<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
  <channel>
<title>Dunya Times</title>
<link>https://www.dunyatimes.com</link>
<description>Güncel haberleri bulabileceğiniz haber sitesidir.</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.dunyatimes.com</copyright>
<image>
<title>https://www.dunyatimes.com</title>
<url>https://www.dunyatimes.com/images/genel/footerlogo_2.png
</url>
<link>https://www.dunyatimes.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Bir özlem' in bilinçli ve bilinçsiz gafları </title>
<content:encoded><![CDATA[<p>TÜRKİYE ile Çin arasında yük treni seferleri başlayınca, " O tren gidemez, yolda kalır, Gebze'den ileri gidemez" diyerek, bizi öfkelendirerek bir hayli eğlendirmiş ve kendisini rezil etmişti, ancak kendisinde herhangi bir utanma emaresi görülmemişti çok pişkindi.</p>

<p>Bugünlerde TV'de TOGG otomobilin deposunun kaç liralık mazot ile dolacağının hesabını yapmış ütü’nün kablosunu priz de unutmuş olacak ki   akıma kapılarak devrelerine zarar vermiş olma ihtimali çok yüksek…<br />
TOGG otomobilin  mazot masrafını hangi kafayla hesap ederken, (malum ışıklar içinde bulunan mahalleye)  birden bir ışık görmüş olmalı bizim mahalleliyi  gazlayalım diye düşünmüş.     Bunlar için,  TOGG aslında "otomobil" değil, "O bir Maket’ti !</p>

<p>Aslında ülkede çok motor vardı, ne hikmetse bu kadar motorun içinde otomobile motor takmayı unutmuşlardı.<br />
Malum TOGG’un motoru yok  Motor koymayı unutmuşlar!. Zaten ülke motor da yapamıyordu.<br />
Motoru olmayınca  mazot deposu da koymamışlar, Maket olduğunu zannettiği için de, İtalya sanayisinden bir arabaya reklam giydirme yapıp caddelerde dolaştırıldı diye tahmin etmişti…</p>

<p>Dahası var   TB3 , ANKA, BAYRAKTAR, KIZILELMA  İHA' lar, DİHA’ lar SİHA' lar bunlarda yerden  bir oyun konsolundan kullanarak havada uçuruyorlar, bence bunlar uçurtma, milletin gözünü boyuyorlar ayrıca bunların içine pilot koymayı unutmuşlar  bunlar maket uçurtma olarak yayla şenliklerinde kullanılan uçurtmalardı…</p>

<p>Birde yetkililer şunu açıklamıyorlar bu maket araçları Kim sürecek , kim indirecek, kim kaldıracak ? bir sürü soru işareti  var  işin yoksa,   ışıklar içinde olan  mahallesine anlat, ışıklar içinde yaşadıklarından gözleri kamaşıyor, etraftaki hiçbir şeyi göremiyorlar sadece kendi sohbet odalarında birbirleriyle konuştuklarından yani kendi gürültülerinden başkalarını duyamıyorlar  anlamaya yetenekleri de  olmadığından düşünemiyorlardı..</p>

<p>Savunma sanayi için yapılan füze ve diğer mühimmat gibi kavramlara aşina olmadıklarından  ne diyeceklerini bilmiyorlar en kısa eleştiriyi yapıyorlar;  kesin Maket tir, diyerek içlerindeki kıskançlığın ve kinin bir kısmını mecburen dile getiriyorlardı…</p>

<p>Sinop açıklarında füze atılınca malum mahallenin önde gelenlerinden biri ,balıklar konusunda hassasiyeti tavan yapmış (rakı-  balık denkleminde, denklemdeki balık kaybolunca şoka girdiğinden bu kadar hassas olmuş olma ihtimali çok yüksek) çok üzülmüş balıkların ürktüğünü ve çok korktuklarını anlatmış mahallede uzun süre  deniz kenarlarına giderek ağlama seansları düzenlemişti….<br />
S-400'leri de uzun süre boru olarak malum mahalleye anlatmaya çalışmışlardı. Anlayacağınız bu garabet yaklaşımlar saymakla bitmez!<br />
Bu anlayış sosyolojik olarak sorunlu bir anlayıştır. Bu eğitim sisteminin ürettiği okuyup anlamadan verilen derslerin yani ezber sisteminin acilen kaldırılması gerekiyor en önemlisi öğretmen nedir; kavramının içinin doldurulması ve öğretmen alım sisteminin değişmesi gerekiyor</p>
]]></content:encoded>
<author>Dr. Faruk Çetin</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/dr-faruk-cetin/bir-ozlem-in-bilincli-ve-bilincsiz-gaflari/169/</link>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:35:13 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MISIR NEREYE GİDİYOR? (9)</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Fırsatlar Büyük, Peki Mısır’ın Önündeki Sınavlar Neler?</p>

<p>Daha önceki yazılarımızda Mısır’ın önümüzdeki yıllarda öne çıkabilecek sektörlerini, 120 milyonluk iç pazarının ötesindeki fırsatları ve özellikle tekstil ile gıda sanayisinin taşıdığı potansiyeli anlatmaya çalıştım.</p>

<p>Ancak bir ülkenin potansiyelini konuşurken yalnızca fırsatlara bakmak yeterli değildir.</p>

<p>Çünkü yatırımcı için asıl soru şudur:</p>

<p>Bu fırsatları hayata geçirmenin önündeki engeller nelerdir?</p>

<p>Mısır bugün önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Yeni sanayi yatırımları, organize sanayi bölgeleri, liman ve lojistik yatırımları, dijitalleşme ve yatırımcılara yönelik yeni düzenlemeler bu dönüşümün önemli parçalarını oluşturuyor.</p>

<p>Fakat sahada iş yapan biri olarak şunu söyleyebilirim:</p>

<p>Yatırım kararını yalnızca teşvikler belirlemez.</p>

<p>Yatırımcı için öngörülebilirlik, hız, finansmana erişim, enerji, döviz, insan kaynağı ve bürokrasinin nasıl işlediği de en az teşvikler kadar önemlidir.</p>

<p>İlk Sınav: Bürokrasi</p>

<p>Mısır’ın son dönemde üzerinde en fazla durduğu konulardan biri bürokrasinin azaltılması.</p>

<p>Bu konuda atılan dijitalleşme adımlarını önemli buluyorum.</p>

<p>Çünkü yatırımcı için zaman da bir maliyettir.</p>

<p>Bir fabrikanın ruhsatının, izinlerinin, altyapı bağlantılarının veya üretime geçişinin aylarca gecikmesi, kâğıt üzerinde hesaplanmayan ancak gerçek hayatta çok ciddi bir maliyet oluşturur.</p>

<p>Bu nedenle yatırım süreçlerinin mümkün olduğunca tek noktadan, şeffaf ve dijital olarak takip edilebilir hâle gelmesi Mısır’ın rekabet gücünü artıracaktır.</p>

<p>İkinci Sınav: Finansmana Erişim</p>

<p>Sanayi yatırımı sermaye ister.</p>

<p>Makine almak, fabrika kurmak, hammadde stoklamak ve üretimi büyütmek için finansmana ihtiyaç vardır.</p>

<p>Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin uygun maliyetli finansmana ulaşabilmesi, Mısır’ın sanayi politikalarının başarısı açısından kritik önem taşıyor.</p>

<p>Çünkü büyük şirketler kadar KOBİ’ler de güçlü bir sanayi ekosisteminin temelini oluşturuyor.</p>

<p>Üçüncü Sınav: Döviz ve İthal Girdiler</p>

<p>Mısır’da üretimin büyümesi için bazı hammaddelerin, makinelerin ve teknolojilerin ithal edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle döviz piyasasındaki istikrar, üretici açısından büyük önem taşıyor.</p>

<p>Burada benim düşüncem açık:</p>

<p>Mısır’ın ihracatını artırması yalnızca daha fazla döviz kazanması anlamına gelmez; aynı zamanda sanayicinin ihtiyaç duyduğu ithal girdilere daha rahat ulaşabilmesi anlamına gelir.</p>

<p>Yani ihracat ile üretim arasında doğrudan bir bağ var.</p>

<p>Üreten ve ihraç eden sanayi güçlendikçe ekonomi de daha dirençli hâle gelir.</p>

<p>Dördüncü Sınav: Nitelikli İnsan Kaynağı</p>

<p>Mısır’ın genç ve geniş nüfusu büyük bir avantaj.</p>

<p>Ancak genç nüfusun ekonomik güce dönüşmesi için mesleki eğitim ve teknik becerilerin güçlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bugünün fabrikasında sadece çalışan insan değil; makineyi kullanabilen, kaliteyi anlayan, teknolojiyi takip eden ve üretim sürecini geliştirebilen insan gerekiyor.</p>

<p>Bence Mısır’ın önümüzdeki yıllarda yapacağı en önemli yatırımlardan biri de insana yapılan yatırım olacak.</p>

<p>Beşinci Sınav: Verimlilik ve Kalite</p>

<p>Mısır’ın artık yalnızca daha fazla üretmesi yeterli değil.</p>

<p>Daha kaliteli ve daha verimli üretmesi gerekiyor.</p>

<p>Dünya pazarında rekabet eden bir fabrika için kalite süreklilik ister.</p>

<p>Teslimat zamanında yapılmalı.</p>

<p>Maliyet kontrol altında tutulmalı.</p>

<p>Fire azaltılmalı.</p>

<p>Enerji verimli kullanılmalı.</p>

<p>Ürün uluslararası standartlara uygun olmalı.</p>

<p>Bütün bunlar bir araya geldiğinde gerçek anlamda rekabetçi bir üretim ortaya çıkar.</p>

<p>Ve Belki de En Önemli Konu: Güven</p>

<p>Yatırımcının ihtiyaç duyduğu en önemli şeylerden biri de güvendir.</p>

<p>Kuralların açık olması…</p>

<p>Kararların öngörülebilir olması…</p>

<p>Devlet kurumlarıyla yatırımcı arasındaki iletişimin güçlü olması…</p>

<p>Sorun çıktığında çözüm mekanizmasının çalışması…</p>

<p>Bunlar yatırım kararında rakamlardan bile daha önemli hâle gelebilir.</p>

<p>Son dönemde yatırımcı sorunlarının daha hızlı çözülmesine, dijital sistemlerin geliştirilmesine ve sanayi yatırımlarının kolaylaştırılmasına yönelik adımları bu açıdan önemli buluyorum.</p>

<p>Bence burada temel hedef şu olmalı:</p>

<p>Yatırımcı Mısır’a geldiğinde yalnızca fabrika kuracağını değil, önünü görebileceğini de hissetmeli.</p>

<p>Çünkü sermaye yalnızca teşvikin olduğu yere gitmez.</p>

<p>Öngörülebilirliğin olduğu yere gider.</p>

<p>⸻</p>

<p>Mısır’ın Önünde Büyük Bir Tercih Var</p>

<p>Mısır’ın bugün çok önemli avantajları bulunuyor:</p>

<p>Büyük bir iç pazar…</p>

<p>Genç nüfus…</p>

<p>Tarımsal üretim…</p>

<p>Stratejik coğrafya…</p>

<p>Limanlar…</p>

<p>Süveyş Kanalı…</p>

<p>Afrika ve Arap pazarlarına yakınlık…</p>

<p>Ve giderek güçlenen sanayi altyapısı.</p>

<p>Fakat bu avantajların tamamının ekonomik değere dönüşebilmesi için sistemin bir bütün olarak çalışması gerekiyor.</p>

<p>Benim Mısır için gördüğüm gelecek şu:</p>

<p>Daha az bürokrasi, daha fazla üretim.</p>

<p>Daha fazla üretim, daha fazla ihracat.</p>

<p>Daha fazla ihracat, daha güçlü döviz geliri.</p>

<p>Daha güçlü sanayi, daha fazla istihdam.</p>

<p>Bu zincir doğru kurulabilirse Mısır’ın ekonomik dönüşümü çok daha hızlı gerçekleşebilir.</p>

<p>⸻</p>

<p>Asıl Soru: Hangi Alanlara Yatırım Yapılmalı?</p>

<p>Burada artık bir adım daha ileri gitmek gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p>Mısır’ın yalnızca daha fazla yatırım çekmesi yeterli değil.</p>

<p>Doğru yatırımları çekmesi gerekiyor.</p>

<p>Mısır’ın kendi kaynaklarını, coğrafi avantajlarını ve üretim gücünü dikkate alan bir yatırım stratejisine ihtiyacı var.</p>

<p>Örneğin tuz sektörü.</p>

<p>Mısır’ın önemli doğal kaynaklarından biri olan tuz, yalnızca ham madde olarak satılmamalı. Tuzun işlenmesi, saflaştırılması ve farklı sanayi kollarında kullanılabilecek katma değerli ürünlere dönüştürülmesi üzerinde daha fazla düşünülmeli.</p>

<p>Aynı yaklaşım gıda sektöründe de geçerli.</p>

<p>Çilek, zeytin, narenciye, sebze ve diğer tarımsal ürünler sadece taze olarak satılmak yerine; dondurulmalı, kurutulmalı, işlenmeli, paketlenmeli ve markalaştırılmalı.</p>

<p>Tarım, sanayiyle buluşmalı.</p>

<p>Bir başka önemli alan ise otomotiv ve yan sanayi.</p>

<p>Mısır’ın hedefi yalnızca araç montajı yapan bir ülke olmak değil; yedek parça, plastik, metal aksam, elektronik ve diğer komponentlerde bölgesel bir tedarik merkezi hâline gelmek olmalı.</p>

<p>Bunun yanında tekstil, makine ve ekipman, ambalaj, yapı malzemeleri, kimya ve lojistik gibi sektörler de Mısır’ın gelecek vizyonunda önemli yer tutabilir.</p>

<p>Burada devletin rolü yatırımcının yerine yatırım yapmak değil.</p>

<p>Yatırımın önünü açmak.</p>

<p>Araziye ulaşımı kolaylaştırmak…</p>

<p>Enerji altyapısını güçlendirmek…</p>

<p>Ruhsat süreçlerini hızlandırmak…</p>

<p>Finansmana erişimi kolaylaştırmak…</p>

<p>Yatırımcı ile yerli tedarikçiyi buluşturmak…</p>

<p>Mesleki eğitimi üretimin ihtiyaçlarına göre geliştirmek…</p>

<p>Ve en önemlisi, yatırımcıya öngörülebilir bir ortam sunmak.</p>

<p>Bunlar başarıldığında yatırımcı da kendi sermayesini, teknolojisini ve tecrübesini Mısır’a getirmek için daha güçlü bir motivasyona sahip olacaktır.</p>

<p>⸻</p>

<p>Türkiye İçin de Bir Mesaj Var</p>

<p>Burada Türk iş dünyasına da küçük bir parantez açmak istiyorum.</p>

<p>Mısır’daki fırsatları değerlendirirken yalnızca bugünkü maliyetlere bakmamak gerekiyor.</p>

<p>Beş, on, hatta yirmi yıllık perspektifle bakmak gerekiyor.</p>

<p>Çünkü Mısır’ın asıl hikâyesi bugün tamamlanmış değil.</p>

<p>Tam tersine, hikâye yeni başlıyor.</p>

<p>Türkiye’nin üretim tecrübesi, girişimcilik kültürü ve ihracat kabiliyeti ile Mısır’ın genç nüfusu, coğrafi konumu, doğal kaynakları ve bölgesel pazar avantajları birleştiğinde çok güçlü sonuçlar ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bunun için iki ülkenin birbirini rakip olarak değil, birbirini tamamlayan üretim ortakları olarak görmesi gerektiğine inanıyorum.</p>

<p>⸻</p>

<p>Son Söz</p>

<p>“Mısır Nereye Gidiyor?” diye başladığımız bu yolculukta şimdiye kadar fırsatları, pazarları, sanayi sektörlerini ve yatırım imkânlarını konuştuk.</p>

<p>Bugün ise başka bir gerçeğin altını çizmek istiyorum:</p>

<p>Mısır’ın önünde büyük fırsatlar var. Ancak fırsatların büyüklüğü kadar, bu fırsatları doğru yönetebilmek de önemli.</p>

<p>Ben Mısır’ın potansiyeline inanıyorum.</p>

<p>Ama potansiyel tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Potansiyeli sonuca dönüştüren şey; doğru politika, doğru yatırım, doğru insan ve kararlı uygulamadır.</p>

<p>Mısır bunu başarabilirse yalnızca bölgenin önemli pazarlarından biri değil, bölgenin önemli üretim merkezlerinden biri olabilir.</p>

<p>Ve bundan sonraki en önemli soru artık şu:</p>

<p>Mısır 2030’a giderken hangi sektörlere yatırım çekmeli ve bu yatırımların önünü nasıl açmalı?</p>

<p>Tuzdan gıdaya…</p>

<p>Tekstilden otomotive…</p>

<p>Makineden ambalaja…</p>

<p>Tarım-sanayi entegrasyonundan lojistiğe kadar…</p>

<p>Mısır’ın önünde değerlendirilmesi gereken çok sayıda fırsat bulunuyor.</p>

<p>Ancak bu fırsatları gerçek yatırımlara dönüştürmek için yalnızca sermayeye değil, doğru bir ekonomik modele ihtiyaç var.</p>

<p>İşte “Mısır Nereye Gidiyor?” yazı dizisinin bir sonraki bölümünde, Mısır 2030’a Doğru: Hedefler, Büyük Projeler ve Yeni Ekonomik Model başlığı altında, Mısır’ın önündeki somut yatırım fırsatlarını ve bu fırsatların gerçeğe dönüşmesi için atılması gereken adımları konuşacağız.</p>

<p>Çünkü artık sadece “Mısır nereye gidiyor?” diye sormak yetmez.</p>

<p>“Mısır hangi sektörlerde dünya ile rekabet edebilir ve biz bu potansiyeli nasıl gerçeğe dönüştürebiliriz?” sorusunu da sormamız gerekiyor.</p>

<p>Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Akyüz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/hasan-akyuz/misir-nereye-gidiyor-9/168/</link>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2026 10:42:37 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kahire'den Muskat'a: Ticaretin Ötesinde Ortak Üretim ve Yatırım</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu görüşmeyi sıradan, protokol çerçevesinde gerçekleşen bir toplantı olarak görmüyorum.</p>

<p>Kahire’de gerçekleştirilen Mısır–Umman Sanayi ve Yatırım Buluşması, bana göre iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler açısından çok daha önemli bir diyaloğun başlangıcı niteliğindeydi.</p>

<p>Toplantıya katılan bir kişi olarak dikkatimi çeken en önemli nokta, görüşmelerin yalnızca karşılıklı iyi niyet ifadeleriyle sınırlı kalmamasıydı. Umman heyeti yatırım imkânlarını anlatırken, Mısırlı sanayici ve yatırımcılar da doğrudan yatırım, üretim ve ortaklık imkânlarını sorguladı. Ortaya çıkan tablo, iki ülke arasında ekonomik iş birliğinin yeni bir aşamaya taşınabileceğini gösterdi.</p>

<p>Şimdi asıl mesele, Kahire’de ortaya çıkan bu iradenin somut projelere ve uygulanabilir bir yol haritasına dönüşmesi.</p>

<p>Çünkü Mısır ile Umman arasındaki fırsat yalnızca birbirine daha fazla ürün satmak değil; birlikte üretmek, birlikte yatırım yapmak ve üçüncü pazarlara birlikte açılmak.</p>

<p>⸻</p>

<p>İki Ülkenin Farklı Güçleri</p>

<p>Mısır’ı yaklaşık 120 milyonluk nüfusu ile yalnızca büyük bir tüketim pazarı olarak değerlendirmek eksik olur.</p>

<p>Mısır; köklü sanayi altyapısı, geniş insan kaynağı, üretim tecrübesi ve tekstilden gıdaya, ilaçtan kimyaya, makineden tarıma kadar uzanan geniş bir üretim tabanına sahip.</p>

<p>Bu nedenle Mısır’ın en önemli avantajlarından biri yalnızca büyük iç pazarı değil, aynı zamanda üretim ve ihracat kapasitesi.</p>

<p>Umman ise yaklaşık 5 milyonluk nüfusunun çok ötesinde bir stratejik değere sahip.</p>

<p>Umman’ın asıl gücü; coğrafi konumu, modern limanları, gelişmiş altyapısı, ekonomik ve serbest bölgeleri ve Körfez, Asya ve Doğu Afrika pazarlarına açılan konumunda.</p>

