalırken, Kudüs işgal edilip, Mescid-i Aksa yıkılma tehdidi atına sokulurken, bütün dünya sadece seyretti.

- Gazze ambargosunu kırmak, oradaki insanlara yardım etmek için yola çıkan gemilere el kondu, silahsız ve masum insanlar katledildi, dünya devletlerinin kılı bile kıpırdamadı.

Çünkü;

1) Başta ABD olmak üzere Avrupa’da işbaşına gelen her hükümet, İsrail’in güvenliğini, kendi ülkesinin güvenliğinden çok daha önde tutmayı bir görev addediyor.
2) Yeni dönemde, dünyaya hükmetmeye odaklanmış bu blok karşılarına en büyük tehdit olarak İslâmi ve İslâm ülkelerini aldılar.
3) NATO stratejik planlarını bu yeni duruma göre yeniden ayarladı.
4) İslam ülkelerini kendi hayat anlayışlarına tehdit olmaktan çıkarmak için, 11 Eylül hadiseleri gerekçe gösterilerek, İslâm alemine karşı topyekun savaş ilan edildi.

5) Bugün dünyanın neresine bakarsak bakalım her yerde Müslümanlara karşı şiddet uygulandığına şahit oluyoruz.
Batı kapitalizmi, gerçekleştirdiği işgallere gerekçe olarak, "demokrasi”, "özgürlük” gibi sahte bahanelere sığınıyor. Ancak, askeri müdahaleler hem itibarlarını zedeliyor, hem de çok pahalı. Ayrıca bu sahte gerekçeler, bırakın uluslararası kamuoyunu, kendi halkları nezdinde dahi inandırıcı bulunmuyor.
Bunun için şimdi yeni metotlar geliştiriyorlar.

Peki bu yeni metodlar nelerden oluşuyor?

- Diyalog kamuflajıyla, İslâmı kendilerine göre, yeniden şekillendirmeye, temel ögelerini değiştirmeye çalışıyorlar.
- Bu meyanda halkın ahlaki değerlerini tahrip eden, aileyi kökünden sarsan bir takım sapıklıkları, insan hakkı kisvesi altında kabule zorluyorlar.
- Bu yeni anlayışı benimseyen dostlarını, iktidara getirmek için başta medya olmak üzere, çeşitli imkanları kullanıyorlar.
- İslam ülkelerinin, kendilerine rakip olacak tarzda, sanayi, teknoloji, hatta tarım ve hayvancılıkta yatırım yapmasını engelleyen kalkınma modellerini benimsemeleri için çaba sarf ediyorlar.

- Bu konularda direnen yönetimleri kötülemek ve değiştirmek için, başta ekonomik krizler olmak üzere, iç kargaşalara destek veriyorlar.

Çok özetleyerek, bir kısım önemli noktaları ihmal ederek çizdiğim bu tablo karşısında biz ne yapmalıyız?
Bizler inanıyoruz ki adalet mülkün temelidir. Adaleti, kamil manada, sağlamadan dünyaya barış ve huzur gelmez.
Bu, bizim dünyaya vereceğimiz en güçlü mesajdır. Bunun detayını D-8’lerin kuruluş beyannamesinde görmek mümkündür.

• Savaş değil barış,
• Çatışma değil diyalog,
• Çifte standart değil adalet,
• Üstünlük değil eşitlik,
• Sömürü değil adil paylaşım,
• Baskı ve zulüm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi.

Bu prensiplerin kabulü onu sağlayacak "güç ve kuvvet” olmadıkça bir fayda vermez.

İslam ülkeleri olarak, başta petrol ve doğal gaz olmak üzere, dünyanın en zengin tabii kaynaklarına sahibiz.
Bu kaynaklardan İslam ülkelerinin geliri, 1.5 trilyon dolar seviyesindedir. Bunun sadece yüzde 10 – 15 gibi cüzî bir kısmını, ülkelerimizin sanayileşmesine, teknolojik ilerlemesine, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine ayırsak, emin olun Çin’den çok daha hızlı bir kalkınmayı gerçekleştirebiliriz.

Yani ekonomik kalkınmada her İslâm ülkesinin en öncelikli meselesi kaynaklarının bir kısmını yatırımlara ayırmak olmalıdır . Bunun için hemen derhal yatırım ve kalkınma bankaları, organize sanayi bölgeleri, Türkiye’deki OSTİM gibi orta ölçekli sanayi kümeleri, kurulmalı ve AR_GE çalışmaları başlatılmalıdır.

Tekrar ederek vurgulamak istiyorum ki, Batının veya başka ülkelerin bize empoze edeceği, sadece alt yapıya yönelik kalkınma modellerine, kesinlikle itibar edilmemelidir.

Unutmayalım ki,

Bu işler, söylenildiği kadar kolay bir iş değildir. Bu hamleler vizyon ister, ufuk ister, cesaret ister, bilgi ve tecrübe ister. çok daha önemlisi ; kadro ister Sanayileşme hamlesinin ihtiyacı olan kadroları yetiştirmek için, her ülke, eğitim politikasını yeniden tanzim etmelidir.

Eğitim, bir yandan toplumumuz inancımızın temel prensiplerini, ahlaki değerlerini aşılarken, diğer yandan hem geçmişte atalarımızın bilime katkılarını hatırlatarak moral aşılamalı, hem de teknik donanımlarını en üst seviyeye çıkarmalıdır.

Tabii ki ülkelerin kalkınması bir bütündür. Burada zikrettiğimiz her konu ayrı ayrı ele alınarak kalkınma planlarına yansıtılmalı, gerekli kaynaklar da bütçelere konulmalıdır.

Bütün bu çalışmalar ülke bazında ele anılırken, hem eksiklerimizin giderilmesi için hem de uluslararası arenada, dış baskılara karşı koyabilmek için bir işbirliğine ihtiyaç duyulacaktır. Bu maksatla işbirliğini gerçekleştirmeye mecburuz. Halen varlığından haberdar olduğumuz, fakat hiçbir faaliyetine şahit olmadığımız bir ‘İslâm İş Birliği Teşkilatı’ var.

Ya bu kuruluşa hayatiyet kazandırmalı yahut da yerine,çok daha aktif olacak yeni bir teşkilat kurulmalıdır.
Zira, bu böyle gitmez.

Rahmetli Erbakan hocamız, D-8’lerin kuruluşuna bunun için önderlik etmişti.

Acil konularda 50-60 ülkenin bir araya gelip karar almasındaki güçlüğü gördüğü için, nüfusu 60 milyonun üzerindeki sekiz ülkeyi bir araya getirerek yeni bir adım atmıştı.

Üzülerek ifade etmek isterim ki, maalesef D-8’ler de kuruluşundan bu güne, 17 senede, beklenen gelişmeyi gösterememiştir.

Elbette, İslâm Birliğinin, dikkate alınması icabeden başka alt birimlerine de ihtiyaç var.
Bu maksatla;

1) Öncelikle, İslâm ülkeleri arasında ticareti geliştirecek bir İslâm Ortak Pazarına ihtiyaç vardır.
2) Bugün, dolar ve avro gibi, basit bir kağıtla, bütün ticari muamelelerimizi yürütüyor ve sömürülüyoruz; Bu sömürüyü önlemek için kendi para birimimizi oluşturulmalıyız; Yani İslâm dinarına geçmeliyiz.
3) İnancımıza dayalı kültürümüzü ihya etmek ve bu konuda işbirliğimizi geliştirmek için, İslâmi Kültür İşbirliği Teşkilatı kurmalıyız;
4) Dış müdahalelere karşı kendimizi savunmak için işbirliğimizi sağlayacak, NATO benzeri bir İslâm Savunma Paktı oluşturulmalıyız.
5) Bunlara ilaveten ve ihtiyaç doğdukça ileri teknoloji, AR-GE benzeri yeni müesseseler de kurmalıyız.
Muhterem Kardeşlerim,
Bu konuşmamda sizlere, günlük hadiselere ve kısır çekişmelere girmeden, dünyadaki gelişmeler ve İslâm aleminin maruz kaldığı tehditler karşısında hangi tedbirleri almalıyız; ne yapmalıyız, ve nasıl yapmalıyız konusundaki fikirlerimi arz etmeye çalıştım.
Bizler, Cenab-ı Hakkın insanlık alemine bir rahmet olarak gönderdiği son Peygamber, Hz. Muhammed aleyhisselamın ümmetleriyiz. Elimizde, bu kamil dinin kitabı, (mesajları ve hükmü kıyamete kadar baki olan Kur’anımız) var. Onu en iyi yorumlayan ve bizzat yaşayarak tebliğ eden Peygamberimizin sünnet-i- seniyyesi var.
Bu hazinelerden yararlanarak, şekillenmiş zengin bir tarih ve kültür mirasımız var. Bugün içinde yaşadığımız şartlar ve kabullenmek durumunda kaldığımız zillete mahkûm olmamalıyız.
6) Silkinmeli, ayağa kalkmalı ve kendi öz benliğimize dönmeliyiz.
7) İnanıyorsak güçlüyüz.
8) Karşımızdaki güçler bizi engelleyemez.
9) Biliyoruz ki "Onların dağları yerinden oynatacak kadar güçleri,kuvvetleri ve organizasyonları bulunsa dahi, esas güç ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Cenab-ı Hak’tır.
10) Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum."


İRAN - D-8 Genel Sekreteri Seyid Ali Mousavi

D-8 Genel Sekreteri Seyid Ali Mousavi, "D-8, İstanbul’da sayın merhum Necmettin Erbakan’ın önderliğinde 1997 yılında kuruldu. İstanbul deklarasyonları 15 Haziran’da ilk D-8 Zirvesi gerçekleştirildi. Soğuk savaştan sonra dünyanın yeni ekonomik düzeninde sorunlar olduğunu gösterdi. Eşitlik adalet ve demokrasi gibi kavramların yeniden şekillenmesi gerektiğini ortaya koydu. Mısır, Endonezya, Malezya, İran, Nijerya, Pakistan, Bangladeş ve Türkiye bir araya gelerek D-8’i kurdu. Buradaki amaç katılım sağlayan ülkeler arasındaki ekonomik işbirliği sağlamaktır. D-8 üyesi ülkeler arasındaki ticaret hacmi 1997 yılında 15 milyardı. 2012 yılında bu rakam 150 milyar dolara ulaştı. Bu son derece somut bir artıştır. Üyelerimiz ve şirketlerimiz arasında ciddi bir işbirliğine ihtiyacımız var. Bunu biz 2015 yılına kadar 250 milyar dolara çıkartmayı hedefliyoruz. D-8’in önceliği ticaret, tarım, gıda güvenliği, endüstri, kobiler, enerji olacaktır. Merhum Erbakan’ın kurmuş olduğu ilkeleri ve Recai Kutan’ın da vurguladığı ‘savaş değil barış, baskı ve zulüm değil demokrasi’ ilkelerine bağlıyız. İslam dünyasındaki tüm sorunların çözümünde bu reçetenin merhemimiz olduğunu düşünüyorum.”


FİLİPİNLER - DR. ELHAJ MAURAD EBRAHİM

Filipinler İslami Özgürlükler Partisi Genel Başkanı Dr. Elhaj Maurad Ebrahim, "Bu önemli forumun bir parçası olduğumuz için Allah’a hamd ediyoruz. Emperyalist sömürgecilerin bize dayattıklarını anlatma fırsatı bulduğumuz için mutluyuz. Ama bu acılar anlattığımız içinde üzgünüz. Filipinler Hristiyan ülkesi olarak bilinir. Ama geçmişe baktığımızda İslami bir ülke olarak bilinir, anılırdık. Sömürgeciler geldikten sonra İslam ismi yerine Hristiyanlık aldı. İslam varken çok mutlu ve huzurluyduk. Ne zaman Hristiyanlık egemen oldu, işte o zaman hüzün kapladı milletimizi. Tüm insanlığa model olan ve örnek olan bir hayat yaşayan Hz. Muhammed (S.A.V)’i ve Allah’ın dediklerini yani Kur’an-ı Kerimi örnek almalıyız. İstanbul tüm ümmetin şehri ümmete yol göstermiş olan bu şehirde Allah’ın izniyle daha da ileriye gideceğiz. Emperyalist güçlerin bize çektirdiği zulümlere sesimizi yükseltmeliyiz. Sessiz kalmamalıyız. Müslümanlar üzerine oynan oyunlar artık şekil değiştirmiş savaşın bile şekli değişmiş, artık politik savaşlar yapılmaktadır. Psikolojik harp uygulanmaktadır Müslümanlar üzerine.”