<p>Özellikle Yemen, Körfez ülkeleri, İran, Doğu Afrika ve Asya ile birlikte düşünüldüğünde Umman’ın ekonomik çevresi kendi nüfusunun çok ötesine uzanıyor.</p>

<p>Dolayısıyla iki ülkeyi karşılaştırmak yerine, birbirini tamamlayan iki ekonomik güç olarak değerlendirmek gerekiyor.</p>

<p>Mısır’ın üretim ve ölçek avantajı, Umman’ın stratejik konumu ve lojistik gücüyle birleştiğinde çok daha büyük bir ekonomik değer ortaya çıkabilir.</p>

<p>⸻</p>

<p>Umman’ın Yatırım Arayışı Dikkat Çekiciydi</p>

<p>Kahire’deki görüşmeler sırasında benim açımdan özellikle dikkat çeken konulardan biri, Umman heyetinin yatırım çekme konusundaki kararlı yaklaşımıydı.</p>

<p>Heyetin yalnızca Umman’daki imkânları anlatmakla yetinmediğini; Mısırlı sanayici ve yatırımcıları ülkeye çekebilmek için ciddi bir çaba içerisinde olduğunu bizzat gözlemledim.</p>

<p>Yatırımcıların ihtiyaçlarını anlamaya, sorularına cevap vermeye ve farklı sektörlerde ortaklık imkânlarını değerlendirmeye yönelik yaklaşımları, Umman’ın yatırım çekme konusunda aktif ve ciddi bir arayış içerisinde olduğunu açıkça gösteriyordu.</p>

<p>Bence bu önemli bir mesaj.</p>

<p>Çünkü yatırım kendiliğinden gelmiyor. Yatırımcıya ulaşmak, doğru bilgiyi vermek, önündeki sorulara cevap üretmek ve güven oluşturmak gerekiyor.</p>

<p>Umman heyetinin bu konudaki gayretini ve sahadaki yaklaşımını görmek, toplantının benim açımdan en olumlu taraflarından biriydi.</p>

<p>⸻</p>

<p>Umman’ın Yatırım Avantajı</p>

<p>Umman’ın ekonomik ve serbest bölgeleriyle ilgili yapılan sunumlar da bu açıdan dikkat çekiciydi.</p>

<p>Ülkenin farklı bölgelerine yayılan bu alanlar; sanayi, üretim, lojistik ve ticaret faaliyetlerini destekleyecek şekilde geliştiriliyor.</p>

<p>Limanlara, havalimanlarına ve ulaşım ağlarına yakınlık, yatırımcı açısından önemli avantajlar sağlıyor.</p>

<p>Burada dikkat çeken yalnızca teşvikler değil; üretim, lojistik ve pazara erişimin aynı yatırım modelinde buluşması.</p>

<p>Bu özellik, özellikle Körfez, Doğu Afrika ve Asya’ya ulaşmak isteyen Mısırlı şirketler açısından Umman’ı dikkate değer bir yatırım merkezi hâline getiriyor.</p>

<p>⸻</p>

<p>Mısırlı Sanayicinin Mesajı: Somutluk</p>

<p>Kahire’deki toplantının bir başka önemli tarafı da Mısırlı sanayicilerin yaklaşımıydı.</p>

<p>Sanayiciler artık yalnızca yatırım fırsatlarının anlatılmasını değil, bu fırsatların somutlaştırılmasını istiyor.</p>

<p>Maliyetler, altyapı, teşvikler, iş gücü, lojistik, şirket kuruluş süreçleri ve hukuki güvence gibi başlıklar yatırım kararının doğal parçaları.</p>

<p>Bunun yanında toplantıda ortaya konulan farklı sektörlerden örnekler de önemliydi.</p>

<p>Tekstil ve petrokimya, gıda, balıkçılık ve akuakültür, ilaç, biyoteknoloji, su teknolojileri ve lojistik gibi alanlarda iki ülkenin birbirini tamamlayabileceği görüldü.</p>

<p>Burada amaç mümkün olduğunca çok sektör saymak değil; doğru sektörlerde doğru şirketleri buluşturmak.</p>

<p>⸻</p>

<p>Ticaretin Ötesine Geçmek</p>

<p>Mısır ile Umman arasındaki ekonomik ilişkilerin yeni döneminde ticaret elbette önemli olmaya devam edecek.</p>

<p>Ancak ticaret ilk adım olabilir; nihai hedef ise daha yüksek katma değerli ortak üretim ve yatırım olmalı.</p>

<p>Bir şirket önce ürününü diğer ülkenin pazarına götürebilir. Ardından temsilcilik ve dağıtım ağı kurabilir. Pazar oluştuğunda ise ortak üretim veya doğrudan yatırım gündeme gelebilir.</p>

<p>Başarılı modellerin daha sonra Körfez, Afrika ve Asya gibi üçüncü pazarlara taşınması mümkün.</p>

<p>Bu yaklaşım, iki ülkenin ekonomik ilişkilerini yalnızca ikili ticaret düzeyinden çıkarıp bölgesel bir üretim ve ihracat ortaklığına dönüştürebilir.</p>

<p>⸻</p>

<p>Hukuk, İnsan Kaynağı ve Teknoloji</p>

<p>Yatırım yalnızca sermaye ve fabrika demek değil.</p>

<p>Hukuki güvence, hızlı ve öngörülebilir uyuşmazlık çözümü, nitelikli insan kaynağı, mesleki eğitim ve teknoloji transferi de yatırım ortamının ayrılmaz parçaları.</p>

<p>Bu nedenle Mısır ve Umman arasındaki iş birliğinin ticaret ve sanayiyle sınırlı kalmaması; eğitim, mesleki gelişim, teknoloji, inovasyon ve insan kaynağını da kapsaması önemli.</p>

<p>Çünkü sürdürülebilir yatırımın temelinde sermaye, teknoloji ve insan kaynağının birlikte hareket etmesi bulunuyor.</p>

<p>⸻</p>

<p>Şimdi Asıl Mesele: İlk Proje</p>

<p>31 Ağustos 2026’da Kahire’de gerçekleştirilen toplantının ardından, iki tarafın önünde yeni bir toplantı organize etmekten çok daha önemli bir sorumluluk bulunuyor: Kahire’de ortaya konulan iradeyi somut projelere dönüştürmek.</p>

<p>Bunun için Mısır ve Umman arasında sürekli çalışan bir sanayi ve yatırım mekanizması kurulabilir.</p>

<p>İki ülkenin ilgili kurumları, sanayi kuruluşları ve yatırımcıları öncelikli sektörleri belirleyebilir; şirketleri birbirleriyle eşleştirebilir, yatırım bölgelerini yerinde inceleyebilir, fizibilite çalışmalarını birlikte yürütebilir ve uygun projeler için somut bir çalışma takvimi oluşturabilir.</p>

<p>Burada amaç yeni toplantılar düzenlemek değil, toplantıların sonucunu yatırıma dönüştürmek olmalı.</p>

<p>Başarıyı toplantı sayısıyla değil; gerçekleşen yatırımlarla, kurulan ortaklıklarla, yaratılan istihdamla ve üçüncü pazarlara yapılan ihracatla ölçmek gerekiyor.</p>

<p>Çünkü bundan sonraki aşamada ihtiyaç duyulan şey açık:</p>

<p>Toplantıdan toplantıya değil, projeden projeye ilerleme zamanı.</p>

<p>⸻</p>

<p>Son Söz: Birbirimize Ne Satacağımızdan Çok, Birlikte Ne Üreteceğiz?</p>

<p>31 Ağustos’ta Kahire’de gerçekleştirilen görüşmelerden bende kalan en güçlü düşünce şu:</p>

<p>Mısır ve Umman’ın birbirine sunabileceği çok şey var.</p>

<p>Mısır’ın yaklaşık 120 milyonluk nüfusu, üretim kapasitesi ve sanayi tecrübesi önemli bir güç.</p>

<p>Umman’ın yaklaşık 5 milyonluk nüfusunun ötesindeki stratejik konumu, limanları, ekonomik ve serbest bölgeleri, gelişmiş altyapısı ve bölgesel erişim imkânları da aynı şekilde önemli bir güç.</p>

<p>Bu iki gücü karşı karşıya değil, yan yana koymak gerekiyor.</p>

<p>Mısır üretim gücünü ortaya koyabilir.</p>

<p>Umman stratejik konumunu ve lojistik imkânlarını ortaya koyabilir.</p>

<p>İki ülke birlikte yatırım yapabilir, birlikte üretebilir ve birlikte dünya pazarlarına açılabilir.</p>

<p>Çünkü artık asıl soru:</p>

<p>“Mısır Umman’a ne satacak?”</p>

<p>veya</p>

<p>“Umman Mısır’a ne satacak?”</p>

<p>olmamalı.</p>

<p>Asıl soru şu olmalı:</p>

<p>“Mısır ve Umman birlikte ne üretebilir?”</p>

<p>Kahire’de başlayan bu diyalog, Muskat’ta yatırıma; Umman’da üretime; Körfez, Afrika, Asya ve dünya pazarlarında ortak başarıya dönüşebilir.</p>

<p>Bunun için iki ülkenin önünde yeni bir fırsat var:</p>

<p>İyi niyeti projeye, projeyi yatırıma, yatırımı üretime ve üretimi ihracata dönüştürmek.</p>

<p>Mısır–Umman Yol Haritası’nın gerçek hedefi de budur.</p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Akyüz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/hasan-akyuz/kahire-den-muskat-a-ticaretin-otesinde-ortak-uretim-ve-yatirim/167/</link>
<pubDate>Tue, 01 Sep 2026 09:57:31 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Geçmişten Günümüze Şifalı Bir Miras: Haşhaş Tohumu ve Yağının Mucizevi Faydaları</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0"><i data-index-in-node="0" data-path-to-node="1">Papaver somniferum</i> olarak bilinen afyon haşhaş bitkisinden elde edilen ve halk arasında Hint haşhaş tohumu olarak da tanınan haşhaş, yemeklerde kullanılmasının ötesinde <strong>Osmanlı kadim tıp ocaklarında </strong>sıklıkla tercih edilen çok değerli bir yağdır.</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="0">Orta Çağ döneminde yaygın bir sakinleştirici olarak kullanılan bu tohumlar; ağlayan bebekleri sakinleştirmek, uykuya yardımcı olmak ve kadınlarda doğurganlık sorunlarını iyileştirmek amacıyla kullanılmıştır.</p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="2">Haşhaş tohumları kalsiyum, fosfor ve demir gibi çeşitli minerallerin yanı sıra bakır ve manganez eser elementleri açısından da oldukça zengindir. İçerisinde eser miktarda protein barındırmasının yanı sıra, vücudun kendi başına sentezleyemediği ve gıdalardan alması gereken tüm temel amino asitleri de bünyesinde barındırır.</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="2">Ayrıca yapısındaki alkaloitler, flavonoidler, fenolik bileşikler ve çoklu doymamış yağ asitleri sayesinde güçlü birer antioksidan kaynağıdır.</p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="3"><strong>Geleneksel ve modern kullanımlarda öne çıkan başlıca özellikleri şunlardır:</strong></p>

<ul data-path-to-node="4">
	<li>
	<p data-path-to-node="4,0,0">Fallop tüpündeki kalıntıları veya mukus parçacıklarını çözerek tıkanıklığı temizlemeye yardımcı olur ve böylece doğurganlık şansını artırır.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="4,1,0">Bakır, çinko ve inanılmaz derecede zengin kalsiyum içeriğiyle kemik mineral yoğunluğunu iyileştirir ve kemikleri güçlendirir.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="4,2,0">Besin emilimini artırmada son derece faydalıdır.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="4,3,0">Kabızlığı tedavi eder ve diğer sindirim problemlerini önler.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="4,4,0">Ülseratif kolit, peptik ülser, aft ve ağız ülseri gibi farklı ülser türlerinin tedavisinde önemli bir rol oynar.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="4,5,0">Vücudu toksinlerden arındırır ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="4,6,0">Kardiyovasküler dayanıklılığı artırarak kalp krizi ve kalp tıkanıklığı gibi kardiyak anomalilerin olasılığını azaltır; kötü kolesterolü düşürebilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="4,7,0">Ağrıları hafifletmeye yardımcı olabilir ve kan şekerini düzenler.</p>
	</li>
</ul>

<p data-path-to-node="5"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="5">Haşhaşın Zararları Nelerdir?</b></p>

<p data-path-to-node="6">Her bitkisel üründe olduğu gibi haşhaşın da aşırı tüketimi vücutta bazı olumsuz etkilere neden olabilir. Alerjik reaksiyonlar, kaşıntı, kusma ve cilt döküntüleri aşırı tüketim sonucunda görülebilecek durumlardan bazılarıdır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Faik Topal</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/faik-topal/gecmisten-gunumuze-sifali-bir-miras-hashas-tohumu-ve-yaginin-mucizevi-faydalari/166/</link>
<pubDate>Sun, 30 Aug 2026 16:14:39 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Burası Roma Kolezyumu değil, öyle olduğunu sansanız bile sizi bağışlardık.</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">Burası, <strong>Tunus</strong>'un kalbindeki görkemli <strong>El Djem Amfitiyatrosu</strong>. Roma döneminde, MS 180 civarında inşa edilen yapı; gladyatör dövüşlerini, araba yarışlarını ve vahşi hayvanların katıldığı savaşları izlemeye gelen şaşırtıcı sayıda, 35.000 seyirciyi ağırlayabiliyordu.</p>

<p data-path-to-node="2"><strong>El Djem</strong>'i daha da inanılmaz kılan şey, ne kadar dikkat çekici derecede iyi korunmuş olduğudur.</p>

<p data-path-to-node="2">Roma'daki Kolezyum'un aksine, orijinal yapısının büyük bir kısmı hâlâ ayaktadır ve yaklaşık 1.800 yıl sonra bile Roma Afrikası'nın ihtişamına nefes kesici bir bakış sunmaktadır.</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="3">Ve işte işin şaşırtıcı yönü: Dünyanın en büyük ve en iyi korunmuş Roma amfitiyatrolarından biri Roma'da değil… Tunus'ta. </p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="4">El Djem kasabasında sessizce duran Roma İmparatorluğu'nun bu anıtsal eseri, Tunus'un bir zamanlar Roma dünyasının önemli ve müreffeh bir parçası olduğunun bir hatırlatıcısıdır.</p>

<p data-path-to-node="5">Roma'yı unutun. El Djem, aslında görmeniz gereken kolezyum olabilir.</p>

<p data-path-to-node="5"> </p>

<p data-path-to-node="5"><img alt="" src="https://www.dunyatimes.com/images/WhatsApp%20Image%202026-08-29%20at%2015_18_40.jpeg" style="width: 650px; height: 500px;" /></p>

<p data-path-to-node="5"><img alt="" src="https://www.dunyatimes.com/images/WhatsApp%20Image%202026-08-29%20at%2015_18_40%20(1).jpeg" style="width: 650px; height: 500px;" /></p>

<p data-path-to-node="5"> </p>
]]></content:encoded>
<author>Dorra Ben Amor</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/dorra-ben-amor/burasi-roma-kolezyumu-degil-oyle-oldugunu-sansaniz-bile-sizi-bagislardik/165/</link>
<pubDate>Sun, 30 Aug 2026 15:34:43 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MISIR NEREYE GİDİYOR? (8)</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mısır’da Ne Üretmeli? Geleceğin Sektörleri</p>

<p>Bir önceki bölümde Mısır’ın 120 milyonluk iç pazarının ötesine uzanan ekonomik ve ticari imkânlarından söz ettim.</p>

<p>COMESA, TFTA, AfCFTA ve GAFTA gibi bölgesel ticaret yapıları, Mısır’da üretim yapan şirketler için daha geniş pazarlara ulaşma fırsatı yaratıyor. Ancak burada asıl soru artık başka bir noktaya geliyor:</p>

<p>Mısır’da ne üretmeli?</p>

<p>Çünkü yatırım kararında yalnızca pazarın büyüklüğüne bakmak yeterli değil. Önemli olan, doğru sektörü seçmek, rekabetçi üretim yapmak ve üretilen ürünü mümkün olduğunca geniş pazarlara ulaştırabilmek.</p>

<p>Mısır’ın önümüzdeki yıllardaki sanayi hikâyesini değerlendirirken benim özellikle dikkat çektiğim iki sektör var:</p>

<p>Tekstil ve gıda.</p>

<p>Bunların yanında makine, ambalaj, yapı malzemeleri, otomotiv yan sanayi, enerji ve lojistik gibi sektörlerin de önemli fırsatlar taşıdığını düşünüyorum.</p>

<p>Fakat önce iki lokomotiften bahsetmek gerekiyor.</p>

<p>⸻</p>

<p>Tekstil: Geleceğin Lokomotif Sektörlerinden Biri</p>

<p>Mısır’ın sanayi geleceğinde tekstilin çok daha önemli bir konuma geleceğine inanıyorum.</p>

<p>Tekstil ve hazır giyim Mısır için yeni bir sektör değil. Aksine uzun yıllardır ülkenin önemli üretim ve ihracat alanlarından biri.</p>

<p>Ancak önümüzdeki dönemde sektörün rolünün daha da büyümesi gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p>Bunun birkaç önemli nedeni var.</p>

<p>İlk olarak işgücü avantajı.</p>

<p>Tekstil, emek yoğun bir sektör. Dolayısıyla rekabetçi işçilik maliyetleri, uluslararası üreticiler açısından önemli bir avantaj oluşturuyor. Fakat gelecekte yalnızca düşük maliyet yeterli olmayacak.</p>

<p>İşgücünün eğitimle, teknolojiyle ve modern üretim sistemleriyle desteklenmesi gerekiyor.</p>

<p>İkinci önemli avantaj ise Mısır’ın coğrafi konumu.</p>

<p>Mısır; Afrika, Arap dünyası, Orta Doğu ve Avrupa arasında önemli bir geçiş noktasında bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle Mısır’da kurulacak modern bir tekstil fabrikasının hedef pazarı yalnızca Mısır olmamalı.</p>

<p>Mısır’da üret, bölgeye ve dünyaya sat.</p>

<p>Üçüncü avantaj ise doğru yatırım planlamasıyla elde edilebilecek genel üretim maliyeti avantajı.</p>

<p>İşgücü, arazi, lojistik, tedarik ve işletme giderlerinin doğru şekilde yönetilmesi hâlinde Mısır, uluslararası tekstil üreticileri açısından oldukça rekabetçi bir üretim merkezi hâline gelebilir.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.</p>

<p>Mısır’ın geleceği sadece “ucuz üretim ülkesi” olmak olmamalı.</p>

<p>Hedef;</p>

<p>kaliteli üretim,</p>

<p>yüksek katma değer,</p>

<p>hızlı teslimat,</p>

<p>uluslararası standartlar</p>

<p>ve</p>

<p>güçlü ihracat kapasitesi</p>

<p>olmalı.</p>

<p>Türkiye’nin tekstil konusundaki üretim, teknoloji ve ihracat tecrübesi ile Mısır’ın coğrafi ve maliyet avantajları bir araya getirildiğinde çok güçlü bir üretim modeli ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bu nedenle ben tekstili Mısır’ın geçmişinden gelen geleneksel bir sektör olarak değil, geleceğini taşıyabilecek stratejik sektörlerden biri olarak görüyorum.</p>

<p>⸻</p>

<p>Gıda ve Tarımsal Sanayi: Nil’den Dünyaya</p>

<p>İkinci büyük fırsat alanı ise gıda ve tarıma dayalı sanayi.</p>

<p>Burada Mısır’ın en büyük doğal avantajlarından biri devreye giriyor:</p>

<p>Nil Nehri ve onun oluşturduğu tarımsal üretim alanları.</p>

<p>Mısır’da farklı tarım ürünlerinin yetiştirilmesi için önemli bir üretim altyapısı bulunuyor.</p>

<p>Çilek, narenciye, üzüm, patates, soğan, sarımsak, zeytin ve daha birçok ürün hem iç pazarda hem de ihracatta önemli bir potansiyel taşıyor.</p>

<p>Özellikle çilek Mısır’ın gıda ihracatındaki güçlü ürünlerinden biri.</p>

<p>Bugün taze çilek önemli bir ürün.</p>

<p>Dondurulmuş çilek ise Mısır’ın bu alandaki üretim ve ihracat gücünü daha da ileri taşıyor.</p>