MALEZYA - HACI ABDUL HADİ BİN HACI AWANG

Malezya İslam Partisi Genel Başkanı Hacı Abdul Hadi Bin Hacı Awang, "İslam âleminin her alanında İslami hareketler kurulmuştur. Reform ve yenilenme anlayışıyla İslam’ın aslına dönüşünü benimsemiştir. Yine gayri Müslimlerin haklarını da gözeten hareketler olmuştur. Özellikle eğitim alanında engeller ve tehditlerle karşı karşıyayız. İslam’ın önerdiği İslami eğitim yerine bağımsızlık sonrası sömürgecilikten kurtulan topraklarımız sömürgecilerle karşı karşıya kalmıştır. Büyük devletlerin kurduğu yeni dünya düzeni devam etmekte ve ümmetimiz gerek manevi gerek maddi kaynaklarını kullanamaz hale getirilmiştir. Öte yandan Arap baharı sürecine girilmiştir. İslam baharı bu param parçalığı yok edecek. İslami partiler ve farklı siyasi duruşlara rağmen mezhepsel ırkçılığın yoğunlaştığı detaylarda boğulmaya yol açan sorunlarla karşı karşıya kalınmıştır. Bizler etnik ve mezhepsel ırkçılıkla karşı karşıyayız. Modern cahiliye ideolojiler ve bazı ilim sahipleri şeytana uyuyorlar. Düşman partilerin birbiri arasında çatışmaları devam ediyor. Ümmet arasında cehaletten kaynaklı parçalanma devam etmektedir. Buna dışarıdan kışkırtma da devam etmektedir. İslam yeniden aslına dönmelidir. Düşman medya kurumları tarafından İslam adına yapılan her çağrıyı kendilerine tehdit olarak algılatmaktadırlar.”

MISIR - MAHMUD HÜSEYİN

Müslüman Kardeşler Genel Başkan Vekili Mahmud Hüseyin, "İslam aleminin halkları terazinin bir kefesinde yer almışlardır. Ümmet olarak bizi en çok tehdit eden unsur birçok Müslüman’ın cehaletidir. Birçok Müslüman, sahte sloganlarla Batı’ya hizmet ediyor. Batı, özgürlük ve demokrasi gibi kavramları sloganlaştırır ve kendi menfaatine kullanır. Ümmet olarak büyük fırtınalarla karşı karşıyayız. Mısır halkı 60 yıl boyunca cunta yönetimine karşı durmuştur. Akabinde halk 25 Ocak 2011’de meydanlara inmiş ve cunta rejimini alaşağı etmiştir. Mısır halkının bu devrimde sosyal adalet, sosyal kaynak ve adalet taleplerini ortaya koymuştur. Müslüman Kardeşler hareketi 25 Ocak devriminde ön sıralarda yer almıştır. Müslüman Kardeşler olmasaydı devrim gerçekleşmezdi. Bu devrim, bu rejimin yıkılmasını sağlamadı. Sadece rejimin başı düştü. Fakat diğer kurumlar düşmemişti. Askeri konsey devrimi gerçekleştiren harekete karşı darbe yapmıştır. Askeri konsey seçim döneminde gerekli olan mali destekleri azaltmasına rağmen 5 bin yıllık Mısır tarihinde ilk kez Mısır halkı kendi yöneticisini seçebilmiştir. 21 milyon kişi devlet başkanı seçimlerinde oy kullandı. Mübarek rejiminin partizanları bir araya gelerek ilk seçilen devlet başkanının başarısız olması için çabalamışlardır. Maalesef tüm yalanlar medya yoluyla yaygınlaştırıldı.”


PAKİSTAN - HAFIZ MUHAMMED İDRİS

Pakistan Cemaat-i İslami Genel Başkan Yardımcısı Hafız Muhammed İdris, "Her şeyden önce sorunumuz kendi içimizde kalıyor. Mısır’ın Suriye’nin Bangladeş’in Myanmar’ın Filistin’in şehitlerini anasıl unutabiliriz. Bizim düşmanlarımız Siyonistlerin oluşturduğu sorunlar bunlar. İslam düşmanı Budistler ve Myanmar’da Müslümanları silmeye çalışan dış düşmanlarımız. Mısır’da Suriye’de de Müslümanlar katlediliyor. Önce dağıtıldık ve görünmez hale getirildik. Bir arada olduğumuz sürece başarılı olabilir. Kendi aramızda birliği sağlayabilirsek dış düşmana karşı olabiliriz. Kardeşlerimizin Mısır’daki, Suriye’deki Bangladeş’teki, Keşmir’deki kardeşlerimizin sorunlarını unutmamız gerekiyor.”

SUDAN- EL ZURBİER AHMAMED İDRİS

Sudan İslami Hareket Genel Başkanı El Zurbier Ahamed İdris, "Müslümanlar olarak kendi aramızda ayrılıkçı davranmamamız gerekmektedir. Kafirlerin Allah’ın aziz kılacağını zannetmeyin. Değerli kardeşlerim İslam’a yapılan bu tehditleri Rabbimize tövbe ederek mücadeleye devam etmeliyiz. Bu tehditler bizi daha azimli çalışmamızı sağlamalıdır. İslami gruplar istişare etmeli ve yekvücut olmalıyız. Mezhepsel ayrılıklara izin vermemeliyiz. Bundan dolayı yeni bir manevi ruh ortaya koymalıyız. Yeni bir kardeşlik tanımı yapıp kardeşliği tesis etmeliyiz. İslam projesi bizlerin daha güçlü olmamızı ve düşmanlarımıza karşı güçlü kılmamızı sağlıyor. Yahudi ve müşriklere karşı birlik olmalıyız. İslam şeriatını fıkhi anlamda tekrar gözden geçirip birlikteliğimizi güçlendirip düşmanlarımıza karşı koymalıyız. Mısır’da Müslüman kardeşlerimiz seçimlerde başarılı olmasına rağmen devirdiler. Şimdide idam etmeye çalışıyorlar. Müslümanlar olarak buna izin vermemeli bu karşı durmalıyız. Bu yaşananlardan çok iyi bir ders çıkarmalıyız. Çünkü vahşi bir düşmana karşı savaşıyoruz. İslam’a yönelik kötü kampanyalar yürütülüyor. Bizde birlik olup buna karşı İslam’ın barış dini olduğunu herkese anlatabilmeliyiz. Bunu da ancak kardeşlik ruhu çerçevesinde yapabiliriz.”

TACİKİSTAN MUHİTTİN KABİRİ

Tacikistan Nahda Partisi Genel Başkanı Muhittin Kabiri, "Halkımız Arap coğrafyalarında yaşananları İslam âleminde gerçek bir değişimin olduğunu hissetti. Sosyal medyada Arap haberleriyle karşılaşıyoruz. Bu da bize halklarımızı bu ümmetin bir parçası olarak gördüğünün bir parçasıdır. Tacikistan bir kanun çıktı. O kanunla insanlar cami ve kendi evleri dışında namaz kılamaz. Birde 18 yaşını doldurmamış gençlerin camiye gitmeleri yasaklandı. Bu uygulamalar bir parlamenter olarak kışkırtma amaçlı olduğunu görüyorum. Biz gençlerimize sabır diliyoruz. Orta Asya’dan İslam âlemine baktığımızda İslam âleminin kendi için bir diyaloğa ihtiyaç duyduğunu görüyoruz. ESAM gibi sivil toplum kuruluşlarının İslam âleminin kendi iç diyaloğunu başlatması gerektiğini istirham ediyorum.”