<p>Fakat benim önümüzdeki dönem açısından özellikle dikkat çekmek istediğim yeni alan:</p>

<p>Kurutulmuş çilek.</p>

<p>Çünkü tarımsal ürünü sadece üretmek yerine, işleyerek ve katma değer kazandırarak pazara sunmak Mısır’ın gıda sanayisinin geleceği açısından çok önemli.</p>

<p>Taze ürünün ömrü sınırlıdır.</p>

<p>Dondurulmuş ürün daha uzun süre saklanabilir.</p>

<p>Kurutulmuş ürün ise farklı kullanım alanlarına girerek yeni pazarlar yaratabilir.</p>

<p>Bu yaklaşım sadece çilek için geçerli değil.</p>

<p>Zeytin…</p>

<p>Soğan…</p>

<p>Sarımsak…</p>

<p>Meyve…</p>

<p>Sebze…</p>

<p>Bütün bu ürünlerde benzer bir dönüşüm gerçekleştirilebilir.</p>

<p>Tarladan fabrikaya, fabrikadan dünya pazarına.</p>

<p>Mısır’ın gıda sektöründeki asıl fırsatının burada olduğuna inanıyorum.</p>

<p>Sadece tarımsal ürün üretmek değil;</p>

<p>işlemek,</p>

<p>kurutmak,</p>

<p>dondurmak,</p>

<p>paketlemek,</p>

<p>markalaştırmak</p>

<p>ve</p>

<p>ihraç etmek.</p>

<p>Böylece tarımsal üretim, gerçek anlamda sanayi ve ihracat gücüne dönüşebilir.</p>

<p>Türkiye’nin gıda işleme teknolojisi, kurutma sistemleri, paketleme, soğuk zincir ve makine üretimindeki tecrübesi ile Mısır’ın tarımsal üretim kapasitesinin birleşmesi de burada önemli fırsatlar oluşturabilir.</p>

<p>Benim gıda sektörü için gördüğüm gelecek oldukça net:</p>

<p>Nil’den çıkan ürün, Mısır’daki fabrikalarda değer kazanmalı ve dünyanın sofralarına ulaşmalı.</p>

<p>⸻</p>

<p>Makine, Ambalaj ve Yapı Malzemeleri</p>

<p>Tekstil ve gıdanın yanında, sanayinin gelişmesiyle birlikte makine ve ekipman sektörünün de büyümesi gerekiyor.</p>

<p>Çünkü bir ülke sanayileştikçe sadece tüketim ürünlerine değil, üretim yapan fabrikaların ihtiyaç duyduğu makinelere de ihtiyaç duyuyor.</p>

<p>Gıda makineleri, tarım makineleri, ambalaj makineleri, endüstriyel ekipmanlar ve üretim hatları bu açıdan önemli alanlar.</p>

<p>Aynı şekilde ambalaj sektörü de gıda ve ihracatın büyümesiyle birlikte daha önemli hâle gelecek.</p>

<p>Yapı malzemeleri ise konut, altyapı ve sanayi yatırımlarının doğal tamamlayıcısı.</p>

<p>Çimento, seramik, cam, yalıtım, yapı kimyasalları ve metal ürünler gibi alanlarda hem iç pazar hem de bölgesel ihracat açısından fırsatlar bulunuyor.</p>

<p>⸻</p>

<p>Otomotiv ve Yan Sanayi</p>

<p>Mısır’ın gelecekte daha fazla önem kazanabilecek sektörlerinden biri de otomotiv.</p>

<p>Ancak burada yalnızca otomobil üretimini düşünmemek gerekiyor.</p>

<p>Asıl büyük ekosistem;</p>

<p>yedek parça,</p>

<p>plastik parçalar,</p>

<p>metal aksamlar,</p>

<p>kablo sistemleri,</p>

<p>elektronik ekipmanlar</p>

<p>ve diğer yan sanayi ürünlerinde oluşuyor.</p>

<p>Güçlü bir otomotiv sanayisi, etrafında güçlü bir tedarikçi ağı oluşturur.</p>

<p>Mısır’ın hedefi de sadece otomobil montajı yapan bir ülke olmak değil, bölgesel otomotiv tedarik zincirinin önemli merkezlerinden biri hâline gelmek olmalı.</p>

<p>⸻</p>

<p>Enerji ve Lojistik</p>

<p>Geleceğin sanayisini konuşurken enerji ve lojistiği de ayrı düşünmek mümkün değil.</p>

<p>Bir fabrikanın rekabet gücü sadece ürünün kalitesiyle belirlenmiyor.</p>

<p>Enerjinin maliyeti, hammaddenin fabrikaya ulaşma süresi ve bitmiş ürünün müşteriye taşınma maliyeti de üretimin bir parçası.</p>

<p>Bu nedenle Mısır’ın enerji altyapısı, yenilenebilir enerji yatırımları, limanları, Süveyş Kanalı ve lojistik merkezleri sanayinin geleceği açısından büyük önem taşıyor.</p>

<p>Fabrika ile liman arasındaki mesafe, bazen fabrikanın kendisi kadar önemlidir.</p>

<p>Mısır’ın burada çok önemli bir avantajı bulunuyor.</p>

<p>Bu avantajı daha etkin kullanabilirse, üretim ile lojistiği birbirine bağlayan güçlü bir bölgesel merkez oluşturabilir.</p>

<p>⸻</p>

<p>Asıl Mesele Ne Ürettiğimiz Değil, Nasıl Ürettiğimiz</p>

<p>Bütün bu sektörleri değerlendirirken benim için en önemli nokta şu:</p>

<p>Mısır’ın geleceği sadece daha fazla fabrika kurmakla şekillenmeyecek.</p>

<p>Daha verimli, daha kaliteli ve daha rekabetçi üretim yapmakla şekillenecek.</p>

<p>Bir fabrika kurmak kolay olabilir.</p>

<p>Asıl mesele onu dünya standartlarında çalıştırabilmek.</p>

<p>Kaliteyi sürekli koruyabilmek.</p>

<p>Enerjiyi verimli kullanabilmek.</p>

<p>Nitelikli insan yetiştirebilmek.</p>

<p>Doğru tedarik zincirini kurabilmek.</p>

<p>Ve en önemlisi, ürettiğini dünya pazarında rekabet edebilir hâle getirmek.</p>

<p>İşte burada Mısır’ın önünde büyük bir fırsat var.</p>

<p>⸻</p>

<p>Türkiye ve Mısır: Birbirini Tamamlayan İki Üretim Gücü</p>

<p>Türkiye açısından baktığımda da fırsatı yalnızca “Mısır’a yatırım” olarak görmüyorum.</p>

<p>Bence daha geniş bir perspektife ihtiyaç var.</p>

<p>Türkiye’nin üretim ve teknoloji tecrübesi ile Mısır’ın coğrafi konumu, işgücü ve geniş pazar bağlantıları bir araya getirilebilir.</p>

<p>Türkiye’den teknoloji…</p>

<p>Mısır’da üretim…</p>

<p>Afrika ve Arap dünyasında satış…</p>

<p>Avrupa’ya ihracat…</p>

<p>Bu model doğru sektörlerde uygulandığında iki ülke arasında yalnızca ticaret değil, ortak bir bölgesel üretim ekosistemi oluşturabilir.</p>

<p>⸻</p>

<p>Son Söz</p>

<p>Mısır’ın önümüzdeki yıllardaki sanayi hikâyesine baktığımda, önümde çok net bir tablo görüyorum.</p>

<p>Tekstil büyümeli.</p>

<p>Gıda daha fazla işlenmeli.</p>

<p>Tarım sanayiyle birleşmeli.</p>

<p>Makine ve ekipman üretimi gelişmeli.</p>

<p>Otomotiv yan sanayisi güçlenmeli.</p>

<p>Ambalaj ve yapı malzemeleri büyümeli.</p>

<p>Enerji ve lojistik altyapısı üretimin önünü açmalı.</p>

<p>Ama bütün bunların üzerinde tek bir hedef olmalı:</p>

<p>Mısır’da üretmek ve dünyaya satmak.</p>

<p>Çünkü artık mesele sadece Mısır’ın 120 milyonluk pazarına üretim yapmak değil.</p>

<p>120 milyonluk pazarın ötesine bakabilmek.</p>

<p>Afrika’ya…</p>

<p>Arap dünyasına…</p>

<p>Avrupa’ya…</p>

<p>Ve giderek küresel pazarlara…</p>

<p>Mısır’ın önündeki gerçek fırsat burada.</p>

<p>Fakat her fırsatın yanında bir soru işareti de vardır.</p>

<p>Bu büyük potansiyelin önündeki en önemli engeller nelerdir?</p>

<p>Yatırımcı hangi riskleri dikkate almalı?</p>

<p>Mısır’ın çözmesi gereken temel ekonomik sorunlar hangileri?</p>

<p>Ve en önemlisi…</p>

<p>Mısır 2030’a giderken bu büyük fırsatı gerçekten değerlendirebilecek mi?</p>

<p>İşte “Mısır Nereye Gidiyor?” yazı dizisinin bir sonraki bölümünde biraz da bunları konuşacağız.</p>

<p>Çünkü artık yalnızca Mısır’ın fırsatlarını değil, Mısır’ın önündeki sınavları da konuşmanın zamanı geldi.</p>

<p>Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.</p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Akyüz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/hasan-akyuz/misir-nereye-gidiyor-8/164/</link>
<pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:15:36 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gazze'den Suriye'ye: Savaşın Gölgesinde Bir Bölgeyi Daha Ateşe Sürüklemek</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu yeniden aynı soruyla karşı karşıya: <strong>Daha ne kadar kan dökülecek?</strong></p>

<p>Gazze'de yaşananların ardından bölgeye yayılan savaş atmosferi, Suriye'ye yönelik İsrail saldırıları ve Türkiye'ye dönük giderek sertleşen söylemler, artık yalnızca İsrail-Filistin meselesinin sınırları içinde değerlendirilemez. Ortada, yanlış hesapların bütün bölgeyi içine çekebileceği son derece tehlikeli bir denklem vardır.</p>

<blockquote>
<p><strong>İsrailli gazeteci Gideon Levy</strong>'nin yıllardır yaptığı sert eleştirilerin merkezinde de bu gerçek bulunuyor. Levy, yaşananları basitçe bir “<strong>İsrail-Filistin çatışması</strong>” olarak nitelendirmenin işgal gerçeğini perdelediğini savunuyor. Ona göre mesele, iki eşit tarafın karşılıklı çatışmasından ibaret değil; <strong>Filistinlilerin eşit haklara sahip insanlar olarak görülmesini engelleyen bir siyasal anlayış ve işgal düzeni söz konusu.</strong></p>
</blockquote>

<p><strong>Tunuslu Yahudi tarihçi Sophie Bessis</strong>'in sözleri de Avrupa'nın tarihsel sorumluluğuna dikkat çekiyor. <em><strong>Bessis, İsrail'in kuruluşunda Avrupa'nın rolü bulunduğunu ve bugün Gazze'de yaşananlar karşısında Avrupa'nın ciddi bir ahlaki ve siyasi sorumluluk taşıdığını savunuyor.</strong></em></p>

<p>Bu görüşlerin tamamına katılmak zorunda değiliz. Ancak dünyanın gözleri önünde yaşanan büyük insani yıkımı görmezden gelmek de mümkün değil.</p>

<h2>Netanyahu'nun tehlikeli hesabı</h2>

<p>Şimdi ise tartışmanın başka bir boyutu var: <strong>Suriye ve Türkiye.</strong></p>

<p>İsrail'in Suriye'nin kuzeyine yönelik saldırıları ve Türkiye'ye ilişkin açıklamalar, İsrail basınında da ciddi biçimde sorgulanıyor. <strong>Haaretz'in yayımladığı başyazıda Netanyahu hükümetinin Türkiye ile doğrudan karşı karşıya gelme ihtimali konusunda uyarılması, meselenin ne kadar ciddi bir noktaya geldiğini gösteriyor.</strong></p>

<p>Üstelik bu eleştiri İsrail'in dışından değil, İsrail'in kendi basınından geliyor.</p>

<p>Haaretz'in değerlendirmesinde Netanyahu hükümetinin Suriye'deki hamlelerinin Türkiye'nin bölgedeki varlığını gerekçe göstererek savunulduğu, ancak Ankara ve Washington'ın bu yaklaşımı reddettiği belirtiliyor.</p>

<p>Yazıda, <em><strong>ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack</strong></em>'ın da İsrail ile Türkiye arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dikkat çektiği hatırlatılıyor.</p>

<p>İşte burada durup düşünmek gerekiyor.</p>

<p><strong>Türkiye ile savaşın bedelini kim hesaplıyor?</strong></p>

<p>Türkiye bir NATO ülkesidir. ABD'nin müttefikidir. Bölgenin en güçlü ordularından birine sahiptir. Dolayısıyla Türkiye ile İsrail arasında çıkabilecek doğrudan bir çatışma, iki ülke arasındaki sıradan bir kriz olarak kalmayacaktır.</p>

<p>Böyle bir savaşın ilk kaybedeni, her zamanki gibi, bölge halkları olacaktır.</p>

<h2>Bombalar güvenlik getirmiyor</h2>

<p><strong>Haaretz</strong>'in eleştirisinin en çarpıcı noktalarından biri de burada ortaya çıkıyor:<strong> Güvenlik yalnızca bombalayarak inşa edilemez.</strong></p>

<p>Bir ülke kendisini sürekli tehdit altında hissedebilir. Güvenlik kaygıları gerçek de olabilir. Ancak güvenlik gerekçesiyle atılan her füze, yeni bir düşmanlık üretirse sonuç güvenlik değil, <strong>sonsuz bir savaş döngüsü</strong> olur.</p>

<p>Diplomasinin yerini bombalar aldığında, siyaset yerini askeri reflekslere bıraktığında ve her kriz yeni bir askeri operasyonla çözülmeye çalışıldığında ortaya çıkan şey güvenli bir ülke değil, sürekli savaş halinde bir bölgedir.</p>

<p>Netanyahu yönetimine yöneltilen eleştirilerin özü de budur.</p>

<blockquote>
<p><strong>Savaş, siyasetin başarısızlığının yerine konulamaz.</strong></p>

<p>Gazze'de yaşanan büyük yıkım ortadayken, Lübnan'daki gerilim devam ederken ve Suriye yeni bir istikrarsızlık döneminden geçerken bölgeyi bir cepheden diğerine sürüklemek, yangını söndürmek değil, yangına benzin dökmektir.</p>
</blockquote>

<h2>Asıl soru Türkiye değil, savaşın kendisi</h2>

<p>Türkiye-İsrail gerilimi üzerinden yürütülen tartışmada en önemli nokta gözden kaçırılmamalı.</p>

<p>Mesele yalnızca “Türkiye İsrail'e karşı ne yapacak?” sorusu değildir.</p>

<p>Asıl soru şudur:</p>

<p><strong>Ortadoğu'yu sürekli savaş alanına çeviren bu anlayış daha ne kadar sürdürülebilir?</strong></p>

<p>Bir devlet kendisini koruma hakkına sahiptir. Ancak bu hak, sınırsız güç kullanma hakkı anlamına gelmez. <strong>Filistinlilerin güvenliği de İsraillilerin güvenliği kadar değerlidir.</strong> Suriyelilerin yaşam hakkı da Türklerin, Lübnanlıların veya İsraillilerin yaşam hakkı kadar kutsaldır.</p>

<p>İnsan hayatını milliyetlere göre sıralayan hiçbir güvenlik anlayışı gerçek anlamda güvenlik üretemez.</p>

<h2>Tarih, yanlış hesapları affetmez</h2>

<p>Ortadoğu'da savaş başlatmak kolaydır.</p>

<p>Bir düğmeye basılır, bir füze fırlatılır, bir uçak havalanır.</p>

<p>Ama savaşın nerede biteceğini kimse garanti edemez.</p>

<blockquote>
<p>Bugün Suriye'de atılan bir bomba, yarın Türkiye-İsrail gerilimini tırmandırabilir. Bugün yapılan sert bir açıklama, yarın diplomatik kanalları tamamen kapatabilir. Bugün seçim hesabıyla atılan bir adım, yarın binlerce insanın hayatına mal olabilir.</p>

<p>İşte bu nedenle Netanyahu hükümetine yönelik İsrail içinden gelen eleştiriler dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Çünkü mesele artık yalnızca Netanyahu'nun siyasi geleceği değildir.</p>
</blockquote>

<p><strong>Mesele, bütün bir bölgenin geleceğidir.</strong></p>

<p>Gazze'de yaşanan insani trajedi sona ermeden, Filistinlilerin temel hakları tanınmadan ve bölgede kalıcı bir siyasi çözüm aranmadan yeni cepheler açmak, Ortadoğu'yu daha büyük felaketlere sürüklemekten başka bir sonuç doğurmaz.</p>

<blockquote>
<p>Ve tarihin acı bir gerçeği vardır:</p>

<p><strong>Savaşı başlatanlar, çoğu zaman savaşın nerede duracağını belirleyemez.</strong></p>
</blockquote>

<p>Bugün yapılması gereken yeni bir savaş aramak değil, mevcut savaşları bitirecek yolu aramaktır.</p>

<p>Çünkü Ortadoğu'nun daha fazla bombaya değil, <strong>adalete, diplomasiye ve insan hayatını merkeze alan bir siyasete</strong> ihtiyacı var.</p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/gazze-den-suriye-ye-savasin-golgesinde-bir-bolgeyi-daha-atese-suruklemek/163/</link>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 10:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Boy Otu Tohumunun Faydaları</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kan şekerini düşürmesi, östrojen hormonlarını salgılaması, öksürük giderici özelliğinden dolayı alternatif tıpta etkin şekilde yararlanılıyor. boy otu diye anılan çayı, çorbası, merhemi, baharatı ve hatta yüz maskesi ile pek çok rahatsızlığa iyi geliyor.</p>

<blockquote>
<p>Akdeniz ve Güney Avrupa'da yetişen boy otu tohumu baklagiller familyasının mensubu, otsu bir bitkidir. Genellikle bol miktarda güneş alan alkali yapıdaki topraklarda yetişir, kimi ülkelerde tüketimi baharat şeklindedir.</p>
</blockquote>

<p>Türkiye'de ise özellikle pastırma yapımında kullanılır. Haşlanmış formda sebze olarak tüketimi ya da çiğ olarak salataya ilave edilmesi de mümkündür. Süt salgısının artmasını sağlar. Doğum sonrası sütü azalan anneler sayesinde sütlerini arttırabilir.  </p>

<p>                                 <strong>  1 tatlı kaşığı boy otu 1 çay kaşığı zeytinyağı</strong><br />
Malzemeleri bir kap içinde karıştırarak 1 hafta kadar bekletin. Süre bittikten sonra her gün yatmadan evvel göğüslerinize bu karışım ile masaj yapın. Göğüslerinizi bir bez ile kapatarak sabaha dek bekleyin. Sabah durulayarak 15 gün boyunca devam edin. Bu şekilde boy otu göğüsleri büyütmeye faydası vardır.</p>

<p><br />
Kullanımı 2 çay kaşığı boy otu bir demliğe konularak üzerine 500 ml su eklenir. Günde bir bardak içilir. Bardağın içine limon suyu eklenerek içilebilir<br />
İbn-i Sina'nın El-Kanun fi't-Tıb kitabında İbn-i Sina'nın, ilaçların tesirlerini ve güçlerininin tecrübesidir..</p>
]]></content:encoded>
<author>Faik Topal</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/faik-topal/boy-otu-tohumu-faydalari/162/</link>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 10:16:27 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mısır Nereye Gidiyor? (7)</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Afrika’nın Yeni Ticaret Haritası: COMESA, TFTA, AfCFTA ve GAFTA</strong></p>

<p>Bir önceki yazımda Mısır’ın yaklaşık 120 milyonluk kendi iç pazarının ötesindeki fırsatlarından söz etmiştim.</p>

<p>Bugün konuyu biraz daha derinleştirmek istiyorum.</p>

<p><strong>Çünkü Mısır’ın ekonomik gücünü anlamak için yalnızca fabrikalara, limanlara ve altyapıya bakmak yeterli değil.</strong></p>