CEZAYİR ABDULMECİT MÜNASARA

Cezayir Değişim Cephesi Partisi Genel Başkanı Abdulmecit Münasara "İslam dünyasına karşı olan tehditleri dış güçlere atarak kurtulmak istiyoruz. Evet, bu doğru. Dış güçlerin etkisi var. Ama bunda bizim pasif olmamız da etkili. Biz İslam âlemi olarak İslam’ın birleştirici unsurunu ön plana çıkararak birleşip bize karşı olan tuzakları bertaraf etmeliyiz. İslam dünyası olarak param parça bir durumdayız. BM’nin kendi yandaşlarını korumaya yönelik koyduğu kanunlar aslında bize büyük bir tehdittir. Ve ABD’deki büyük ekonomik yapı bizi tehdit etmektedir. ABD İslam âlemine karşı İsrail’i korumaya yöneliktir. Yaşanan bu devrimlerde en büyük zararı Filistin görmüştür. Bizler kendi devrimlerimizle uğraşırken onlar ı unuttuk. Biz tekrar bir araya geldiğimiz şu günlerin kıymetini bilmeliyiz. Bugün Arap baharı olarak duyduğumuz süreç hızlı bir şekilde son bahara dönmüş vaziyette.”


İNGİLTERE - İBRAHİM MÜNİR

İngiltere Müslüman Kardeşler Genel Sekreteri İbrahim Münir, "Mısır’da bir askeri darbe yapıldı. Müslüman Kardeşler terörist olarak ilan edildi. Ne olursa olsun Allah bize yardım eder. Zalim olan despotik rejimlere silahla karşı koyanları terörist olarak görmek yerine düşünceleriyle karşı koyanları terörist olarak görüyorlar. İslam’ı yok etmeye ve Amerikan İslam’ını var etmeye çalışıyorlar. İslam birliğini oluşturmamız gerekiyor. İyi niyetler yeterli olmuyor. Merhum Erbakan hocanın başlattığı proje devam etmelidir. Erbakan hoca, hem Türkiye hem de başka ülkelerde Allah’ın dini için çalışanlar olduğunu gösterdi. Dünyanın değişik yerlerinde terörist eylemler yaptırıp Müslümanların üzerine atıyorlar. Silah taşımayacağız. Şiddete şiddetle değil barışla karşılık vereceğiz. Anacak büyük bir olay yaşıyoruz. İnşaallah bizler bu topraklarda Allah’ın emrettiği gibi yaşanmasına muvaffak olacağız.”


IRAK - TARIK el HAŞİMİ

Irak eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi, "Fikirsel ve mezhepsel alanda ümmet olarak parça parçayız. Hatta birbirimizle çatışıyor ve savaşıyoruz. İslam’ın özünden uzaklaşmış durumdayız. Diyalog ve uzlaşma konusunda farklı düşünüyoruz. Tehditlere karşı koymak noktasında farklı düşünüyoruz. Uzlaşma kültürünün olmayışı da bunda etkili. Hepimiz bir araya getirecek bir reform yapmalıyız. Param parça halimiz sorunlarımızı daha da artıyor ve düşmanlarımızın bizi kullanmasına teşvik ediyor. Sayımızın fazlalığına ve zenginliğimize rağmen oluyor. Bu dine müntesip olmamız dolayısıyla zulümlere uğradık ve bu zulüm artmakta. Bölünmüşlükten bir araya gelmeye, hasımlıktan kardeşliğe gelmemiz gerekiyor. Bir dayanışma ve işbirliği olması ve bunu gerçekleşmesi gerekmektedir. Ancak biz bunu kaybetmiş durumdayız. Müslümanlar bir aradayken ve Allah’ın ipine sımsıkı sarıldıklarında güçlülerdi. Bizler de bir araya gelip Kur’an’a sımsıkı sarılmalıyız.”


TUNUS - ABDELFETTAH MOUROU

Tunus Nahda Partisi Genel Başkan Yardımcısı Abdelfettah Mourou, "Bu İslam’ın izzeti ve onurunu tekrar kazandıracak olanlar biziz. Tek yaralının ben olmadığını gördüm. Bizler dava sahibiyiz. İslam bizim davamızdır. Ama görüyoruz ki ümmet ayrılmış durumda. Yeraltı zenginliğimiz var ama bunu kullanamıyoruz. Emperyaller bunu kullanıyor. Bizim yeraltı zenginliğimizi bize çıkartıp sonra bize satıyor. Müslümanlar, ümmet artık uyanık olmalıdır. Ümmet artık birlik ve beraberlik içinde olalım. Biz İstanbul’a gelince mutlu oluyoruz. Gelip çaresizliklerimizi konuşuyoruz ama buradan çözüm bulmadan gitmeyelim. Bunu bir gezi haline getirmeyelim. Aktif bir hal alalım. Kişisel ibadetlerimizi yapalım ama birliğimiz ve beraberliğimiz içinde elimizden geleni yapmalıyız. Üniversitelerimizin seviyesini yükseltmek için geleceğimizi görebilecek gençler yetiştirmeliyiz. Okumaya, eğitime önem veren cemaatlere sahip olmalıyız. Eğitim çok önemli. İslam ancak yeni ve şuurlu gençlerle şahlanabilir. Uyanık olan gençlere ümmete ihtiyacımız var. Bizim en büyük hastalığımız cehalettir bunu yenmeliyiz. Cehaleti yenmediğimiz zaman değişimi de gerçekleştiremeyiz.”

CEZAYİR- ABDURREZZAK el MUKRİ

Cezayir Toplumsal Barış Hareketi Genel Başkanı Abdurrezzak el Mukri, "Karşı karşıya kaldığımız tehditleri Batı medeniyeti ortaya koymuştur. Sadece Müslümanları değil tüm insanlığı tehdit etmektedir. Sanayi devrimiyle ortaya çıkan kapitalizm toplumların kaderini belirlemiştir. Bu durum insanlığın karşı karşıya kaldığı bir krizdir. Dünyanın neredeyse tüm kaynakları az sayıda kişilerin eline geçmiştir. Arap âlemi tamamen kayıp halindedir. Birçok başarı var aslında Türkiye, Malezya ve Endonezya örneği gibi. Arap baharı sürecinde büyük değişim yaşadık ve yeni konjonktür oluştu. Arap baharının getirdiği en önemli prensip özgürlüktür, korku duvarının yıkılmasıdır.”


TÜRKİYE- OĞUZHAN ASİLTÜRK

Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk, "Bazı Müslüman ülkelerde dernek kurmak yasak. Ama her ülkede öyle değil. Dernekler kurulup çalışmalar yapılmalı. Yasak ülkelerde idarecilerle görüşülüp imtiyaz sağlanmalıdır. Bunun en önemli örneği İmam-ı Rabbani’dir. Başarı için hedefe götürecek kuralların doğru olması gerekir. Milli Görüşçüler bir ümmettir. Ümmet organize olmuş, hedefi olan topluluğun adıdır. Cemaat başka şeydir, ümmet başka şeydir. Bunu idrak etmeden hiçbir şey başarıya ulaşamaz. Milli Görüşün e üst kuruluşu Saadet Partisi’dir. Çünkü cihadı onar yapıyor. Çünkü Hakk ve adaleti üstün kılacak bir siyasetin mecliste yapılabilir. Bunların yanında sivil toplum kuruluşlarımız var. Biz bunları yaparak ayakta duruyoruz. 4 partimizi kapattılar ama yine de bir çalışmalarımıza devam ettik. Milli Görüşün 40 adet kuruluşu var. Bunlardan biri de ESAM’dır. Anadolu Gençlik Derneğimiz var. Her ülkede bunlar kurulabilir, çalışmalar gerçekleştirilebilir. Biz kaç tane ihtilal yaşadık yine de ayakta duruyoruz. Çünkü sağlam bir tabana sahibiz.”

TÜRKİYE - PROF.DR.ARİF ERSOY

‘Küresel Emperyalizm ve İslam Dünyasındaki Gelişmeler’ başlıklı birinci oturumda; ESAM Genel Sekreteri Prof. Dr. Arif Ersoy, Bangladeş Cemaat-i İslami Partisi Genel Başkan Yardımcısı Barrister Abdurrezzak, Ürdün İhvan Başkanı Hammam Said, Gazze İmar Platformu Genel Başkan Vekili Allan Bilal, Suriye Müslüman Kardeşler Eski Başkanı Ali Beyanuni, İran Dışişleri Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı Dr. Mustafa Zahrani, Afganistan Cemaati İslami Başkan Yardımcısı Abdul Sattar Murad konuşma yaptılar.

‘Küresel Emperyalizm ve İslam Dünyasındaki Gelişmeler’ başlıklı birinci oturumu yöneten ESAM Genel Sekreteri Prof. Dr. Arif Ersoy, "Biz bugün İslam âleminde büyük badireler atlattık. Zalimlerin zulmünü hep beraber yaşadık. Bazı zalimleri düşürdük. Fakat zalimler yeni planlar yapıyorlar. Ancak Allah’ın da planı vardır. Bize düşen Allah’ın planını ortaya koymaktır. Biz iktidara gelince nasıl bir yol çizeceğiz, nasıl siyasi bir harita çizeceğiz. Onun konuşalım. Bizim getireceğimiz düzen barış düzenidir. Bunu ortaya koymamız lazımdır.”

BANGLADEŞ - BARRISTER ABDURREZZAK

Oturumun diğer konuşmacılarından Bangladeş Cemaat-i İslami Partisi Genel Başkan Yardımcısı Barrister Abdurrezzak, "Çocukların eğitim hakkı ellerinden alındı. Bu zalim hükümete karşı durmanın zamanı ne zamandır. Dünya Müslümanları bizim yanımızda bu zalim yönetime tavır almalıdır. Bu mazlumlara, yoksullar, işkenceye uğrayanlara yardım eli uzatılmalı. Şehitlerin ailelerine maddi manevi yardımda bulunmalıyız. Zor zamanlarında onların yanlarında olalım. 229 şehit ailesine aylık olarak ediyoruz. 500 ailenin evi gasp edildi.”

ÜRDÜN - HAMMAM SAİD

Ürdün İhvan Başkanı Hammam Said, " Bu organizasyonu yapan Saadet Partisi’ne teşekkür ediyorum. Bu partinin en önemli özelliği ümmet anlayışının olması ve ayrıştırıcı değil birleştirici olmasıdır. Bugün ümmet anlayışına daha çok ihtiyaç duyduğumuz dönemden geçiyoruz. İslam âleminin yaşadığı sorunların tümünün çözümü Saadet Partisi’nin yaptığı gibi ümmetçi anlayışı güçlendirerek yapabiliriz. Küresel emperyalizme karşı duran tek parti Saadet’tir. Diğer yandan küresel emperyalizm bizim kaynaklarımızı sömürmekle kalmıyor aynı zamanda çocuklarımızı da öldürüyor. Küresel Laik ideolojisi türettiler. Bu yeni ideoloji ise İslam dünyasının kanını dökmeye endeksli bir ideolojidir. Acaba İslam dünyasının yaşadığı karanlık, kanlı buhran bir tesadüf mü? Bu zulüm farklı renklerle bize tekrar tekrar sunuluyor. Bunun temel amacı Siyonizm ideolojisini hâkim kılmaya çalışmaktır. Siyonist devlete karşı İslam âlemi uyanık olmalıdır. Siyonist devletinin temellerini İslam dünyasının yönetimlerine diktatörler getirerek kurmaya çalışıyorlar. Son zamanlarda bunu görmek oldukça mümkün. Küresel emperyalizm hayatın her alanına yayılmıştır. Buna karşı gereken tüm önlemleri ümmet anlayışıyla almalıyız. Ümmet olarak hareket edersek mutlaka zafere ulaşırız.”

GAZZE- ALLAN BİLAL

Gazze İmar Platformu Genel Başkan Vekili Allan Bilal "Öncelikle Mavi Marmara şehitlerini rahmetle anıyorum. Ayrıca Merhum Erbakan’a da rahmet diliyorum. Bu geminin mimarı aslında Erbakan’dı. Tüm ömrünü Siyonizm’le mücadele vermiş değerli bir liderdi. Mavi Marmara şehitleri ailelerine selam olsun onlar tazminat yerine ambargonun kalkmasını istediler. Allah onlardan razı olsun. Küresel emperyalizmi konuşuyoruz peki bununla nasıl mücadele edebiliriz? Ben bunun üzerinde duracağım. Bizim bölgemizde hala kanımız akıyor. Mısır’da kanımız akıyor. Kardeşlerimiz acı çekiyor. Suriye, Irak, Mısır, Gazze gibi birçok yerde hala Müslüman kanı akmaktadır. Barış için elimizden geleni yapmalıyız. Aksi takdirde kan durmaz. Erbakan hocamızın bahsettiği gibi en büyük tehdit Siyonizm’dir. Her yerde yaşanan sorunun ardında Siyonizm vardır. Ne kadar kanımız dökülürse dökülsün buna bir çözüm bulmalıyız. Tüm İslami hareketlere şunu söylemek istiyorum. Birlik olalım, tek ümmet olalım ki şu an içinde bulunduğumuz buhrandan kurtulalım. Siyonistlere sesleniyor yeter artık bu kandan vazgeçin.”