<p>Ticaret haritasına da bakmak gerekiyor.</p>

<p>Mısır’ın stratejik avantajlarından biri, farklı bölgesel ve uluslararası ticaret anlaşmaları sayesinde çok geniş pazarlara erişim imkânına sahip olmasıdır.</p>

<p>Mısır’ın resmi yatırım kurumu GAFI, farklı ticaret anlaşmalarının ülkeye yaklaşık 1,5 milyar tüketiciye erişim potansiyeli sağladığını belirtiyor. (GAFI)</p>

<p>Peki bu büyük pazarın arkasında hangi anlaşmalar var?</p>

<p>Bunların başında COMESA, TFTA, AfCFTA ve GAFTA geliyor.</p>

<p>İsimleri birbirine benzese de her birinin kapsamı ve amacı farklı.</p>

<p>COMESA: Mısır’ın Afrika’daki İlk Büyük Kapılarından Biri</p>

<p>COMESA, Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı.</p>

<p>Mısır bu yapıya 1998 yılında katıldı.</p>

<blockquote>
<p>COMESA’nın temel amacı, üye ülkeler arasındaki ticareti geliştirmek, gümrük ve ticaret engellerini azaltmak ve zaman içinde daha bütünleşmiş bir bölgesel pazar oluşturmaktır. Mısır açısından COMESA’nın önemli avantajlarından biri, anlaşmanın kurallarını ve menşe şartlarını karşılayan ürünlerin üye ülkeler arasında gümrük avantajlarından yararlanabilmesidir. (GAFI)</p>
</blockquote>

<p>Burada önemli olan şu:</p>

<p>Mısır’da üretim yapan bir şirket için COMESA sadece bir ticaret anlaşması değildir.</p>

<p>Afrika’nın doğusuna ve güneyine açılan bir üretim kapısıdır.</p>

<p>Bu nedenle Mısır’da yatırım yapan bir sanayicinin sadece Mısır pazarını değil, COMESA coğrafyasını da yatırım planının bir parçası olarak değerlendirmesi gerekir.</p>

<p><strong>TFTA: Daha Büyük Bir Afrika Ticaret Alanı</strong></p>

<p>İkinci önemli başlık ise TFTA.</p>

<p>TFTA, COMESA, Doğu Afrika Topluluğu (EAC) ve Güney Afrika Kalkınma Topluluğu’nun (SADC) oluşturduğu Üçlü Serbest Ticaret Alanıdır.</p>

<p>Anlaşma 25 Temmuz 2024 tarihinde yürürlüğe girdi. Mısır da anlaşmayı onaylayan ülkeler arasında yer aldı. Üç bölgesel ekonomik topluluğun toplamı 29 ülkeyi, Afrika Birliği üyelerinin yarısından fazlasını ve yaklaşık 800 milyonluk bir nüfusu kapsıyor. (comesa.int)</p>

<p>Bu nedenle TFTA’yı sadece yeni bir ticaret anlaşması olarak görmek doğru olmaz.</p>

<p>TFTA’nın üç temel ayağı bulunuyor:</p>

<p>Ticaret ve pazar entegrasyonu…</p>

<p>Altyapı ve bağlantıların geliştirilmesi…</p>

<p>Sanayileşme ve üretim kapasitesinin artırılması. (comesa.int)</p>

<p>Bence üçüncü başlık özellikle önemli.</p>

<p>Çünkü mesele sadece malların sınırdan daha kolay geçmesi değil.</p>

<p>Üretim zincirlerinin birbirine bağlanması.</p>

<p>Mısır’da üretilen bir ürünün Doğu Afrika’ya, Güney Afrika’ya veya bu bölgelerdeki başka pazarlara daha kolay ulaşabilmesi, Mısır’ın bölgesel üretim merkezi olma hedefini güçlendirebilir.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrıntıyı da belirtmek gerekir: TFTA’nın yürürlüğe girmesi ile anlaşma kapsamında ticaretin bütün unsurlarının fiilen uygulanması aynı şey değildir. COMESA, TFTA kapsamında ticaretin başlamasının 2026’da gerçekleşmesinin beklendiğini ve uygulama mekanizmalarının geliştirildiğini belirtiyor. (comesa.int)</p>

<p>Yani önümüzde henüz tamamlanması gereken önemli bir süreç var.</p>

<p>Ve bu süreç Mısır açısından yakından takip edilmeli.</p>

<p>AfCFTA: Afrika’nın Ortak Pazarı</p>

<p>TFTA’nın üzerinde daha geniş bir yapı daha var:</p>

<p>AfCFTA – Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Alanı.</p>

<p>Bu, Afrika’nın kıta çapında ortak bir ticaret alanı oluşturma hedefinin en önemli araçlarından biri.</p>

<p>Mısır, AfCFTA anlaşmasını 2019 yılında onaylayan ülkeler arasında yer aldı. Anlaşma 30 Mayıs 2019’da yürürlüğe girdi. (African Union)</p>

<p>AfCFTA’nın amacı yalnızca gümrük vergilerini azaltmak değil.</p>

<p>Mal ve hizmet ticaretini geliştirmek, yatırımları desteklemek, kıta içi ticareti artırmak ve Afrika ülkelerinin birbirleriyle daha güçlü üretim ve tedarik zincirleri kurmasını sağlamak.</p>

<p><strong>Mısır açısından bunun anlamı çok büyük.</strong></p>

<p>Çünkü Mısır’ın önünde sadece birkaç Afrika ülkesi değil, zaman içinde bütün kıtayı kapsayan çok daha geniş bir ekonomik alan bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle Mısır’ın son dönemde AfCFTA’nın sunduğu imkânlardan daha fazla yararlanmak ve Afrika’ya yönelik ihracatını artırmak için girişimlerini güçlendirmesi oldukça önemli.</p>

<p>GAFTA: Arap Dünyasına Açılan Kapı</p>

<p>Afrika tarafının yanında Mısır’ın bir başka büyük avantajı da Arap dünyası.</p>

<p>Burada karşımıza GAFTA – Büyük Arap Serbest Ticaret Bölgesi çıkıyor.</p>

<p>GAFTA’nın temel amacı Arap ülkeleri arasındaki ticareti kolaylaştırmak ve ticaret engellerini azaltmak.</p>

<p>Mısır açısından GAFTA’nın önemi, ülkenin Arap dünyasıyla olan güçlü tarihsel ve ekonomik ilişkileriyle birleşiyor. (GAFI)</p>

<p>Bu da Mısır’da üretim yapan şirketler için farklı bir fırsat yaratıyor:</p>

<p>Mısır’da üret, Arap pazarına ulaş.</p>

<p>Özellikle gıda, tarım, yapı malzemeleri, ambalaj, makine, tekstil ve tüketim ürünleri gibi alanlarda bu bağlantının daha fazla değerlendirilmesi mümkün.</p>

<p>Dört Anlaşma, Tek Stratejik Avantaj</p>

<p>Şimdi bu dört yapıyı yan yana koyalım:</p>

<blockquote>
<p>COMESA → Doğu ve Güney Afrika</p>

<p>TFTA → COMESA + EAC + SADC arasında daha geniş ticaret entegrasyonu</p>

<p>AfCFTA → Afrika kıtasının tamamını hedefleyen ortak ticaret alanı</p>

<p>GAFTA → Arap dünyası</p>
</blockquote>

<p>Bunların üzerine Avrupa ile mevcut ticaret bağlantılarını ve Mısır’ın Türkiye dahil farklı ülkelerle yaptığı anlaşmaları da eklediğimizde, Mısır’da üretim yapan bir yatırımcının önünde gerçekten çok geniş bir pazar alanı oluşuyor.</p>

<p>İşte bu nedenle Mısır’ın yatırım hikâyesini yalnızca “120 milyonluk bir pazar” olarak anlatmak bana göre artık yeterli değil.</p>

<p>Mısır’da yatırım yapmanın asıl anlamı, doğru üretim modeli kurulduğunda çok daha geniş bölgesel pazarlara ulaşabilme ihtimalidir.</p>

<p><strong>Peki Türk Yatırımcı İçin Ne Anlama Geliyor?</strong></p>

<p>Burada Türkiye açısından çok önemli bir fırsat görüyorum.</p>

<p>Türkiye’nin üretim tecrübesi, mühendislik altyapısı, makine sanayisi ve ihracat kültürü ile Mısır’ın coğrafi konumu ve ticaret bağlantıları bir araya getirilebilir.</p>

<p>Ortaya çıkabilecek model oldukça açık:</p>

<p>Türkiye’den teknoloji ve üretim tecrübesi…</p>

<p>Mısır’da üretim…</p>

<p>Afrika ve Arap dünyasında pazar…</p>

<p>Avrupa’da ihracat fırsatı…</p>

<p>Bu model yalnızca iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmaz.</p>

<p>Yeni yatırımlar yaratabilir.</p>

<p>Yeni istihdam alanları oluşturabilir.</p>

<p>Tedarik zincirlerini geliştirebilir.</p>

<p>Ve Türkiye ile Mısır arasında gerçek anlamda bölgesel bir üretim ortaklığı oluşturabilir.</p>

<p>Asıl Mesele Anlaşmayı İmzalamak Değil</p>

<p>Ancak burada önemli bir noktanın altını çizmek gerekiyor.</p>

<p>Bir ticaret anlaşmasının varlığı tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Asıl mesele, anlaşmanın sahada ne kadar kullanılabildiğidir.</p>

<p>Gümrük işlemleri hızlanacak mı?</p>

<p>Menşe kuralları yatırımcı tarafından kolayca uygulanabilecek mi?</p>

<p>Lojistik maliyetleri rekabetçi olacak mı?</p>

<p>Sınır geçişleri kolaylaşacak mı?</p>

<p>Finansman ve ödeme sistemleri geliştirilecek mi?</p>

<p>Ve en önemlisi, özel sektör bu anlaşmaların sunduğu fırsatlar konusunda yeterince bilgilendirilecek mi?</p>

<p>Bence Mısır hükümetinin önümüzdeki dönemde üzerinde durması gereken en önemli konulardan biri de budur.</p>

<p>Çünkü ticaret anlaşması bir kapıdır; o kapıdan geçecek olan ise üretici ve yatırımcıdır.</p>

<p>Mısır’ın görevi yalnızca bu kapıları açmak değil, yatırımcının o kapılardan geçmesini kolaylaştırmaktır.</p>

<p>Harita Bize Ne Söylüyor?</p>

<p>Bugün bütün bu anlaşmalara birlikte baktığımda, Mısır’ın önünde oldukça farklı bir ekonomik model görüyorum.</p>

<p>Mısır yalnızca kendi iç pazarına üretim yapan bir ülke olabilir.</p>

<p>Ya da…</p>

<p>Afrika’ya, Arap dünyasına ve Avrupa’ya üretim yapan bölgesel bir merkez olabilir.</p>

<p>Bence Mısır’ın önündeki asıl tercih budur.</p>

<p>Ve son yıllarda atılan adımlar, ikinci seçeneğe doğru bir yöneliş olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Mısır’ın önündeki fırsat büyük.</p>

<p>Ama fırsat kadar sorumluluk da büyük.</p>

<p>Üretim kalitesini artırmak…</p>

<p>Maliyetleri düşürmek…</p>

<p>Lojistiği güçlendirmek…</p>

<p>Nitelikli insan kaynağı yetiştirmek…</p>

<p>Ve yatırımcıya öngörülebilir bir ortam sunmak…</p>

<p>Bütün bunlar başarılırsa, ticaret anlaşmaları kâğıt üzerinde kalan belgeler olmaktan çıkar ve gerçek ekonomik değere dönüşür.</p>

<p>Belki de Mısır’ın geleceğini anlamanın en doğru yolu artık sadece Kahire’ye bakmak değil.</p>

<p>Kahire’den çıkan yolların nereye gittiğine bakmak.</p>

<p>Çünkü Mısır’da üretilen bir ürünün geleceği artık sadece Mısır’da değil.</p>

<p>Afrika’da, Arap dünyasında ve Avrupa’da olabilir.</p>

<p>Bir sonraki bölümde ise bu büyük haritanın en önemli sorusuna odaklanacağım:</p>

<p>Mısır’da kim, hangi sektörde, nasıl üretim yapmalı?</p>

<p>Çünkü anlaşmaları bilmek önemli.</p>

<p>Ama asıl önemli olan, o anlaşmaların sunduğu fırsatı doğru yatırımla nasıl gerçeğe dönüştüreceğimiz.</p>

<p>Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Akyüz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/hasan-akyuz/misir-nereye-gidiyor-7/161/</link>
<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 11:09:46 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hüzün Yılının Çorak Toprağında Yusufi Bir Direniş: Sabır, Zindan ve İzzet</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">Tarih, zulmün ve cehaletin en koyu karanlıkta olduğu demleri kaydederken, insanlık vicdanının en ağır sınavları <strong>Hüzün Yılı</strong>’nın ayazında verilmiştir. <strong>Cihan Peygamberi Hz. Muhammed (A.S.),</strong> davasının en çetin eşiğinde, omuzlarına yüklenen muazzam yükün yanı sıra en güvendiği dayanaklarını, kan bağıyla bağlı olduğu can dostlarını ard arda toprağa vermiştir.</p>

<p data-path-to-node="0">Kureyş’in küfür yobazlarının körüklediği tecrit duvarları, iman edenleri boğmaya, yalnızlığa mahkum etmeye yöneliktir. Fakat ilahi irade, bu dipsiz gibi görünen matem iklimini başıboş bırakmamış; kalpleri teskin etmek, yaralara merhem sürmek için Kur’an’ın en ibretvizyon kelamını, <strong>Yusuf Suresi</strong>’ni göndermiştir.</p>

<p data-path-to-node="2"><strong>Yusuf Peygamber’in hayatı, sıradan bir kıssadan ibaret değil; </strong>zulmün merkezinde dimdik duran bir imanın, sistematik tuzaklara karşı kuşanılan ahlaki kalkanın sert manifestosudur. Kardeşlerin kıskançlığıyla açılan kuyu, vicdansız tüccarların pazarlarında bir köle olarak harcanış, sarayın ihtişamlı duvarları ardında ihanetle örülen o alçakça tuzaklar ve nihayetinde gerçeği haykırdığı için bizzat adaletsizlikle mühürlenen zindan...</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="2"><em><strong>Her bir aşama, Hak yolunda yürüyenlerin sırtına vurulmuş çelikten prangalar gibidir.</strong></em></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="3">Ancak <strong><em>mesele zindana düşmekte değil, o zindanı bir irfan medresesine </em></strong>çevirmektir.</p>

<p data-path-to-node="4">Yüce Yaratıcı, Peygamberine ve o günün yalnız mü’minlerine şu açık ve sarsıcı hakikati fısıldıyordu:</p>

<blockquote data-path-to-node="5">
<p data-path-to-node="5,0"><i data-index-in-node="0" data-path-to-node="5,0">"Ey Muhammed! Kavminin seni yalanlamasına ve sana eziyet etmesine üzülme. Yusuf'un kardeşlerinin kıskanması, ona tuzak kurması, kuyuya atılması, Mısır Azizi'nin karısının fitne ve aldatmalarla onun iffetine saldırması, zindana atılması gibi uğradığı çeşitli bela ve sıkıntıları düşün. O, inancı uğurunda eziyetlere katlanıp, sıkıntı ve musibetlere sabredince Allah onu zindandan saraya nasıl nakletti? Onu nasıl Mısır ülkesinin azizi kıldı, ülkenin hazinelerini nasıl ona verdi, bir düşün! İşte ben, dostlarıma ve verdiğim belalara sabredenlere böyle yaparım."</i></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="6">Bu hitap, ne uyuşuk bir teselli ne de ucuz bir avutma metodudur. Bu; zalimlerin saltanatına karşı direnen onurlu ruhlara çekilmiş bir çelik zırh, batılın kalesine karşı kuşanılmış ilahi bir stratejidir.</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="6"><strong>Darlığın ardından gelen genişlik,</strong> zorluğun ardından sökün eden o mutlak kolaylık, sabrın ve imanın bizzat ta kendisidir. Yusuf’un kuyudan tahtına yürüdüğü o çileli rota, hakikatin zerre ödün vermeyen karakterinin zaferidir.</p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="7"><strong>Asırlar sonrasından bugüne dek uzanan bu ilahi sesleniş, zulmün ve hoyratlığın karşısında eğilmeyenlere hala rehberlik etmektedir.</strong> Çünkü nehirler yataklarını bulur, gecenin en koyu anı sabaha gebedir ve iradesini kiralık beyinlere teslim etmeyenler, eninde sonunda kendi saraylarını inşa ederler.</p>

<p data-path-to-node="8">Yusuf Suresi'nin 87. ayetindeki o sarsılmaz irade, her devrin mustarip vicdanlarına meydan okumaya devam ediyor:</p>

<p data-path-to-node="9"><i data-index-in-node="0" data-path-to-node="9">"Allah’ın rahmetinden ve rahata kavuşturmasından ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah’ın rahmetinden, O’nun kudretini inkâr edenlerden başkası ümit kesmez."</i></p>
]]></content:encoded>
<author>Aylin Türk</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/aylin-turk/huzun-yilinin-corak-topraginda-yusufi-bir-direnis-sabir-zindan-ve-izzet/160/</link>
<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:34:58 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mısır Nereye Gidiyor? (6)</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>120 Milyonluk Pazarın Ötesinde: Mısır’ın Yeni Ufku</p>

<p>“Mısır Nereye Gidiyor?” yazı dizisinin ilk beş bölümünde Mısır’ın ekonomik dönüşümünü, sanayileşme hedeflerini, 2030 vizyonunu, Türkiye ile ekonomik ilişkilerin geleceğini ve son dönemde açıklanan sanayi reformlarını değerlendirmeye çalıştım.</p>

<p>Bu kez biraz daha uzağa bakmak istiyorum.</p>

<p>Çünkü Mısır’ın geleceğini yalnızca kendi sınırları içinde değerlendirmek artık yeterli değil.</p>

<p>Mısır’ın asıl stratejik gücü, Afrika, Arap dünyası ve Avrupa’nın kesişme noktasında bulunmasından geliyor.</p>

<p>Süveyş Kanalı, gelişen limanlar, enerji altyapısı, sanayi bölgeleri ve ulaşım yatırımları bu konumu daha da önemli hâle getiriyor.</p>

<p>Ancak coğrafi konum tek başına ekonomik güç anlamına gelmez.</p>

<p>Asıl mesele, bu avantajları üretime, ticarete ve ihracata dönüştürebilmektir.</p>

<p>Bugün Mısır için sorulması gereken soru artık yalnızca:</p>

<p>“Ne kadar üretebiliriz?”</p>

<p>değil.</p>

<p>Asıl soru:</p>

<p>“Ürettiğimiz ürünleri kaç farklı pazara ulaştırabiliriz?”</p>

<p>120 Milyonluk Pazarın Ötesinde</p>

<p>Mısır’ın yaklaşık 120 milyonluk büyük bir iç pazarı var.</p>

<p>Bu elbette önemli bir avantaj.</p>

<p>Ancak bir ülkenin sanayi gücünü yalnızca kendi tüketicisinin büyüklüğü belirlemez. Güçlü üretim ülkeleri, kendi iç pazarlarının ötesine geçebilen ülkelerdir.</p>

<p>Mısır’da kurulacak bir fabrikanın hedefi yalnızca Mısır’daki tüketici olmamalı.</p>

<p>O fabrika;</p>

<p>Afrika’ya,</p>

<p>Arap dünyasına</p>

<p>ve</p>

<p>Avrupa’ya</p>

<p>ulaşabilecek şekilde planlanmalı.</p>

<p>İşte o zaman Mısır’ın gerçek potansiyeli ortaya çıkabilir.</p>

<p>Bugün Mısır’ın önünde yalnızca 120 milyonluk bir iç pazar değil, sahip olduğu ticaret anlaşmaları ve stratejik konumu sayesinde çok daha geniş bir ekonomik alan bulunuyor.</p>

<p>Mısır’ın resmi yatırım kurumu GAFI, ülkenin farklı ticaret anlaşmaları sayesinde yaklaşık 1,5 milyar tüketiciye erişim potansiyeline sahip olduğunu belirtiyor. (GAFI)</p>

<p>Bu rakam bize aslında önemli bir şey söylüyor:</p>

<p>Mısır’ın ekonomik hikâyesi yalnızca Mısır’ın hikâyesi değil.</p>

<p>Afrika’ya Açılan Kapı</p>

<p>Afrika’nın ekonomik yapısı hızla değişiyor.</p>

<p>Nüfus artıyor, şehirleşme hızlanıyor, tüketim alışkanlıkları değişiyor ve yeni üretim merkezleri ortaya çıkıyor.</p>

<p>Gıda, makine, ambalaj, yapı malzemeleri, ilaç, tekstil ve elektrikli ekipmanlar gibi birçok alanda önümüzdeki yıllarda önemli fırsatlar oluşabilir.</p>

<p>Mısır burada önemli bir avantaja sahip.</p>

<p>Çünkü Mısır yalnızca Afrika’ya yakın değil; Afrika’nın kuzeyinde, Avrupa’ya ve Arap dünyasına açılan stratejik bir noktada bulunuyor.</p>

<p>Bu nedenle Mısır’ın hedefi sadece Afrika’ya daha fazla ürün satmak olmamalı.</p>

<p>Afrika için üretmek olmalı.</p>

<p>Mısır’ın son dönemde AfCFTA’dan daha fazla yararlanmak ve Afrika pazarlarındaki varlığını güçlendirmek için girişimlerini artırması da bu açıdan dikkat çekiyor. (GAFI)</p>

<p>Arap Dünyası da Denklemin İçinde</p>

<p>Mısır’ın diğer önemli avantajı ise Arap dünyasıdır.</p>

<p>Tarihsel, kültürel ve ekonomik bağların yanı sıra mevcut ticaret mekanizmaları, Mısır’ın Arap pazarlarına erişimini güçlendiriyor.</p>

<p>Körfez sermayesi ile Mısır’ın üretim kapasitesinin bir araya gelmesi de önümüzdeki dönemde önemli yatırım modelleri ortaya çıkarabilir.</p>

<p>Gıda, tarım, enerji, lojistik, yapı malzemeleri, makine ve tüketim ürünleri bu iş birliklerinin öne çıkabileceği alanlardan sadece bazıları.</p>

<p>Dolayısıyla Mısır’ın geleceğini yalnızca “Afrika’ya açılmak” şeklinde tanımlamak da eksik olur.</p>

<p>Bence doğru tanım şu:</p>

<p>Mısır, Afrika ile Arap dünyası arasında önemli bir üretim ve ticaret köprüsü olma fırsatına sahip.</p>

<p>Türkiye İçin de Yeni Bir Denklem</p>

<p>Bu gelişmeler Türkiye açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Bugüne kadar Türkiye ile Mısır arasındaki ekonomik ilişkiyi büyük ölçüde iki ülke arasındaki ticaret üzerinden değerlendirdik.</p>

<p>Oysa önümüzde daha farklı bir model olabilir:</p>

<p>Türkiye’de teknoloji ve üretim tecrübesi…</p>

<p>Mısır’da üretim…</p>

<p>Afrika, Arap dünyası ve Avrupa’da pazar…</p>

<p>Bu model hayata geçirilebilirse, Türkiye ile Mısır arasındaki ekonomik ilişki yalnızca ihracat ve ithalat ilişkisi olmaktan çıkarak bölgesel bir üretim ortaklığına dönüşebilir.</p>

<p>Bence asıl fırsat burada.</p>

<p>Asıl Hikâye Şimdi Başlıyor</p>

<p>Mısır’ın önündeki bu büyük pazar alanını anlamak için bazı ticaret anlaşmalarına daha yakından bakmak gerekiyor.</p>

<p>COMESA nedir?</p>

<p>Mısır’ın COMESA içindeki konumu nedir?</p>

<p>2024’te yürürlüğe giren COMESA–EAC–SADC Üçlü Serbest Ticaret Alanı, yani TFTA, Mısır için ne ifade ediyor?</p>

<p>AfCFTA, Mısır’ın Afrika’daki ihracatını nasıl değiştirebilir?</p>

<p>Ve Arap dünyasında:</p>

<p>GAFTA, yani Büyük Arap Serbest Ticaret Bölgesi, Mısır’a ne kazandırıyor?</p>

<p>Daha da önemlisi:</p>

<p>Mısır’da üretim yapan bir yatırımcı, bütün bu ticaret ağlarından nasıl yararlanabilir?</p>

<p>Bence bu soruların cevapları, Mısır’ın geleceğini anlamak açısından son derece önemli.</p>

<p>Bu nedenle bir sonraki yazımda konuyu biraz daha derinleştireceğim.</p>

<p>Bir Sonraki Bölümde</p>

<p>COMESA, TFTA, AfCFTA ve GAFTA…</p>

<p>Bu anlaşmalar nedir?</p>

<p>Hangi pazarları birbirine bağlıyor?</p>

<p>Mısır’a ne kazandırıyor?</p>

<p>Ve en önemlisi:</p>

<p>Mısır’da üretim yapan bir yatırımcı için bunların gerçek karşılığı nedir?</p>

<p>Bunları tek tek ele alacağım.</p>

<p>Çünkü Mısır’ın önündeki fırsatı anlamak için yalnızca fabrikalara bakmak yetmez.</p>

<p>Haritaya da bakmak gerekir.</p>

<p>Bugün Mısır’a baktığımda yalnızca büyük bir ülke görmüyorum.</p>

<p>Afrika’nın kuzey kapısını…</p>

<p>Arap dünyasının önemli üretim merkezlerinden birini…</p>

<p>Avrupa’ya açılan stratejik bir ticaret noktasını…</p>

<p>Ve bunların hepsini birbirine bağlayabilecek büyük bir ekonomik potansiyeli görüyorum.</p>

<p>Mısır’ın geleceği yalnızca kendi sınırları içinde şekillenmeyecek.</p>

<p>Mısır’ın geleceği, çevresindeki pazarlarla kuracağı ekonomik bağlarda şekillenecek.</p>

<p>Ve bana göre asıl büyük hikâye şimdi başlıyor.</p>

<p>Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.</p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Akyüz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/hasan-akyuz/misir-nereye-gidiyor-6/159/</link>
<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 15:53:03 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Myanmar'da Gölge Oyunları: Çin ve Hindistan'ın Emperyalist Çıkarları Cuntayı Besliyor</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Myanmar</strong>, Şubat 2021’den bu yana tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. <strong>Nobel ödüllü lider Aung San Suu Kyi’nin demokratik yollarla seçilmiş hükümetini deviren askeri cunta, ülkeyi bir kan gölüne çevirmiş durumda.  </strong>Ancak bu vahşet, uluslararası arenada hak ettiği yaptırımlarla karşılaşmak bir yana, küresel güçlerin kirli oyunlarıyla adeta ödüllendiriliyor. Özellikle Çin ve Hindistan’ın yürüttüğü <strong>“kırmızı halı diplomasisi”</strong>, Myanmar halkının demokrasi çığlıklarını boğarak cuntayı nefes alamazken hayata döndürüyor.</p>

<p><strong>Çin’in "Akrabalık" Maskesi Altındaki Stratejik İhaneti</strong></p>

<p>Pekin’in Myanmar cunta lideri Min Aung Hlaing’e sunduğu görkemli karşılama töreni, sadece diplomatik bir nezaket değil, aynı zamanda demokrasiye karşı işlenmiş bir suç ortaklığıdır. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in <strong>“akraba” </strong>retoriği, Myanmar’daki askeri rejimin işlediği insan hakları ihlallerini meşrulaştıran bir kılıf görevi görüyor.</p>

<p>Çin için Myanmar, halkın özgürlüğü veya huzuru değil; Malakka Boğazı’na bağımlılığı azaltacak stratejik bir koridor ve Kyaukphyu Limanı gibi emperyalist birer yatırım sahasından ibarettir.</p>

<p>Pekin’in <strong>“istikrar” </strong>çağrıları, gerçek bir barış için değil, yalnızca kendi yatırımlarını korumak ve sınır hattındaki suçları baskılamak için kurulan <strong>“seçici”</strong> bir mantığa dayanıyor.</p>

<blockquote>
<p>Çin, kendi ekonomik çıkarları tehdit altına girdiğinde cuntayı dizginliyor, ancak bu durum asla bir barış çabası değil; tam aksine, rejimi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya dayalı bir “yatırım koruma” kurnazlığıdır.</p>
</blockquote>

<p><strong>Hindistan’ın "Sade" Ama Zehirli Meşruiyet Arayışı</strong></p>

<p>Diğer tarafta <strong>Hindistan</strong>, demokrasi söylemleri ile bölgedeki stratejik zorunlulukları arasında sıkışmış durumda. Yeni Delhi’nin Min Aung Hlaing’i ağırlayarak cuntaya sunduğu meşruiyet kapısı, <strong>Myanmar halkının direnişine vurulmuş bir darbedir.</strong></p>

<blockquote>
<p>Hindistan ve Çin arasındaki bu Myanmar rekabeti, aslında Myanmar halkının kaderi üzerinden oynanan bir satranç oyunudur.</p>
</blockquote>

<p>İki bölgesel güç de Myanmar’ın topraklarını kendi projeleri için bir basamak olarak kullanırken, cuntanın eli kanlı liderine ihtiyaç duyduğu uluslararası <strong>"tanınma"</strong>yı altın tepside sunuyor.</p>

<p><strong>Cunta Neden Cesaretlendi?</strong></p>

<p>Çin’in sunduğu tam teşekküllü törensel destek, cuntaya direniş güçlerine karşı yürüttüğü acımasız <strong>“askeri yaklaşımı” </strong>tırmandırması için gereken sahte özgüveni veriyor.</p>

<p>Cunta lideri, Pekin’den aldığı bu destekle artık sadece bir <strong>“darbeci” </strong>değil, Çin’in stratejik ortağı olduğu illüzyonuna sığınıyor.</p>

<p>ASEAN’ın dışlayıcı tavrına rağmen, bu büyük güçlerin verdiği destek sayesinde cunta, bölgesel blokların yaptırımlarını aşabileceğine ve <strong>"sahte bir istikrar"</strong> ile iktidarını konsolide edebileceğine inanıyor.</p>

<p><strong>Halkın Direnişi Güçlerin Çıkarlarıyla Eziliyor</strong></p>

<blockquote>
<p>Çin ve Hindistan’ın Myanmar’daki varlığı, barışa giden yolu açmak yerine, çatışmayı körükleyen ve cuntanın ömrünü uzatan bir oksijen tüpü işlevi görüyor. <strong>“Kendi evini düzelt” </strong>mesajları, rejimin kendi halkına karşı uyguladığı şiddeti gizleyen bir perde olmaktan öteye gidemiyor.</p>
</blockquote>

<p>Myanmar halkı, demokratik bir gelecek için canı pahasına mücadele ederken, Çin ve Hindistan’ın bu <strong>“stratejik zorunluluk”</strong> maskeli emperyalist rekabeti, bölgeyi daha fazla istikrarsızlığa sürüklüyor.</p>

<p><strong>Bu güçler, Myanmar’ın geleceğini demokrasiye değil</strong>, ticari koridorlarına ve limanlarına hapsetmeye devam ettikçe, bölgedeki iç savaşın kazananı sadece halkı ezen cunta, kaybedeni ise Myanmar halkı olmaya devam edecektir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/myanmar-da-golge-oyunlari-cin-ve-hindistan-in-emperyalist-cikarlari-cuntayi-besliyor/158/</link>
<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 01:53:54 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mısır Nereye Gidiyor? (5)</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sanayide Yeni Dönem: Reformlar ve Üretim Odaklı Dönüşüm</strong></p>

<p>Haftalar önce kaleme almaya başladığım “Mısır Nereye Gidiyor?” yazı dizisinde; Mısır’ın ekonomik dönüşümünü, sanayileşme sürecini, 2030 vizyonunu ve Türkiye ile Mısır arasındaki ekonomik iş birliğinin geleceğini değerlendirmeye çalıştım.</p>

<p>Ancak son günlerde Mısır Sanayi Bakanlığı tarafından açıklanan yeni reformlar, bu serinin beşinci bölümünü yeniden ele almamı gerekli kıldı.</p>

<p>Çünkü açıklanan düzenlemeler yalnızca mevzuatta yapılan teknik değişiklikler değil; Mısır’ın sanayi politikalarında yeni bir anlayışın benimsendiğini gösteren önemli adımlardır.</p>

<p>Son yıllarda Mısır; ulaşım altyapısına, enerji yatırımlarına, limanlara ve organize sanayi bölgelerine önemli kaynaklar ayırdı. Bugün açıklanan reformlar ise bu fiziksel yatırımların, yatırımcı odaklı yeni bir yönetim anlayışıyla desteklenmeye başladığını gösteriyor.</p>

<p><strong>Bana göre reformların ortak hedefi oldukça açık:</strong></p>

<p>Üretime daha hızlı başlamak, yatırım maliyetlerini azaltmak ve bürokratik süreçleri sadeleştirmek.</p>

<p>Bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri, sanayi arsalarına ilişkin yeni düzenlemelerdir.</p>

<p>Daha önce yatırımcılar, sanayi arsalarını devretmek, kiralamak veya ortaklık yapısını değiştirmek için belirli süreleri beklemek zorundaydı. Yeni düzenlemeyle birlikte, işletme ruhsatını alan, sanayi siciline kaydını yaptıran, yükümlülüklerini yerine getiren ve fiilen üretime başlayan yatırımcılar için daha esnek bir yapı oluşturuluyor.</p>

<p>Bu değişiklik bana göre önemli bir zihniyet dönüşümünü ifade ediyor.</p>

<p><strong>Artık süre değil, üretim esas alınıyor.</strong></p>

<p>Yatırımcıyı bekletmek yerine üretime yönlendiren bu yaklaşım, modern sanayi politikalarının temelini oluşturuyor.</p>

<p>Reform paketinin ikinci önemli ayağı ise dijitalleşme.</p>

<blockquote>
<p>Sanayi Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Birleşik Dijital Sanayi Platformu ile yatırımcılar; sanayi arsalarını inceleyebilecek, başvurularını elektronik ortamda gerçekleştirebilecek, süreçlerini dijital olarak takip edebilecek ve yatırım fırsatlarına tek merkezden ulaşabilecek.</p>
</blockquote>

<p>Platformun en dikkat çekici uygulamalarından biri ise yıllardır üretim yapmayan fabrikaların yeniden yatırımcılara açılmasıdır.</p>

<p>Atıl durumdaki fabrikaların konumu, faaliyet alanı, mevcut bina durumu, makine ve ekipman altyapısı ile ruhsat bilgileri dijital platform üzerinden yatırımcıların erişimine sunulacaktır.</p>

<p>Böylece yatırımcılar sıfırdan tesis kurmak yerine, üretime daha kısa sürede başlayabilecek hazır tesisleri değerlendirme imkânı bulacaktır.</p>

<p>Bu yaklaşım yalnızca yatırım maliyetlerini azaltmayacak, aynı zamanda yıllardır ekonomiye katkı sağlamayan sanayi varlıklarının yeniden üretime kazandırılmasına da katkı sağlayacaktır.</p>

<p>Reformların bir diğer önemli yönü ise küçük ve orta ölçekli işletmeler ile büyük sanayi kuruluşları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesidir.</p>

<blockquote>
<p>Yerli tedarik zincirinin geliştirilmesi…</p>

<p>İthalata bağımlılığın azaltılması…</p>

<p>Yerli üretimin desteklenmesi…</p>

<p>İhracat kapasitesinin artırılması…</p>
</blockquote>

<p><strong>Bütün bu hedefler, Mısır’ın daha rekabetçi ve daha güçlü bir sanayi yapısı oluşturma iradesini ortaya koyuyor.</strong></p>

<p>Açıklanan düzenlemeler bununla da sınırlı değil.</p>

<p>Sanayi arsalarında uygulamaya alınan kiralama yoluyla mülkiyet modeli, yatırımcının ilk yatırım maliyetlerini azaltmayı amaçlıyor. İnşaat maliyetlerinin hesaplanmasında kullanılan resmî birim değerlerin önemli ölçüde aşağı çekilmesi, ruhsat süreçlerindeki mali yükü hafifletiyor. Üretici Köyler Projesi ile kırsal bölgelerde sanayinin yaygınlaştırılması hedeflenirken, yapay zekâ destekli ön fizibilite sistemleri ve dijital B2B platformları da yatırım süreçlerine yeni bir boyut kazandırıyor.</p>

<p>Bu adımlar birbirinden bağımsız düzenlemeler olarak görülmemelidir. Aksine, üretimi hızlandırmayı, yatırımcının önündeki engelleri azaltmayı ve sanayiyi daha rekabetçi hâle getirmeyi amaçlayan bütüncül bir reform programının parçalarıdır.</p>

<p>Elbette hiçbir reform paketi tek başına başarıyı garanti etmez.</p>

<p>Gerçek başarı; açıklanan politikaların sahada kararlılıkla uygulanmasına bağlıdır.</p>

<p>Yatırımcı açısından en büyük teşvik yalnızca vergi avantajları değildir.</p>

<p>En büyük teşvik; güven veren bir yatırım ortamı, öngörülebilir kurallar, hızlı işleyen süreçler ve çözüm üreten kurumlardır.</p>

<p>Benim dikkatimi çeken nokta tam da budur.</p>

<p><em>Mısır artık yatırımcıya yalnızca “Gelin yatırım yapın.” demiyor.</em></p>

<p><em>Aynı zamanda şu mesajı veriyor:</em></p>

<p><em>“Gelin üretin; biz de üretimin önündeki engelleri birlikte kaldıralım.”</em></p>

<p>Türkiye’den Mısır’a yatırım yapmayı planlayan sanayiciler açısından da bu gelişmeler dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle gıda sanayi, tarıma dayalı üretim, makine imalatı, ambalaj, yapı malzemeleri, lojistik ve ihracata yönelik üretim yapan firmalar için yeni sistem önemli fırsatlar sunmaktadır.</p>

<p>Ancak her yatırım kararında olduğu gibi burada da başarının anahtarı; doğru fizibilite yapmak, yerel şartları iyi analiz etmek ve uzun vadeli düşünmektir.</p>

<p>Bugün Mısır’a baktığımda sadece yeni fabrikalar görmüyorum.</p>

<p>Üretimi merkeze alan yeni bir anlayış…</p>

<p>Dijitalleşen yatırım süreçleri…</p>

<p>Kaynaklarını daha verimli kullanan bir sanayi politikası…</p>

<p>Ve küresel rekabet gücünü artırmayı hedefleyen güçlü bir vizyon görüyorum.</p>

<p>Belki bu reformların tüm sonuçlarını kısa vadede göremeyeceğiz.</p>

<p>Ancak yönün doğru olduğuna inanıyorum.</p>

<p>Çünkü güçlü ekonomiler yalnızca yatırım çekerek değil; yatırımcının önünü açan, üretimi kolaylaştıran ve özel sektörün dinamizmini destekleyen politikalarla büyür.</p>

<p>Belki de yıllar sonra bugünü değerlendirirken şu cümleyi kuracağız:</p>

<p><em>“Mısır’ın gerçek dönüşümü, yalnızca yeni teşviklerle değil; sanayiye bakış açısını değiştiren reformlarla başladı.”</em></p>

<p>⸻</p>

<p><strong>Not: </strong>Bu yazıda yer alan değerlendirmeler, yazarın Mısır’da edindiği uzun yıllara dayanan saha gözlemleri, iş dünyası tecrübeleri ve kişisel analizlerine dayanmaktadır.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong>Kısa Bir Not</strong></p>

<p>Yazımı tamamlamadan önce, Mısır’ın yetiştirdiği en önemli futbolculardan biri olan Mohamed Salah’ın Trabzonspor’a transferi dolayısıyla duyduğum memnuniyeti de paylaşmak isterim.</p>

<p>Salah, yıllar boyunca yalnızca Mısır’ın değil, Afrika futbolunun da en önemli temsilcilerinden biri oldu. Disiplini, karakteri ve profesyonelliğiyle milyonlarca gence örnek olan bir sporcu olarak dünya futbolunda saygın bir yer edindi.</p>

<blockquote>
<p>Kendisinin Trabzonspor’a ve Türk futboluna önemli katkılar sağlayacağına yürekten inanıyorum. Sahadaki kalitesi, tecrübesi ve liderliğiyle hem kulübüne hem de Süper Lig’e değer katacağına inanıyor; bu yeni dönemin Trabzonspor camiasına, Mohamed Salah’a ve Türk futboluna hayırlı olmasını diliyorum.</p>
</blockquote>