SURİYE - ALİ BEYANUNİ

Suriye Müslüman Kardeşler Eski Başkanı Ali Beyanuni, "Halep’te avukat idim. 1980 yılında kabul edilen 35. Madde gereği idama mahkum edildim. Bu kanun kapsamında 10 binlerce kişi İhvan-ı Müslimin’i desteklediği için idama çarptırıldı. Suriye halkı tam bir katliam ve soykırımla karşı karşıyadır. Uluslararası anlaşmalarla yasaklanmış kimyasal silahlarla katliam yapılmaktadır. Suriye direnişinin üçüncü yılında 100 binlerce insanımız öldürüldü. BM sadece 125 bine kadar rakam tuttu. Sonara saymaktan vazgeçti. Halep’e gittiğimde Halep’in 4’te 3’ünün yıkıldığını gördüm. Suriye’nin nüfusu 18 milyon. Bunun 10 milyonu Suriye dışına kaçmak zorunda kalmıştır. On binlerce kadınımız tecavüze uğradı. Suriye halkı istibdat rejimine karşı sokaklara dökülmüştür. Batı Esad rejiminin yerine İslami bir rejimin gelmesinden korktuğu için devrimin başarıya ulaşmasını istemiyor. Bu devrim sadece bir etnik grubun, cemaatin değil tüm halkın zulme ve yolsuzluklara karşı çıkışıdır.”

İRAN - DR. MUSTAFA ZAHRANİ

İran Dışişleri Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı Dr. Mustafa Zahrani, "Hizbullah olmasa idi Lübnan İsrail’in olacaktı. Hizbullah, İran Suriye’de diyorlar. İran ve Hizbullah Suriye’den çıkınca Beşar Esad gidecek mi? Hayır. Bence düzen sağlanmalı ve kan nasıl durdurulur bunun yolunu bulmalıyız.”

AFGANİSTAN - ABDUL SATTAR MURAD

Afganistan Cemaati İslami Başkan Yardımcısı Abdul Sattar Murad, "Hizbullah Müslümana karşı değil Siyonizm’e karşı silah kullanmalıdır. Hizbullah’ın halkın üzerine bombalar yağdıranların değil halkın yanında yer alması gerektiğini savunuyoruz. Buradan da onlara çağrıda bulunuyorum. Silahlarınızı zalime çevirin.”

LİBYA - BEŞİR el KAPTE

‘İslam Dünyasında Siyasi İstikrarsızlığın Nedenleri ve Boyutları’ başlıklı ikinci oturumda; Libya İhvan-ı Müslimin Genel Başkanı Beşir el Kapte, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi İslami Birlik Partisi Genel Başkanı Muhammed Farac, Saadet Partisi GİK Üyesi Prof. Dr. Oya Akgönenç, Keşmir Cemaat-i İslami Partisi Genel Başkanı Abdul Reşid Turabi konuştu.

Libya İhvan-ı Müslimin Genel Başkanı Beşir el Kapte, "Devrim sonrasında gerçekleşen parçalanma sonucunda silahlı gruplar çatışma yapıyor ve Şubat devrimine karşı şüphe oluşturmaya çalışıyor. Halkımız yeni bir demokrasi sürecine girmiştir. Mısır’da yaşanan karşı devrimin bir benzerini Libya’da uygulamaya çalışıyorlar. Emekli General Halife After Mısır’ın Sisi’si olmaya çalışıyor. Gücünü ise medyadan alıyor. Libya toplumu Kaddafi zamanında silahlı halk sloganını kullanıyordu. Kaddafi’nin yaşadığı sürece bu slogan gerçekleşmemiştir. 25 milyon silah 5 milyonluk nüfusa dağıtılmıştır. Bir komployu daha gerçekleştirmeye çalışıyorlar. BM ve ABD’de genel olarak İslami hareketlerin tamamı terörist olarak gösterilmektedir.”

IRAK - MUHAMMED FARAC

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi İslami Birlik Partisi Genel Başkanı Muhammed Farac, "Halklar içerisinde kendini satmış, zulmün yanında yer alanlar var. Bunu fesat ve düşmanlığı yaygınlaştırma adına bunu yapıyorlar. Resmen bir zulüm köprüsü oluşturmuşlar. Ama artık dünya değişti. Uzaktan kumandayla yönetemiyorsunuz halkları. Artık halklar bir uyanış içerisindedir. Bu uyanış kadın, erkek ve çocuk olmak üzere bilinçli bir nesil oluşuyor. Artık halk kendi kaderini kendisi çizmek istiyor. Ben İslam dünyasının zulmünü anlatmak istemiyorum. Çünkü benden öncekiler hep ondan bahsettiler. Halkın durumu nasıl düzelir? Kur’an bunun cevabını veriyor. Sorumlu insanlar, kendini halkına adamış insanlar bu sıkıntıları düzeltebilirler. Sadece insanların manevi yönünü değil, ekonomik ve sosyal yönünü ele almak lazım. Buna cevap aramamız gerekiyor. Halk hükümet üzerine baskı yapmalı. Gündemi devlet değil halk oluşturmalı. İslami ve milli partiler, halkın sorunlarını herkesten daha fazla sahiplenmeli.”