<p>Kendisine yeni takımında üstün başarılar temenni ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Akyüz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/hasan-akyuz/misir-nereye-gidiyor-5/157/</link>
<pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:07:30 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Aronya Meyvesi Faydaları Nelerdir</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aronya meyvesi, </strong>Kuzey Amerika kökenli olup, küçük, koyu renkli, antioksidan, lif, C vitamini ve manganez açısından zengin olan, iltihap giderici ve kanser önleyici özelliklere sahip faydalı bir meyvedir. Özellikle antioksidan özelliği sayesinde aronya, bağışıklık sistemini güçlendirir, kalp sağlığını korur, kan şekerini düzenler ve iltihap önleyici etkiler sunar. Tadı buruk olup genellikle işlenmiş şekilde tüketilir. </p>

<blockquote>
<p><strong>Aronya Nedir?</strong><br />
Aronya (Aronia melanocarpa), gülgiller familyasına ait, Kuzey Amerika kökenli, kara mürver olarak da bilinen, küçük ve koyu renkli üzümsü bir meyve olup antioksidan özellikleri sayesinde öne çıkar.</p>
</blockquote>

<p>Son yıllarda Avrupa ve Asya'da da yetiştirilmeye başlanan aronya,<br />
içeriğiyle dikkat çeken bir "<strong>süper meyve</strong>" olarak kabul edilir. Görünüş olarak yaban mersinine benzeyen fakat tadı daha yoğun ve hafif buruk olan aronya, sağlık açısından oldukça faydalı bileşenler barındırır.</p>

<p><em><strong>Besin değerleri açısından zengin olan aronya bitkisi, C ve K vitaminleri, manganez, folat ve demirin yanı sıra potasyum, magnezyum, kalsiyum ve A vitamini gibi mineralleri de içerir.</strong></em> Özellikle antosiyaninler, flavonoidler, polifenoller ve proantosiyanidinler gibi güçlü antioksidan bileşenleri sayesinde bağışıklık sistemini destekler, kalp sağlığını korur, kan şekerini düzenlemeye yardımcı olur ve iltihap azaltıcı özelliklere sahiptir.</p>

<p><strong>Aronya nerede yetişir?</strong><br />
Aronya, doğal olarak Kuzey Amerika'ya özgü bir bitkidir. Kara Aronya (Aronia melanocarpa), Doğu Kuzey Amerika'da Newfoundland'dan batıya Ontario ve Minnesota'ya, güneyde ise Arkansas, Alabama ve Georgia'ya kadar uzanan geniş bir alanda yayılış gösterir.</p>

<p><strong>Kırmızı Aronya </strong>(Aronia arbutifolia) ise Doğu ve Orta Amerika Birleşik Devletleri'nde, Nova Scotia'dan doğu Teksas'a ve iç kesimlerde Ontario, Ohio, Kentucky ve Oklahoma'ya kadar olan bölgelerde bulunur.</p>

<p><strong>Mor Aronya</strong> (Aronia × prunifolia), kara ve kırmızı aronyanın doğal bir melezi olup, ana türlerin örtüştüğü Doğu Kanada ve Kuzeydoğu Amerika Birleşik Devletleri gibi bölgelerde ortaya çıkar.</p>

<p>Bu çalılar genellikle sulak alanlar, bataklıklar, turbalıklar, nemli çalılıklar gibi çeşitli ortamlarda ve bazen kuru yüksek bölgelerde yaşamlarını sürdürürler. Tam güneşten yarı gölgeye kadar olan koşullara uyum sağlayabilirler ve nemli, iyi drene edilmiş topraklardan daha kuru koşullara kadar farklı toprak tiplerinde yetişebilirler.</p>

<p>Doğal yayılış alanlarının dışında, aronya bitkileri süs bitkisi olarak ve meyvelerinin besleyici faydaları nedeniyle Avrupa ve diğer bölgelerde de yetiştirilir.</p>

<p><strong>Aronya çeşitleri şu şekildedir:</strong><br />
* <strong>Kara Aronya (Aronia melanocarpa),</strong> Doğu Kuzey Amerika'ya özgü olup daha geniş bir yayılışa sahiptir. Genellikle diğer türlere göre daha koyu renkli ve daha buruk meyvelere sahiptir.</p>

<p>*<strong> Kırmızı Aronya (Aronia arbutifolia)</strong> ise Doğu ve Orta Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunur ve adından da anlaşılacağı gibi kırmızı renkli meyveleriyle tanınır. Bu tür, genellikle daha uzun boylu olabilir.</p>

<p>* <strong>Mor Aronya (Aronia × prunifolia),</strong> kara ve kırmızı aronyanın doğal bir melezidir ve bu iki türün özelliklerini taşır. Meyveleri genellikle mor renktedir ve her iki ana türün yayılış alanlarının kesiştiği bölgelerde doğal olarak yetişir.</p>

<blockquote>
<p>* Aronya suyu<br />
* Yoğurt<br />
* Reçel<br />
* Kek<br />
* Muffin<br />
* Fırın ürünleri<br />
* Meyveli tatlılar<br />
* Marmelat<br />
* Komposto<br />
* Kurutulmuş atıştırmalık</p>
</blockquote>

<p><br />
<strong>Aronya Meyvesi Faydaları Nelerdir</strong><br />
<em>Aronya meyvesi, yüksek antioksidan içeriği sayesinde hücre hasarını önler, kalp hastalıklarından korur, kan şekerini düzenler, bağışıklığı güçlendirir, iltihabı azaltır, sindirime iyi gelir, göz hastalıklarını önleyicidir ve kanser riskini azaltabilir. Ayrıca idrar yolu enfeksiyonlarını önler, soğuk algınlığına karşı doğal ilaçtır, karaciğeri korur, enfeksiyonları önler ve obeziteye karşı da mücadele eder. </em></p>

<blockquote>
<p><strong>Aronya meyvesi faydaları şunlardır:</strong><br />
* Aronya, bağışıklığı güçlendirerek hastalıklardan korur<br />
* Hücre hasarlarını önler<br />
* Kalp hastalıklarını önleme konusunda etkilidir<br />
* Aronya, kan şekerini düzenler ve dengelemeye yardım eder<br />
* İltihabı azaltır<br />
* Aronya meyvesi bağırsak sağlığını ve sindirimi düzenler<br />
* Karaciğeri korur ve fonksiyonları iyileştirir<br />
* Enfeksiyonları önlemeye yardım eder<br />
* Obeziteye karşı etkili bir doğal destekçidir</p>
</blockquote>

<p><br />
Aronya bağışıklığı güçlendirerek hastalıklardan korur<br />
Aronya meyvesi diğer meyvelerle kıyaslandığında yüksek oranda polifenol konsantrasyonları içerir.</p>

<p>Meyvenin içerisinde en yüksek miktarda bulunan polifenoller; proantosiyanidinler, antosiyaninler, fenolik asitler, klorojenik asit ve neoklorojenik asitlerdir. Bu polifenollerin bağışıklık sistemi üzerindeki faydalı etkileri arasında vücutta iltihaba yol açan proteinlerde azalma sağlaması ve bağışıklık sistemi tepkisini düzenlemesi yer alır. </p>

<p><em><strong>Ancak aronyanın bağışıklık sistemini destekleyen özelliklerinden tam olarak yararlanmak için bu meyveyi düzenli olarak tüketmek gerekir. </strong></em></p>

<blockquote>
<p><strong>Kalp ve damar hastalıklarını önleme konusunda etkilidir</strong><br />
Aronya meyvesi faydaları arasında kalp ve damar sağlığını desteklemek de yer alır. Bu meyve kalp ve damar hastalığı için risk faktörleri arasında yer alan yüksek tansiyonun düşürülmesine yardımcı olabilir.</p>
</blockquote>

<p>Yüksek kolesterol ve insan vücudunda serbest radikallerin miktarının artması arasında bir ilişki vardır. Hem tansiyon hem kolesterol seviyelerinin dengelenmesi için polifenoller bakımından zengin yiyecekler tüketilebilir. Bu yiyeceklerden biri olan aronya da zengin polifenol içeriğiyle kalp ve damar sağlığını destekleyebilir.</p>

<blockquote>
<p><em> Vücudu kansere karşı karşı korumak da bulunur. Meyvenin bu özelliği, güçlü antikanser ajanları olarak etki edebilen fitokimyasallar olan antosiyanini ve fenolik asiti yüksek oranda içermesiyle ilgilidir. 2020 yılında yürütülen bir araştırmada kırmızı, mor ve siyah aronya özütlerinin kolon kanseri hücreleri üzerindeki etkisi test edildi.</em></p>
</blockquote>

<p>Bu araştırmanın sonuçlarına göre aronya özütlerinin kanser hücrelerinin çoğalmasını önleme etkileri toplam fenolik içerik, antioksidan aktivite, kafeik ve klorojenik asit seviyeleriyle ilişkili bulunmuştur. Bu araştırmaya göre antikanser etkileri en yüksek olan türünse siyah aronya meyvesi olduğu ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Aronya meyvesinin bağırsak mikrobiyotasını olumlu etkilediği ve bu sayede sindirim sağlığını iyileştirdiği değerlendirilir. Aronya meyvesinin içeriğinde bulunan polifenoller, bağırsak mikrobiyotasının büyümesini teşvik ederek sağlıklı sindirimi destekler. Bu etkiler bağırsaktaki iltihabı azaltma konusunda da yarar sağlayarak sindirim sistemini iyileştirebilir.</p>

<p><strong>Kan şekerini düzenleyerek diyabet üzerinde olumlu etkileri vardır</strong><br />
Aronya meyvesi, doğal bir antioksidan kaynağı olması sayesinde kan şekeri düzeylerinin dengelenmesine katkı sağlar. Fenolik bileşikler, özellikle antosiyaninler, insülin direncini azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p><em><strong>Bu da Tip 2 diyabet riskini yönelik olumlu bir etkidir. Türkiye'de aronya özellikle Karadeniz, Marmara ve İç Anadolu bölgelerinde yetiştirilir.</strong></em> Nemli ve iyi drene edilmiş topraklarda başarılı sonuç verir.</p>

<blockquote>
<p>Aronya meyvesi veya bilimsel adıyla <strong>aronia melanocarpa</strong>, <strong>gülgiller (Rosaceae) familyasına ait, koyu mor-siyah renkte küçük taneli bir meyvedir. </strong></p>
</blockquote>

<p>Yüksek antioksidan içeriği, özellikle antosiyaninler ve polifenoller açısından zengin olmasıyla bilinir. Güçlü antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemini destekleyen bir meyve olan aronya meyvesi, inflamasyonu azaltabilir ve genel sağlığa katkıda bulunabilir.</p>

<p>Kuzey Amerika kökenli olan aronya, genellikle süper meyve olarak adlandırılır ve suyu, tozu veya kurutulmuş haliyle tüketilebilir. Aronya günlük tüketimi sabah 21 adet akşam 21 adet aç karn ile tüketin  KAYNAKLARDA ALINAN BILGILER ...</p>
]]></content:encoded>
<author>Faik Topal</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/faik-topal/aronya-meyvesi-faydalari-nelerdir/156/</link>
<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:36:51 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mısır Nereye Gidiyor? (4)</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Sanayi Hamlesi: Mısır Yatırımcıya Yeni Bir Sayfa Açıyor</p>

<p>İlk üç yazımda Mısır’ın ekonomik dönüşümünü, sanayileşme sürecini ve 2030 vizyonunu ele almaya çalıştım. Bu kez ise son günlerde açıklanan yeni sanayi teşviklerini ve bu kararların yatırım ortamına nasıl yansıyabileceğini değerlendirmek istiyorum.</p>

<p>Mısır’ı sadece ziyaret eden değil; uzun yıllardır bu ülkede yaşayan, üreten, yatırım yapan ve iş dünyasının içinde yer alan bir Türk iş insanı ve yatırımcı olarak, Türkiye ile Mısır arasındaki ekonomik ilişkileri sahadaki gerçekler üzerinden değerlendirme fırsatı buldum. Bugün geldiğim noktada, Mısır’ın üretim ekonomisini güçlendirmek adına önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğine inanıyorum.</p>

<p>Sanayi Bakanı Mühendis Halit Haşim tarafından açıklanan yeni teşvik paketi, bana göre yalnızca bazı idari düzenlemelerden ibaret değil; yatırımcı odaklı yeni bir sanayi anlayışının ortaya konulduğunu gösteriyor.</p>

<p>Özellikle sanayi arsaları için getirilen kiralama yoluyla mülkiyet sistemi, yatırımcıların ilk yatırım maliyetlerini önemli ölçüde azaltabilecek nitelikte. Yatırımcıların arsayı 7 ila 21 yıl arasında kiralayabilmesi, üretime başladıktan sonra satın alma hakkı elde etmesi ve ödedikleri kiraların satış bedelinden mahsup edilmesi, özellikle üretime yeni başlayacak firmalar açısından dikkat çekici bir kolaylık sağlıyor.</p>

<p>Bir diğer önemli gelişme ise yatırım süreçlerinin dijital ortama taşınmasıdır. Üreticileri Destekleyen Birleşik Dijital Platform sayesinde yatırımcılar; arsa başvurularından izin süreçlerine, fizibilite çalışmalarından ihracat desteklerine kadar birçok hizmete tek bir sistem üzerinden ulaşabilecek.</p>

<p>Platformda yapay zekâ destekli ön fizibilite hizmetlerinin sunulacak olması, yerli makine ve hammadde tedarikçilerinin dijital ortamda buluşturulması, sanayi ürünleri için B2B ticaret altyapısının oluşturulması ve yatırımcı şikâyetlerinin belirli sürelerde sonuçlandırılmasının hedeflenmesi, Mısır’ın dijital dönüşümü sanayi politikalarının merkezine yerleştirdiğini gösteriyor.</p>

<p>Açıklanan teşvikler yalnızca büyük sanayi kuruluşlarını değil, kırsal kalkınmayı da kapsıyor. “Üretici Köyler” projesi kapsamında önümüzdeki üç yıl içinde kurulması planlanan 100 küçük fabrika; tarımsal ürün kayıplarını azaltmayı, katma değer oluşturmayı ve kırsal bölgelerde yeni istihdam alanları yaratmayı amaçlıyor.</p>

<p>Bunun yanında sanayi yapılarında esas alınan resmî inşaat birim maliyetlerinin yaklaşık %90 oranında düşürülmesi, yatırımcıların ruhsat ve diğer resmî işlemler sırasında karşılaştıkları maliyetleri önemli ölçüde azaltabilecek bir adım olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Elbette hiçbir teşvik paketi tek başına başarıyı garanti etmez. Asıl belirleyici olan, açıklanan politikaların sahada hızlı, şeffaf ve öngörülebilir biçimde uygulanmasıdır. Yatırımcı açısından en büyük teşvik; güven veren bir yatırım ortamı, istikrarlı kurallar ve çözüm üreten kamu yönetimidir.</p>

<p>Bu noktada yatırımcı şikâyetlerini haftalık olarak değerlendirecek yeni komisyonun kurulacak olması da dikkat çekici bir gelişmedir. Çünkü yatırımcının sesini duyan ve sorunlara hızlı çözüm üreten bir yönetim anlayışı, uzun vadeli yatırım kararlarını doğrudan etkileyen unsurlardan biridir.</p>

<p>Türkiye açısından bakıldığında ise bu gelişmeler yeni fırsatların kapısını aralayabilir. Özellikle gıda işleme, tarıma dayalı sanayi, makine imalatı, ambalaj, lojistik ve ihracata yönelik üretim yapan Türk firmaları için Mısır her geçen gün daha cazip bir üretim merkezi hâline geliyor.</p>

<p>Benim sahadaki gözlemim şudur: Mısır artık yalnızca yatırım çağrısı yapan bir ülke değil; yatırımın önündeki engelleri azaltmaya çalışan, üretimi teşvik eden ve sanayisini daha rekabetçi hâle getirmeyi hedefleyen yeni bir yaklaşım benimsiyor.</p>

<p>Önümüzdeki yıllarda bu reformların kararlılıkla uygulanması hâlinde Mısır’ın sadece bölgesel bir pazar değil, Avrupa, Afrika ve Orta Doğu arasında stratejik bir üretim ve ihracat üssü olma hedefine daha da yaklaşacağına inanıyorum.</p>

<p>Çünkü sanayileşme yalnızca fabrika kurmak değildir.</p>

<p>Sanayileşme; yatırımcıya güven vermek, üretimi kolaylaştırmak, teknolojiyi desteklemek ve özel sektörün önünü açmaktır.</p>

<p>Bugün açıklanan yeni teşvikler de bana göre Mısır’ın bu yönde attığı en önemli adımlardan biri olarak tarihe geçecektir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Akyüz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/hasan-akyuz/misir-nereye-gidiyor-4/155/</link>
<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 17:44:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Akdeniz'in kalbi Tunus'a hoş geldiniz!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Herkese merhaba! Benim adım <strong>Dorra Ben Amor</strong> ve gururlu bir Tunusluyum.</p>

<p data-path-to-node="2">Tunus, devasa bir tarihe sahip küçük bir ülkedir. Roma'ya meydan okumak için Alpleri aşan efsanevi komutan Hannibal'ın ve modern sosyolojinin babası, tarihin en büyük düşünürlerinden biri olan <strong>İbn Haldun</strong>'un topraklarıdır.</p>

<p data-path-to-node="3"><strong>3.000 yılı aşkın süredir Tunus;</strong> Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar, Vandallar, Bizanslılar, Araplar, Osmanlılar ve daha pek çok dikkat çekici medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Her medeniyet kültürümüzde, mimarimizde, geleneklerimizde ve mutfağımızda kendi izini bırakmıştır.</p>

<p data-path-to-node="4">Kimliğimiz; Amazigh (Berberi), Arap, Akdeniz, Afrika ve Avrupa etkilerinin harika bir karışımı olup Tunus'u Kuzey Afrika'nın kültürel açıdan en zengin ülkelerinden biri yapmaktadır.</p>

<p data-path-to-node="5"><strong>Sosyoloji ve Kalkınma alanında yüksek lisans</strong> derecesine sahibim ve gerçek Tunus'u dünyayla paylaşma konusunda tutkuluyum.</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="6"><em><strong>Bu sayfada keşfedecekleriniz: Antik tarih ve arkeolojik hazineler Çarpıcı plajlar ve masmavi Akdeniz suları ️ Sahra Çölü'nün büyüleyici atmosferi ️ Lezzetli geleneksel yemekler ve aile tarifleri Zengin gelenekler, festivaller ve günlük yaşam Çoğu turistin asla göremediği gizli cennetler</strong></em></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="7"><em>Arapça, Fransızca, İngilizce ve biraz İtalyanca biliyorum,</em> bu yüzden herkes başımın üstüne!</p>

<p data-path-to-node="8">Eğer tarihe, kültüre, seyahate veya mutfağa meraklıysanız, doğru yerdesiniz.</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="9"><strong>Beni takip edin ve Tunus'u hikaye hikaye birlikte keşfedelim.</strong></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="10">Güzel ülküme hoş geldiniz. <strong>Ve Dunya Times ailesinin bir parçası olmaktan gerçekten çok mutluyum.</strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Dorra Ben Amor</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/dorra-ben-amor/akdeniz-in-kalbi-tunus-a-hos-geldiniz/154/</link>
<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 01:31:10 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Emperyalizmin İnsanlık Dışı Karakolu Yolun Sonunda: İsrâil'in Çöküşü ve Küresel Tasfiye</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih, emperyalist akılların kendi elleriyle kazdığı kuyulara düştükleri ibretlik sahnelerle doludur. Bugün Orta Doğu’da yaşananlar, sadece bir coğrafyanın değil, yarım asırdır insanlığın sırtına saplanmış bir hançerin, yani İsrail’in kendi kibrinde boğuluşunun resmidir.</p>

<blockquote>
<p>ABD ve Batı ekseninin Orta Doğu’daki en büyük garnizonu, Müslüman soykırımının baş mimarı ve küresel istikrarsızlığın merkezi olan bu yapının miadı dolmuştur. Artık hesap verme, nihai bedeli ödeme vaktidir.</p>
</blockquote>