TÜRKİYE - PROF.DR OYA AKGÖNENÇ

Saadet Partisi GİK Üyesi Prof. Dr. Oya Akgönenç, "İslam dünyası büyük ve yeni tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadır. Burada İslam dünyasını tehdit eden tehlikeler ve tuzaklardan bahsederken, bunlara karşı koyabilmek için plan ve metotları da konuşmak ve tedbirler üzerinde fikir birliği oluşturmak zorundayız. 2000’li yılların gelişiyle dünya yeni uygulama ve stratejilerle karşı karşıya kalmıştır. Komünist dünya etki ve gücünü kaybetmiş ve yerine 1992’den sonra özellikle de 2000’den sonra İslam düşmanlığı geçmiş. Günümüzün en popüler kelimeleri insan hakları, kişisel özgürlükler, hukuk ve kamu alanları, gibi sözlerdir. Her yöne çekilebilen ve her türlü ihlali adeta hoş gösterebilen tariflerdir. Kasıtlı olarak Batı tarafından sıkça ve birçok alanda kullanılmakta ve onlara ‘çok insani bazda görünen’ şekilde başka toplumlara karışmak imkânı sağlamaktadır. Durumun vahameti bütün açıklığı ile görülüp analiz edilmelidir. Tehlikelerin genişliği üstünde mutabakata varılmalıdır. Sanal dünya denilen internet ve sosyal medya kullanışları büyük dikkatle takip edilmeli ve bunların kontrollerini ülkeler kendi elinde tutmalıdır. Teknoloji işbirliği artık bir zaruret değil mecburiyettir.”

KEŞMİR - ABDUL REŞİD TURABİ

Keşmir Cemaat-i İslami Partisi Genel Başkanı Abdul Reşid Turabi, "Keşmir’de bizim özgürlük mücadelemiz sadece Keşmir’in özgürleşmesi için değildir. İslam dünyasını İsrail ve Siyonistlerin baskısından kurtarmayı istiyoruz. Pakistan ve Afganistan’da devamlılığı engellemek istiyorlar. Bir parlamento oturumu vardı İslamabad’da. Pakistanlı generaller ve içişleri bakanı brifing veriyorlardı. Sabotaj faaliyetleri ve Pakistan nükleer programı hakkında komplo teorileri kuruyorlar. Mısır’daki, Suriye’deki, Arakan’daki, Bangladeş’teki kardeşlerimizin acılarına ortak olmak istiyoruz. Hindistan, polisi ve askeriyle Keşmir’de insan haklarını ihlal etmektedirler. İnsan hakları kuruluşlarının ya da haber ajanslarının Keşmir’de olup bitenlere şahit olmaları engelleniyor. Biz kardeşlerimizle bir araya gelmeliyiz ve daha farklı çözümler üretmeliyiz. Hindistan elçiliklerine delegasyonlar, e-postalar göndererek insan hakları ihlallerine son vermelerini talep etmeliyiz.”

SUUDİ ARABİSTAN- AHMED FARİD MUSTAFA

‘İslam Dünyasının Kültürel Ekonomik ve Siyasi Dinamikleri’ başlıklı üçüncü oturumda; Suudi Arabistan Arap İslam Okulları Başkan Yardımcısı Ahmed Farid Mustafa, Irak Türkmen Adalet Partisi Genel Başkanı Enver Bayraktar, Almanya İslam Toplumu Milli Görüş Genel Başkan Yardımcısı Murat ileri, Komor Amal Truts Genel Başkanı Hashim Sharif, Irak İlâm Partisi’nden Abdulhadem el Ajman, Lübnan Cemaat-i İslami Başkan Yardımcısı Azzam Aybudi konuştu.

Suudi Arabistan Arap İslam Okulları Başkan Yardımcısı Ahmed Farid Mustafa, "Erbakan hocamızın Savaş değil barış, kavga değil diyalog, büyüklenme değil kardeşlik ilkeleri bizi buluşturan ilkelerdir. İnsan kendi kendine meftun olur. Sonra liderlik fitnesi gelir ve diğer fitnelere kapı aralamış olur. İkinci fitne ise Osmanlı devletinde meydana gelen fitnedir. Böylece sömürge, hilafeti düşürmüştür. O günkü sömürgeci ülkeler İslam ülkelerini bölmüş ve Osmanlı’ya karşı ayaklanmalar meydana getirdiler. Osmanlı askerlerini Filistin’den çıkartarak Siyonizm’e hizmet ettiler. Üçüncü fitne İslam şeriatını yürürlükten kaldırmaktır. Büyük Batılı güçlerin en büyük isteği de budur. İslam’ı uygulamayı benimseyen devletlere karşı da ambargolar uygulayıp onları izolasyonun içine sokmaktadırlar. Sabredeceğiz düşmana teslim olmayacağız.”

IRAK - ENVER BAYRAKTAR

Irak Türkmen Adalet Partisi Genel Başkanı Enver Bayraktar, "Mücahitler terörist olarak algılanmaktadır. Onlara yardım edenleri ise terörizm olarak tanımlıyorlar. Bugün Suriye’de, Irak’ta, Somali’de, Afrika’da Müslüman düşmanları başarılı olmuştur. Bugün dinimiz mücahitlerden yaşlı kadınlara dokunmamaları ve bitki ağaçlara zarar vermemelerini söylenmektedir. Saldırılardan en çok kadın ve çocuklar zarar görmektedir. Hatta bomba saldırılarında camiiler zarar görmektedir.”

ALMANYA - MURAT İLERİ

Almanya İslam Toplumu Milli Görüş Genel Başkan Yardımcısı Murat ileri, "İslam dünyasının son 2 asırdır yaşadığı siyasal, ekonomik sömürü, öz kimliğini kaybeden bir nesil ortaya çıkarmıştır. Yüz yıllarca farklı din, dil ve etnik yapıya sahip kişiler uzun yıllar bir arada yaşamışlardır. İşte yine heyecan ve dinamiğe sahip olan genç nüfus başarıya susamıştır. Yeryüzünü inşa etme misyonu, İslam birliğinin dinamikliğini muhafaza etmesinde en önemli faktördür. Merhum hocamızın da dediği gibi ‘iman varsa imkan da vardır’ sözünden yola çıkan ümmet bugün dağınık ortamı toplayacak.”

KOMOR - HASHIM SHARIF

Komor Amal Truts Genel Başkanı Hashim Sharif, "Avrupa’da pek çok kanun buradaki insanlara zorluk çıkarmak için by pass edildi. Maalesef bu kanunlardan bazıları Müslüman ülkelerde de uygulanıyor. Ne yazık ki, İslam’ı devre dışı bırakmak istiyorlar. Mücadelelere karşı çözüm üretmek için hiçbir Müslüman, İslam’a ve Müslüman toplumuna karşı bilgiye sahip değil.”