<p><strong>ABD ve İsrail Eksenindeki Çatlak: "Cehenneme Kadar Yolunuz Var!"</strong><br />
Yıllardır arkasına aldığı sınırsız Washington desteğiyle masum coğrafyaları kana bulayan, <em><strong>ABD iç siyasetini, medyasını ve finans ağlarını esir alan</strong></em> bu terör rejimi, bugün en büyük müttefiki tarafından bile sorgulanır hâle gelmiştir.</p>

<p><strong>Ankara’daki NATO</strong> zirvesinin ardından <strong>ABD Başkan Yardımcısı JD Vance</strong>’in İsrail'i topa tutması, Trump yönetiminin "<strong>İsrail’i ömür boyu koruyamayız</strong>" gerçeğini kabullenişinin ilanıdır.</p>

<blockquote>
<p>Vance’in, İsrail lobisinin manipülasyonlarına ve Epstein üzerinden yürütülen derin istihbarat ağlarına karşı gösterdiği tepki, bardağın taştığının en net göstergesidir.</p>
</blockquote>

<p>Gerçek ortadadır: ABD desteğini çektiği an bir haftalık ömrü kalmayan bu garnizon devlet, taşıyamayacağı bir yüke dönüşmüştür. <strong>Washington, İsrail’in bitmek bilmeyen savaş hırsları uğruna kendi küresel liderliğini ve dokunulmazlığını feda etme noktasına gelmiştir. </strong>Ya İsrail tasfiye edilecek ya da ABD bu intihar sarmalında küresel gücünü ebediyen kaybedecektir.</p>

<p><strong>Türkiye Gerçeği ve İsrail’in Korkusu</strong><br />
İsrail’in son bir yıldır yaşadığı derin panik ve Türkiye’yi hedef alan mesnetsiz tehditler, yenilgi psikolojisinin dışavurumudur.</p>

<blockquote>
<p><strong>Kendi başına tek bir orduyla dahi savaşamamış</strong>, <strong>tarihi sadece silahsız insanları katletmekten ibaret olan bu yapı, </strong>Türkiye’nin bölgesel ve küresel bir güç haline gelmesini engellemeye muktedir değildir.</p>
</blockquote>

<p>Yeni coğrafya planında ve bölgesel entegrasyon vizyonunda İsrail’e yer olmayacaktır. Suriye’den Golan’a kadar sıkışan, Mısır ve Suudi Arabistan’ı çevreleme oyunları elinde patlayan bu rejim, Türkiye’nin sarsılmaz iradesi karşısında çaresizdir.</p>

<blockquote>
<p>İsrail ile yatan, bu coğrafyanın gerçeği karşısında cehenneme uyanacaktır.</p>
</blockquote>

<p><strong>Emperyalizmin Truva Atı Çöküyor: İsrâil, ABD'yi İntihara Sürükleyen "Birinci Tehdit" tir.</strong></p>

<blockquote>
<p>Tarih, milletleri sırtından hançerleyen parazit yapıların bir gün kendi yarattıkları kaosta boğulduğu gerçeğiyle doludur. Yüzyıllardır insanlığın huzurunu çalan, coğrafyaları kana bulayan ve arkasına aldığı emperyalist güçle dünyayı bir cehenneme çeviren Siyonist rejim, artık yolun sonundadır.</p>
</blockquote>

<p>Türkiye’nin on yıllardır verdiği millî mücadelenin haklılığı bugün küresel bir gerçek olarak tescillenirken;</p>

<blockquote>
<p>İsrail yalnızca Orta Doğu’nun değil, koruyuculuğunu yaptığı ABD’nin de en büyük iç tehdidi haline gelmiştir.</p>
</blockquote>

<p><strong>Küresel Düzenin Çöküşü ve Maskelerin Düşüşü</strong><br />
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ve tamamıyla bu şebekenin çıkarlarına hizmet eden küresel sistem artık paramparçadır.</p>

<p><strong>Türkiye ve Rusya</strong> başta olmak üzere ulusların kendi öz kimliklerine dönmesiyle birlikte, bu yapının sömürü düzeni de yıkılmaktadır. Yıllarca “<strong>Yeni Amerikan Yüzyılı”</strong> hayali kurarak Washington’ı dünyanın dört bir yanında sonsuz savaşlara ve işgallere sürükleyenler, <strong>Amerika’ya küresel liderlik tahtını değil, derin bir yalnızlık ve tükenmişlik bırakmıştır.</strong></p>

<p>Bugün ABD içinde yükselen itirazlar, <strong>Başkan Yardımcısı JD Vance’</strong>in çıkışları ve <strong>“İsrail için niye savaşıyoruz?”</strong> sorusu, bardağın taştığının en net kanıtıdır.</p>

<blockquote>
<p>Washington, İsrail’in bitmek bilmeyen saldırganlığı yüzünden dünyadaki dostlarını, müttefiklerini ve nihayetinde ahlaki meşruiyetini kaybetmiştir.</p>
</blockquote>

<p><strong>PKK ve FETÖ Üzerinden Kurulan "İç Tehdit" Tezgahı</strong><br />
Türkiye’nin onlarca yıldır sinir sistemlerine sızmaya çalışan FETÖ ve kırk yıldır sınırlarını kanatan PKK gibi ölümcül iç tehditlerin arkasında kimin olduğunu artık bilmeyen kalmamıştır.</p>

<blockquote>
<p><strong>Bu projeleri üreten, planlayan ve ABD gücünü bu kirli emeller için kullandıran odak doğrudan İsrail’in kendisidir.</strong></p>
</blockquote>

<p>Ancak Türkiye, milli iradesiyle bu sinsi iç tehditleri ve terör aparatlarını birer birer bertaraf etmiştir. <strong>Ankara’nın bu tuzakları bozması, İsrail’i doğrudan hedef alan bir çaresizlik ve panik dalgası yaratmıştır.</strong></p>

<p>Şimdi aynı akıl, ABD’yi de içeriden kemirmekte; Amerikan sistemi içindeki lobiler aracılığıyla devleti kendi çıkarları için rehin almaktadır. <strong>Samuel P. Huntington</strong>’ın dahi göremediği bu yeni ve en tehlikeli tür iç tehdit, <strong><em>ABD’yi iki paralık bir devlete dönüştüren Siyonist lobinin ta kendisidir.</em></strong></p>

<p><strong>ABD’nin Ölümü İsrail’in Elinden mi Olacak?</strong><br />
<strong>İsrail, </strong>11 Eylül’de olduğu gibi dünyayı yeniden büyük bir felakete ve <strong>Batı-İslam</strong> çatışmasına sürüklemek için her türlü provokasyonu denemekten çekinmeyecektir. Suikastlar, büyük sahte bayrak operasyonları ve ABD’yi iç bölünmeye götürecek planlar bu yapının sefil refleksleridir.</p>

<p><strong>Ancak Amerika’nın artık kendine sorması gereken hayati sorular vardır:</strong></p>

<ul>
	<li style="margin-left: 40px;">İsrail için intihar edelim mi?</li>
	<li style="margin-left: 40px;">İsrail’i koruyup tüm dünyayı ve küresel liderliği kaybedelim mi?</li>
	<li style="margin-left: 40px;">İsrail yüzünden bütün milletlerle kavga edip kendi devletimizi feda edelim mi?</li>
</ul>

<p>Eğer ABD bu sorulara ses çıkartmazsa, dünyanın yeni güç matematiği ve büyük fırtına bu emperyalist karakolu tasfiye etmeye mecbur bırakacaktır. Çünkü İsrail ayakta kalmak için ABD’yi bitirmeyi göze almıştır.</p>

<p><strong>"Birinci Tehdit" Engellenmelidir!</strong><br />
Olağanüstülükler çağında geride saklanacak hiçbir gerçek kalmamıştır. Eğer insanlık ailesi huzura erecekse, küresel barışın önündeki "<strong>Birinci Tehdit</strong>" derhâl etkisiz hale getirilmelidir.</p>

<blockquote>
<p><strong>İsrail’in harita hakkı, devlet olma kisvesi ve masum insanları katletme dokunulmazlığı elinden alınmalıdır.</strong></p>
</blockquote>

<p>Hiçbir ulusun uğruna kan dökmeyeceği, kendi çıkarları için koruyucusunu bile sırtından bıçaklamaya hazır olan bu yapının insanlığa daha fazla zarar vermesine asla izin verilmeyecektir.</p>

<blockquote>
<p>Zulmün kalesi yıkılacak, mazlum coğrafyalar hak ettiği adalete ve barışa mutlaka kavuşacaktır!</p>
</blockquote>

<p><strong>Sonun Başlangıcı</strong></p>

<blockquote>
<p>İsrail devleti, işlediği savaş suçlarının, soykırımların ve insanlık dışı katliamların bedelini yalnızlaşarak ve tarihin çöplüğüne gömülerek ödeyecektir. Ne ABD'nin desteği ne de arkasına sığındığı emperyalist projeler bu çöküşü durdurmaya yetecektir.</p>
</blockquote>

<p>Dünya yeni bir dengeye evrilirken, zulmün ve barbarlığın kalesi olan bu yapı mutlak bir tecritle yüzleşecektir.<strong> Gazze kazanacak, insanlık kazanacak; mazlumların ahı üzerinde kurulan bu garnizon haritadan silinecektir.</strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/emperyalizmin-insanlik-disi-karakolu-yolun-sonunda-israil-in-cokusu-ve-kuresel-tasfiye/153/</link>
<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 10:22:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mısır Nereye Gidiyor? (3)</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>2030’a Doğru Mısır: Yeni Bir Bölgesel Gücün Doğuşu</p>

<p>İlk iki yazımda Mısır’ın son yıllarda yaşadığı dönüşümü ve bu dönüşümün sahadaki yansımalarını paylaşmaya çalıştım. Bu kez bugünü değil, geleceği konuşmak istiyorum.</p>

<p>Çünkü artık asıl soru şudur:</p>

<p>2030 yılında nasıl bir Mısır göreceğiz?</p>

<p>Yirmi beş yılı aşkın bir süredir Mısır’da yaşıyor, çalışıyor ve iş hayatının içinde bulunuyorum. Bu süre boyunca ülkenin ekonomik iniş çıkışlarına, yatırım dönemlerine, krizlerine ve yeniden yükseliş çabalarına yakından tanıklık ettim. Bugün gördüğüm tablo, geçmişteki Mısır’dan farklı bir ülkenin inşa edilmeye çalışıldığını gösteriyor.</p>

<p>Bir ülkenin geleceği yalnızca açıklanan büyüme rakamlarıyla ölçülmez. Gelecek; kurulan fabrikalarda, geliştirilen limanlarda, yetişen insan kaynağında ve üretim kültüründe şekillenir.</p>

<p>Mısır son yıllarda ulaşım altyapısından enerjiye, lojistikten sanayi bölgelerine kadar çok önemli yatırımlar gerçekleştirdi. Bu yatırımların gerçek değeri ise önümüzdeki yıllarda daha net ortaya çıkacaktır. Çünkü güçlü bir sanayi, güçlü bir altyapı üzerine inşa edilir.</p>

<p>Ancak 2030’a giden yolda en önemli unsur beton değil, insandır.</p>

<p>Nitelikli eğitim, teknik bilgi, verimlilik anlayışı ve teknolojiye uyum sağlayabilen bir iş gücü, Mısır’ın geleceğini belirleyecek temel faktörler olacaktır.</p>

<p>Dünya ekonomisi yeni bir döneme giriyor. Şirketler üretim merkezlerini çeşitlendiriyor, tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor ve pazarlara daha yakın üretim üsleri oluşturuyor. Bu değişim, Mısır için önemli fırsatlar doğuruyor.</p>

<p>Afrika, Avrupa ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında bulunan Mısır; coğrafi konumu, genç nüfusu ve büyüyen sanayi altyapısıyla uluslararası yatırımcılar açısından dikkat çekici bir merkez hâline geliyor.</p>

<p>Bununla birlikte, sürdürülebilir başarı yalnızca yatırım çekmekle sağlanamaz. Hukuki öngörülebilirlik, kurumsal güven, kaliteli üretim, inovasyon ve ihracatta katma değerin artırılması da aynı ölçüde önemlidir.</p>

<p>Türkiye ile Mısır arasındaki ekonomik ilişkilerin önümüzdeki yıllarda daha da güçleneceğine inanıyorum. İki ülke; üretim, teknoloji, tarım, lojistik ve dış ticaret alanlarında birbirini tamamlayan güçlü ortaklar olabilir. Bu iş birliği sadece iki ülkeye değil, bölgenin ekonomik istikrarına da katkı sağlayacaktır.</p>

<p>Elbette hiçbir hedef kendiliğinden gerçekleşmez. Önümüzde çözülmesi gereken yapısal sorunlar ve küresel ekonomik belirsizlikler var. Ancak önemli olan, karşılaşılan zorluklardan çok, bu zorluklara nasıl cevap verildiğidir.</p>

<p>Ben, yirmi beş yılı aşkın süredir içinde yaşadığım bu ülkede, üretme isteğini, çalışma azmini ve geleceğe dair umudu görüyorum.</p>

<p>İşte bu nedenle 2030’a baktığımda yalnızca yeni yolları, köprüleri ve fabrikaları değil; daha güçlü bir üretim kültürünü, daha rekabetçi bir ekonomiyi ve bölgesel etkisi artan bir Mısır’ı hayal ediyorum.</p>

<p>Belki bütün hedeflere eksiksiz ulaşılamayacak. Belki yeni sınamalar ortaya çıkacak. Ancak bugün atılan doğru adımların, yarının Mısır’ını şekillendireceğine inanıyorum.</p>

<p>Çünkü ülkelerin geleceğini sadece doğal kaynakları değil, vizyonları belirler.</p>

<p>Ve bana göre Mısır, 2030’a doğru ilerlerken yalnızca kendi geleceğini değil, bölgenin ekonomik dengelerini de yeniden şekillendirebilecek potansiyele sahip ülkelerden biridir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Akyüz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/hasan-akyuz/misir-nereye-gidiyor-3/152/</link>
<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 14:48:39 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mısır Nereye Gidiyor? (2)</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kahire’den Dünyaya Bakınca Görülen Gerçekler</p>

<p>İlk yazımda Mısır’ın son yıllarda yaşadığı büyük dönüşümden söz etmiştim. Yazının ardından Türkiye’den ve Mısır’dan birçok dostum aynı soruyu sordu:</p>

<p>“Gerçekten Mısır bu kadar değişiyor mu?”</p>

<p>Bu soruya yalnızca ekonomik verilerle cevap vermek mümkündür. Büyüme rakamlarını, ihracat verilerini, yatırım miktarlarını ve yeni sanayi bölgelerini sıralayabilirsiniz. Ancak bazen rakamların anlatamadığını hayat anlatır.</p>

<p>Ben bugün size istatistiklerden değil, her gün içinde yaşadığım Mısır’dan söz etmek istiyorum.</p>

<p>Yirmi beş yılı aşkın bir süredir Kahire’de yaşıyorum. Bu süre içinde fabrikalarda, organize sanayi bölgelerinde, limanlarda, tarım arazilerinde, devlet kurumlarında ve iş dünyasının içinde bulunma fırsatı buldum. Mısır’ı uzaktan değerlendiren biri değil; bu dönüşümü günlük hayatın içinde yaşayan, yatırım yapan ve üretimin bir parçası olan biri olarak gözlemliyorum. Bu nedenle aktaracaklarım yalnızca teorik değerlendirmeler değil, sahada edindiğim tecrübelerin ve gözlemlerimin bir yansımasıdır.</p>

<p>Dışarıdan bakıldığında Mısır hâlâ çoğu zaman piramitleri, Nil Nehri ve turizmiyle anılıyor. Oysa bugün burada yazılan asıl hikâye üretimdir.</p>

<p>Sabahın ilk ışıklarıyla sanayi bölgelerine gittiğinizde binlerce insanın aynı hedef için çalıştığını görürsünüz. Yeni fabrikalar yükseliyor, mevcut tesisler kapasitesini artırıyor, lojistik merkezleri genişliyor. Limanlarda hareket hiç durmuyor. Süveyş Kanalı artık yalnızca gemilerin geçtiği bir su yolu değil; çevresinde şekillenen üretim, lojistik ve ticaret ekosisteminin de merkezlerinden biri hâline geliyor.</p>

<p>Dünya ekonomisi yeni bir döneme giriyor. Şirketler artık üretimlerini tek bir ülkeye bağımlı bırakmak istemiyor. Tedarik zincirlerini çeşitlendiriyor, pazarlara daha yakın üretim üsleri kuruyor ve risklerini dağıtıyor. İşte tam bu noktada Mısır, sahip olduğu stratejik konum sayesinde küresel yatırımcıların dikkatini her geçen gün daha fazla çekiyor.</p>

<p>Ancak Mısır’ın gücü yalnızca haritadaki yerine bağlı değildir.</p>

<p>Genç ve dinamik nüfusu, geniş iç pazarı, Afrika, Orta Doğu ve Avrupa’yı birbirine bağlayan stratejik konumu ülkeye önemli avantajlar sunuyor. Doğru planlama, sürdürülebilir yatırımlar ve üretim odaklı politikalarla bu avantajların çok daha büyük ekonomik sonuçlar doğuracağına inanıyorum.</p>

<p>Elbette her gelişen ekonomide olduğu gibi Mısır’ın da aşması gereken bazı başlıklar var.</p>

<p>Verimlilik kültürünün daha da güçlenmesi, mesleki eğitimin geliştirilmesi, sanayide kalite standartlarının yükseltilmesi ve teknolojik dönüşümün hızlandırılması gerektiğini düşünüyorum. Bunları bir eleştiri olarak değil, ülkenin potansiyelini daha da yukarı taşıyacak gelişim alanları olarak değerlendiriyorum.</p>

<p>Çünkü güçlü ülkeler kusursuz olanlar değil; eksiklerini görebilen, bunları konuşabilen ve çözüm üretebilen ülkelerdir.</p>

<p>Türk yatırımcıları açısından da Mısır dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye’nin üretim tecrübesi ile Mısır’ın stratejik avantajları birleştiğinde yalnızca iki ülke için değil, tüm bölge için güçlü bir ekonomik sinerji ortaya çıkabilir. Ancak her yatırım gibi burada da başarı; doğru fizibiliteye, güvenilir iş ortaklarına, yerel dinamikleri anlamaya ve uzun vadeli bakış açısına bağlıdır.</p>

<p>Beni en çok etkileyen konulardan biri ise Mısır insanının geleceğe olan inancıdır. Ekonomik zorluklara rağmen insanların üretmeye, çalışmaya ve çocukları için daha iyi bir gelecek kurmaya devam ettiğini görüyorum. Bana göre bu umut, ekonomik göstergeler kadar değerli bir sermayedir.</p>

<p>Bugün dünya yeni üretim merkezleri arıyor. Ticaret yolları yeniden şekilleniyor. Bölgesel güç dengeleri değişiyor. Bu büyük dönüşüm içinde Mısır’ın nasıl bir konuma ulaşacağını zaman gösterecek. Ancak sahada gördüğüm tablo, bu ülkenin üretim kapasitesini artırma konusunda güçlü bir irade ortaya koyduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ben bu satırları Kahire’de yazıyorum. Penceremden sadece bugünü değil, geleceği de görmeye çalışıyorum. Çünkü ülkeler bir gecede değişmez. Büyük dönüşümler; doğru vizyonun, sabrın, üretimin ve insanların ortak emeğinin sonucunda gerçekleşir.</p>

<p>Mısır bugün tam da böyle bir dönemin içinden geçiyor.</p>

<p>Bu değişimi doğru okuyabilenler için Mısır yalnızca büyük bir pazar değildir. Aynı zamanda üretimin, ihracatın, yatırımın ve bölgesel iş birliklerinin yeniden şekillendiği stratejik bir merkezdir.</p>

<p>Ben Mısır’a yalnızca yaşadığım ülke olarak bakmıyorum. Burayı aynı zamanda Türkiye ile Mısır arasında ekonomik iş birliğinin güçleneceği, ortak yatırımların artacağı ve iki dost ülkenin birlikte büyüyebileceği güçlü bir zemin olarak görüyorum.</p>

<p>Önümüzdeki yıllarda bu dönüşümün daha da hızlanacağına inanıyorum. Elbette zorluklar olacaktır. Her büyümenin kendine özgü sorunları vardır. Önemli olan sorunların varlığı değil, onları çözme iradesinin devam etmesidir.</p>