IRAK - ABDULHADEM el AJMAN

Irak İlâm Partisi’nden Abdulhadem el Ajman, "Dünyada zafere ulaşabilmek için doğru adım atmak gerekiyor. Irak’ın bileşenleri içerisinde Sünniler, Şiirler, Araplar ve Türkmenler var. O kabile bu kabileye karşı, o mezhep şu mezhebe karşı. Bizler hâlâ kimlik savaşındayız. Öncelikle İslam’ı yanlış göstermektedirler. Cihadı müdaafay-ı nefis olmaktan şiddete yönelik kullanmaktadır. Bizler Sünni vakıflarımızda yüzlerce imamımızın öldürüldüğünü görüyoruz. Bunların bir kısmı el kaide ve İŞİD tarafından öldürülmüştür. Batılılaştırma düşüncesiyle İslami kimlik Batı kimliğiyle değiştirilmek isteniyor. 100 yıldır Müslümanları Batılı düşünceye doğru bilerek ya da bilmeyerek itmekteyiz. Kimlik problemini nasıl çözebiliriz? İhvan Mısır’da haklıdır. Mısır yenilirse bütün ümmet yenilecektir. Ümmet, yıkıcı fikirlere karşı korunmalıdır. İslam’ın yüzü karartılmaya çalışılmaktadır. Bu noktada dikkatli olmalıyız. Ölümcül düşüncelerden kurtulmalıyız. Ümmetin liderlerinin İslami kimliğin etrafında bir dostluk kurması gerekiyor. Gençlerin uzmanlarına yol açmak gerekiyor. Lider kim olursa olsun Ümmet-i Muhammed’e Mısır’ı fethedecekse Faslı olsun, sünni olsun fark etmez.”

Lübnan Cemaat-i İslami Başkan Yardımcısı Azzam Aybudi, "Yıkmaktan başka bir amacı olmayanlar bugün çıkmış dünyanın lideriymiş gibi davranıyorlar ve küçük bir azınlığın hakkını savunuyorlar.”

MAKEDONYA - ADNAN İSMAİLİ

‘Müslüman Dünya Görüşü Siyasi Kararlara Nasıl Yansıtılacak’ başlıklı dördüncü oturumda; Makedonya Merhamet Derneği Genel Başkanı Adnan İsmaili, Pakistan Cemaati İslami Dış İlişkiler Başkanı Abdulgaffar Aziz, Kuveyt Parlamenter- İFİP Başkan Yardımcısı Nasır Sanea, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu konuştular.

Makedonya Merhamet Derneği Genel Başkanı Adnan İsmaili, "Genç nesiller emperyalizmin tesiri altında olduğuyla karşı karşıyayız. Emperyalizmin kurduğu eğitim sisteminden yetişenlerin sorunlu bir gençlik olacağı konusunda tedirginim. Bundan dolayı bu eğitim sisteminin tamamen değiştirilmesi gerekmektedir. Erbakan hocamız defalarca gençlerimizi nasıl yetiştirmemiz gerektiği yönünde önemli tespitlerde bulunmuştur. Eğer onu dikkate alırsak doğru bir strateji belirleyebileceğimizi düşünüyorum. Bu konuda gerekli çalışmaların yapılacağı temennisinde de bulunmak istiyorum.”

PAKİSTAN - ABDULGAFFAR AZİZ

Pakistan Cemaati İslami Dış İlişkiler Başkanı Abdulgaffar Aziz, " İnsan her bir hata işlediğinde kendi kendine bir takım sebeplere sığınmaktadır. Hepimiz yanlış bir karar aldığımızda nefsimiz bir takım gerekçelerle süslemeye ve bazen dini gerekçeler sunmaktadır. Eğer buna insani bir bakış sergilersek doğru bir sonuca varabiliriz. Suriye, Mısır ve Bangladeş’te yaşanan vahşeti baktığımızda kendine göre sebepler bulabiliyorlar. Suriye’deki olayları görüyorsunuz. Alçak kasap biri halkı tarumar etti. Ama bazı güçler ona destek oluyor. Onun yaptığı yıkım ve katliamlara destek oluyor haklı görmeye başlıyorlar. Biz İslamcılar olarak doğru kararlar almak için çalışmalıyız. Bunu da ancak imana öncelik verdiğimiz zaman yapabiliriz. İslam dünyasında katliamlar var, zulüm var. Sadece Müslüman olarak katledilenler var. Peki, Müslüman olarak bu zulme dur diyebiliyor muyuz? Bunu tartışmalı ve buna cevap bulmalıyız.”

KUVEYT - NASIR SANEA

Kuveyt Parlamenter- İFİP Başkan Yardımcısı Nasır Sanea, "Merhum Liderimiz Necmettin Erbakan’ın yolunda olduğumuzu belirtmek istiyorum. Bugün yaptığımız bu toplantı İslam dünyasının bir dönemeç noktasında olduğunun göstergesidir. Arap Baharı denilen olayın politik dünyada nasıl bir etki oluşturduğunu anlamaya çalışalım. Bizler bugün bir araya gelerek İhvan, Nahda, Saadet Partisi gibi İslami gruplar bir araya geldik. Batı için biz tehdidiz. Onlara göre biz demokrat değil dogmatiğiz. Bizler Müslümanlar olarak görüyoruz ki farklı gruplara ayrılmış durumdayız. Buda fitne ve düşmanlığa sebep oluyor. Politika ustaları ise bu ayrılıkçılığımız aktif bir silah olarak kullanıyor. Buda bizde istikrarsızlık oluşturuyor. Bu da Batılı emperyalistlerin işine yarıyor. Siyonistlerin işine yarıyor. Siyonistler kendisine karşı grupları ayrıştırıp yok etmeye çalışıyor.”

TÜRKİYE - TEMEL KARAMOLLAOĞLU

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu, "Her zaman problemlerimizi şikayet ediyoruz. Bu problemlere çare bulamıyoruz, acz içerisindeyiz. Hilafet Osmanlı ile ortadan kalkınca İslam dünyası başsız kaldı. Daha sonrada diktatörler oluştu. Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü argümanlarla kendimizi ortaya çıkarmaya haykırmaya başladık. Aslında bu bizim için İslam alemi için çok önemli bir gelişme oldu. Bazı İslam ülkelerinde İslami hareketler iktidara geldi fakat yine sorunlarımız çözülmedi. Ümmete ufuk açan Erbakan hocanın ufkuna ulaşamadığımız ve tam olarak algılayamadığımız için felaha eremedik. Herkes çözüm bulmak yerine şikayet etmeyi tercih buluyor. Aslında düşünmemiz gereken dinimizi siyasete nasıl yön vereceğiz. İslami perspektifle ekonomimizi, eğitimimizi, ağır sanayiyi nasıl enjekte edeceğiz. Adil düzen hocamız için çok önemliydi ve biz bunu bir türlü başaramadık. Şimdi bir araya gelmişken bu soruna ortak çözüm bulmayız.”

Birinci gün oturumları sona erdi. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi yarın saat 9.30'da 2. gün oturumları ile devam edecek.

Tv5Haber