<p>Yazımı şu düşünceyle tamamlamak istiyorum:</p>

<p>Bazı ülkeler geçmişleriyle hatırlanır. Bazıları bugün yaptıklarıyla öne çıkar. Bazıları ise geleceğe dair oluşturdukları umutla konuşulur. Ben inanıyorum ki Mısır, geleceğiyle daha çok konuşulacak ülkelerden biri olma yolunda ilerliyor. Bu yolculuğun başarısını ise bugünden atılan doğru adımlar belirleyecek.</p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Akyüz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/hasan-akyuz/misir-nereye-gidiyor-2/151/</link>
<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 17:35:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gana'da Kira Durumu: Gençler Üzerindeki Büyüyen Yük</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0"><strong>Gana'da konut kiralama maliyeti,</strong> günümüzde vatandaşların karşılaştığı en büyük finansal baskılardan biri haline geldi. Son birkaç yıl içinde, büyük şehirlerde ve hatta küçük kasabalarda kira fiyatları, birçok insanın ayak uyduramadığı bir hızla artıyor.</p>

<p data-path-to-node="0"><em><strong>Nüfusun en büyük bölümünü oluşturan gençler</strong></em> için bu durum; finansal bağımsızlık, birikim ve istikrar gibi temel yaşam hedeflerine ulaşmayı her geçen gün daha da zorlaştırıyor.</p>

<h3 data-path-to-node="2">KİRALAR NE KADAR PAHALILAŞTI?</h3>

<p data-path-to-node="3">Accra, Kumasi ve Takoradi gibi şehirlerde tek odalı, <strong>"chamber and hall" (bir oda bir salon)</strong> veya iki odalı dairelerin fiyatları, beş yıl öncesine kıyasla neredeyse iki katına çıktı. Ev sahipleri ve emlak acenteleri artık bir ila iki yıllık peşin kira talep etmenin yanı sıra, buna ek olarak acente ücretleri, su ve elektrik depozitoları da istiyor.</p>

<p data-path-to-node="4">2020 yılında yıllık 300 ila 400 Gana Sedisi (GHS) bedelle kiralanabilen tek bir oda, 2026 yılı itibarıyla yıllık 800 ila 1200 GHS seviyelerine çıktı. Eskiden yıllık 800 GHS maliyeti olan "<strong>chamber and hall"</strong> tipi daireler ise, konumuna ve sunduğu imkânlara bağlı olarak bugün yıllık 2000 ila 3500 GHS'ye mal olabiliyor.</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="4"><strong>Accra'nın popüler bölgelerinde ise iki odalı bir dairenin yıllık kirası 20.000 GHS ile 50.000 GHS arasında değişebiliyor.</strong></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="5">Bu artış; yüksek talep, nüfus artışı, şehirlere göç, inşaat malzemelerindeki maliyet artışı ve enflasyon gibi faktörlerden kaynaklanıyor. Aynı zamanda, uygun fiyatlı konut arzı bu talebi karşılayacak şekilde artış gösteremedi.</p>

<h3 data-path-to-node="6">BU DURUM GENÇLERİ NASIL ETKİLİYOR?</h3>

<ol data-path-to-node="7" start="1">
	<li>
	<blockquote>
	<p data-path-to-node="7,0,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="7,0,0">Geciken Bağımsızlık:</b> Aylık 1500 ile 3000 GHS arasında değişen giriş seviyesi maaşlarla işe başlayan birçok genç mezun için iki yıllık peşin kirayı ödemek imkânsız hale geldi. Sonuç olarak, gençlerin çoğu okulu bitirdikten uzun süre sonra bile aileleriyle, akrabalarıyla veya arkadaşlarıyla yaşamak zorunda kalıyor. Bu durum, kendi hayatlarını kurmalarını ve aile sahibi olmalarını geciktiriyor.</p>
	</blockquote>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="7,1,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="7,1,0">Finansal Baskı ve Borçlanma:</b> Kira taleplerini karşılayabilmek için bazı gençler borç alıyor, kredi çekiyor veya tüm birikimlerini harcıyor. Bu durum; gıda, ulaşım, sağlık ve yatırım için geriye çok az para kalmasına veya hiç kalmamasına neden oluyor. Bazıları ise sadece karşılayabildikleri için çok kötü barınma koşullarını kabullenmek zorunda kalıyor.</p>
	</li>
	<li>
	<blockquote>
	<p data-path-to-node="7,2,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="7,2,0">Kariyer ve Hareketlilik Üzerindeki Etkisi:</b> İş imkânları çoğunlukla kiranın en yüksek olduğu büyük şehirlerde yoğunlaştığı için gençler bir nevi hapsolmuş durumda. İş yerlerine yakın oturamıyorlar, bu yüzden ulaşıma hem çok fazla para hem de çok fazla zaman harcıyorlar. Diğerleri ise, o şehirlerdeki kirayı karşılayamayacakları için başka şehirlerdeki iş fırsatlarını reddetmek zorunda kalıyor.</p>
	</blockquote>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="7,3,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="7,3,0">Paylaşımlı ve Aşırı Kalabalık Konutlarda Artış:</b> Hayatta kalabilmek için pek çok genç artık küçük odaları 3 veya 4 kişiyle paylaşıyor. Bu durum maliyeti düşürse de mahremiyeti, ruh sağlığını ve üretkenliği olumsuz etkiliyor. Bazıları ise kiraların daha ucuz olduğu şehir merkezinin dışındaki bölgelere taşınıyor, ancak buralarda da su, yol ve güvenlik gibi temel altyapı hizmetleri yetersiz kalıyor.</p>
	</li>
	<li>
	<blockquote>
	<p data-path-to-node="7,4,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="7,4,0">Cesaretsizlik ve Hayal Kırıklığı:</b> Barınma ihtiyacını karşılamak için verilen sürekli mücadele, birçok gencin kendini sıkışmış hissetmesine neden oluyor. Diplomaları ve becerileri olmasına rağmen, en temel ihtiyaç olan barınma ulaşılmaz görünüyor. Bu durum hayal kırıklığına, yurt dışına göç etmeye ve bazı durumlarda para kazanmak için riskli yollara başvurmaya yol açıyor.</p>
	</blockquote>
	</li>
</ol>

<h3 data-path-to-node="8">NELER YAPILABİLİR?</h3>

<p data-path-to-node="9"><strong><em>Bu sorunun çözümü; devletin, özel sektör geliştiricilerinin ve finans kuruluşlarının ortak hareket etmesini gerektiriyor.</em></strong></p>

<ul data-path-to-node="10">
	<li>
	<blockquote>
	<p data-path-to-node="10,0,0">Devlet, uygun fiyatlı konut projelerine daha fazla yatırım yapabilir ve <strong>Kira Yasası'nda (Rent Act) </strong>belirtildiği üzere kira avansını en fazla 6 ay ile 1 yıl ile sınırlandıran yasaları uygulamaya koyabilir.</p>
	</blockquote>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="10,1,0">Bankalar ve finans kuruluşları, genç çalışanlar için esnek geri ödemeli kira kredisi ürünleri oluşturabilir.</p>
	</li>
	<li>
	<blockquote>
	<p data-path-to-node="10,2,0"><strong>Özel sektör geliştiricileri, sadece lüks dairelere odaklanmak yerine düşük ve orta gelir grubuna yönelik konutlar inşa etmeye yönelebilir.</strong></p>
	</blockquote>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="10,3,0">Gençler, <strong>birlikte yaşama (co-living) </strong>düzenlemelerini, tasarruf gruplarını ve kiraların daha uygun olduğu gelişmekte olan kasabalardaki fırsatları değerlendirebilirler.</p>
	</li>
</ul>

<h3 data-path-to-node="11"> </h3>

<blockquote>
<p data-path-to-node="12"><strong>Gana'da kira maliyetlerinin artışı artık sadece bir barınma sorunu değildir. Bu, gençlerin geleceğini şekillendiren ekonomik ve sosyal bir meseledir. Eğer hiçbir şey yapılmazsa, koca bir nesil sadece kalacak bir yer bulamadığı için istikrardan ve ilerlemeden mahrum kalma riskiyle karşı karşıyadır.</strong></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="12">Gana, gençlerinin başarılı olmasını, çalışmasını ve ulusal kalkınmaya anlamlı katkılarda bulunmasını istiyorsa, uygun fiyatlı ve erişilebilir konutları ulusal bir öncelik haline getirmelidir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Juliet Sanakey</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/juliet-sanakey/gana-da-kira-durumu-gencler-uzerindeki-buyuyen-yuk/150/</link>
<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 23:41:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sabr-ı Cemil: İsyanın Değil, Teslimiyetin Zirvesi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">İnsanoğlunun en büyük yanılgısı, başına gelen musibeti "<strong>felaket"</strong> olarak adlandırıp dünyayı kendine dar etmesidir. Oysa hakiki mümin, imtihanın bizzat Allah’tan gelen bir terbiye olduğunu bilir. Bu terbiyenin en çetin, en keskin ve en öğretici örneği ise Hz. Yakub (a.s.) kıssasında gizlidir. Bugünün "<strong>hemen olsun, hemen bitsin, hemen ferahlığa çıkayım</strong>" diyen sabırsız ve tahammülsüz nesli için, <em><strong>Yakub a.s.’ın kırk yıllık bekleyişi, kulaklara küpe olması gereken sarsıcı bir derstir.</strong></em></p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="2"><strong>Hz. İshak’ın oğlu, İsrailoğulları’nın atası olan Yakub (a.s.),</strong> hayatını hicretlerle, acılarla ve bitmek bilmeyen bir hasretle dokumuştur. Ancak O’nu tarihe altın harflerle kazıyan şey yaşadığı acılar değil, o acıların karşısında sergilediği "<strong>Sabr-ı Cemil"</strong>dir. En kıymetli evladı Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atılıp ölüme terk edilmesi, Yakub (a.s.) için bir evlat acısından öte, sarsılmaz bir teslimiyet sınavıydı.</p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="3">Rivayet edilir ki; Yakub (a.s.)’ın evlat hasreti, evladını kaybeden yetmiş annenin toplam acısına denktir. Ancak bu ağır yük karşısında O, ne etrafa feryat etmiş, ne insanlara derdini açıp acındırmış, ne de Rabbine karşı bir an bile <strong>su-i zan</strong> beslemiştir. O, yaşadığı kederi sadece ve sadece Allah’a arz etmiştir. Çünkü bilir ki; <b data-index-in-node="329" data-path-to-node="3">Allah’a şikayet edilen acı bir derttir, ama insanlara şikayet edilen acı, zafiyetin ve inançsızlığın itirafıdır.</b></p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="4"><strong>"Ben sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum"</strong> diyen bir yürek, Yusuf Suresi'ndeki o kutlu ayeti kendine düstur edinmiştir: <i data-index-in-node="139" data-path-to-node="4">"...İ<strong>nkâr edenlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez."</strong></i></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="5">Kırk yıl... Dile kolay, bir ömür süren bir bekleyiş. Bir baba, ciğerparesinden haber alamadan, gözleri ağlamaktan kör olana dek bekledi. Bu bekleyiş pasif bir bekleyiş değil; aksine, imanın en üst mertebesinde gerçekleşen, hiçbir sızıntı barındırmayan, dimdik bir duruştur. Nihayetinde Yusuf (a.s.), kuyu karanlığından çıkıp Mısır’a vezir olduğunda, babasının "<strong>Sabr-ı Cemil</strong>"i zaferle taçlanmıştır.</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="6">Günümüz insanı, bırakın kırk yılı, başına gelen en küçük bir sıkıntıda bile hemen sızlanmaya, isyan bayraklarını çekmeye ve "<strong>Neden ben?</strong>" diyerek kadere dil uzatmaya başlıyor. Bilinmelidir ki; sabır, bir musibetin bitmesini sessizce beklemek değildir. <b data-index-in-node="251" data-path-to-node="6">Sabır, musibet anında Allah'a olan güveni bir an bile sarsmadan, feryadı yüreğine gömüp metanetini koruyabilmektir.</b></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="7"><strong>Yakub (a.s.) bize şunu öğretiyor: </strong>Umudunu kaybeden, Allah'ın rahmetinden vazgeçmiştir. İnsanlara şikayet ederek acısını hafifletmeye çalışan, aslında sabrını zayi etmiştir. Başınıza gelen musibetler karşısında, ya o musibeti bir "<strong>Sabr-ı Cemil</strong>" nişanesi yapıp olgunlaşacaksınız ya da isyan ederek imtihanı kaybedenlerden olacaksınız.</p>

<p data-path-to-node="8"><strong>Seçim sizin; ya Yusuf’a kavuşacak kadar imanlı ve sabırlı bir kul, ya da kendi kurduğunuz kuyuya düşen aciz bir feryat figan olacaksınız.</strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Aylin Türk</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/aylin-turk/sabr-i-cemil-isyanin-degil-teslimiyetin-zirvesi/149/</link>
<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 23:26:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gaflet Uykusundan Uyanın: Kültürel İşgal ve İmanımızın İmhası</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2"><strong><i data-index-in-node="0" data-path-to-node="3">"Ey iman edenler! Hem kendinizi hem de ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan o müthiş cehennem ateşinden koruyun!"</i> </strong>(Tahrim Sûresi, 6)</p>

<p data-path-to-node="4">Bugün, sadece topraklarımız değil, zihinlerimiz ve nesillerimiz büyük bir işgal altındadır. Birçoğumuz "<strong>Müslüman ülke</strong>" veya "<strong>Müslüman devlet</strong>" kavramlarının arkasına sığınıp derin bir gaflet uykusuna dalmışız.</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="4"><strong>Oysa hakikat acı ve çıplaktır: Bugün coğrafyamızda İslâm’ın şekillendirdiği bağımsız bir ülke yoktur;</strong> Batılı emperyalistlerin yön verdiği, köleleştirilmiş zihinlerin yaşadığı topraklar vardır. Görmüyor musunuz? Müslüman ülkeler yok; <strong>Müslümanların yaşadığı, ancak kültürel olarak esir alınmış toplumlar var!</strong></p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="5">Kültürel Soykırım: Manifest ve BTS Örneği</h3>

<p data-path-to-node="6">Savaş artık meydanlarda değil, ekranlarda, algoritmalarda ve müzik listelerinde yürütülüyor.<strong> BTS </strong>ve onun yerli versiyonu olan "<strong>Manifest</strong>" gibi gruplar, sadece birer müzik grubu değildir. Bunlar; fuhşu meşrulaştıran, ahlaki değerleri yerle bir eden, aile yapısını atomlarına ayıran "<strong>kültürel sömürgecilik</strong>" araçlarıdır.</p>

<p data-path-to-node="7"><strong><em>12 yaşındaki yavrularının bu ahlaksızlık gösterilerine gitmesi için çırpınan aileler, nasıl bir uçuruma sürüklendiklerinin farkında mı?</em></strong> Çocuklarını bu iğrençliklerin içine itenler, sadece bir konsere değil, nesillerinin helakına imza atıyorlar. <strong>Devlet, bu kültürel yıkıma karşı neden sessiz?</strong> Neden bu çürümeye "<strong>dur</strong>" denmiyor? <strong>Bilinmelidir ki; savaş düşmana benzeyerek kazanılmaz, ancak ona benzeyerek kaybedilir.</strong></p>

<blockquote>
<h3 data-path-to-node="8">"İslamsız Türklük" Kapanı: İçimizdeki Truva Atları</h3>

<p data-path-to-node="9">Bugün, sosyal medya mecralarında sinsi bir operasyon yürütülüyor: <b data-index-in-node="66" data-path-to-node="9">"İslamsız Türklük."</b> Bir yandan "T<strong>engriciyim, Turancıyım</strong>" maskesi takıp diğer yandan "<strong>Türk'üm, Müslüman değilim</strong>" safsatasını yayanlar, <strong>Türk milletinin genetik ve inanç kodlarıyla oynamaktadır.</strong></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="10"><strong>Dikkat edin!</strong> Bu operasyonun arkasındaki hesapların ortak noktası, <strong>İsrail’in katliamcı liderlerini takip etmeleri ve Yahudi aile modelini parlatıp Müslüman aile yapısını kötülemeleridir.</strong> Bu, basit bir fikir ayrılığı değil, siber bir harp taktiğidir. <strong>Türk milletinin İslam'dan koparılması, bu milletin bağımsızlık ateşinin söndürülmesidir.</strong></p>

<h3 data-path-to-node="11">İspanya Kadar Olamadık mı?</h3>

<blockquote>
<p data-path-to-node="12">İspanya gibi seküler bir devlet bile <span style="color:#e74c3c;"><strong>Peygamberimize (s.a.v) ve Kur'an-ı Kerim'e hakareti suç saydığını ilan ederken;</strong></span> bin yıldır İslam’ın sancaktarlığını yapmış olan bu topraklarda, <strong>kutsallarımıza saldırı üstüne saldırı yapılması karşısında suskun kalmak, izzetimizi kaybetmektir.</strong> İslam'a sövmekten başka fikri olmayanların "<strong>fikir hürriyeti"</strong> naraları attığı bir ortamda, sessizliğimiz sadece düşmanı cesaretlendirir.</p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="13">Bir Uyanışa İhtiyaç Var!</h3>

<p data-path-to-node="14"><strong>İstanbul’un camilerini şenlendiren motorcu kardeşlerimizin çabası, kaybettiğimiz ruhun yeniden filizlenmesi için bir umuttur.</strong> Ancak bu yetmez! Erdem Bayazıt'ın dediği gibi: <i data-index-in-node="173" data-path-to-node="14">"<strong>Her kırışığı sorulacak bir hesap"</strong></i> bırakıyor bu vatanın coğrafyası.</p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="15">Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın <i data-index-in-node="32" data-path-to-node="15">"<strong>Kavga bizim işimiz, hiç problem değil"</strong></i> sözü, sadece siyasî bir duruş değil, <strong>bu milletin iradesinin bir yansıması olmalıdır.</strong> Ancak bu mücadele sadece devletin değil, önce "<strong>imanı korumak</strong>"la emrolunan ailelerin mücadelesidir.</p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="16"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="16">Ey Müslüman!</b> Çürüyoruz, yok oluyoruz. Evlatlarımız, ellerimizden kayıp gidiyor. Kültürel sömürgeciliğe karşı uyanık olun! <strong>Algoritmaların, popüler kültürün ve sinsi operasyonların peşinde değil, kitabımızın ve değerlerimizin peşinde olun. </strong><em>Devletten adım beklerken, kendi evimizden, kendi soframızdan, kendi zihnimizden başlamalıyız.</em></p>

<blockquote>
<p data-path-to-node="17"><strong>Unutmayın; </strong>soykırımlar önce zihinlerde başlar, sonra kurşunlarla tamamlanır. Zihinsel işgalden kurtulmayan hiçbir millet, bağımsızlığını koruyamaz!</p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="18"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="18">Uyanın! Zira yarın çok geç olabilir.</b></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/gaflet-uykusundan-uyanin-kulturel-isgal-ve-imanimizin-imhasi/148/</link>
<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:25:22 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Srebrenitsa Soykırımı: Birleşmiş Milletler'in Utancı, İnsanlığın Kara Lekesi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>1992-1995 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı, Avrupa’nın II. Dünya Savaşı sonrasında karşı karşıya kaldığı en büyük insani trajedilerden biri olarak hafızalara kazınmıştır. Yaklaşık <em><strong>100 bin insan yaşamını yitirirken, 2 milyondan fazla kişi doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kalmış, yüz binlerce Boşnak ise etnik temizlik politikalarının, sistematik saldırıların, işkencelerin ve ağır insan hakları ihlallerinin mağduru olmuştur.</strong></em></p>

<p><strong>Bu savaşın sembolü hâline gelen en büyük vahşet ise Temmuz 1995’te Srebrenitsa’da yaşanmıştır.</strong></p>

<p>Birleşmiş Milletler tarafından “<strong>güvenli bölge”</strong> ilan edilen Srebrenitsa’da, korunmaları gereken en az 8.372 Boşnak Müslüman erkek ve çocuk, Bosnalı Sırp güçleri tarafından sistematik biçimde katledildi.</p>

<p>Açıklanan rakamlar resmî verilere dayanmakla birlikte, gerçek can kaybının bunun çok üzerinde olduğu yönünde güçlü değerlendirmeler bulunmaktadır. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) ile Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), yaşananları soykırım olarak nitelendirmiş ve bu hukuki tespit uluslararası yargı kararlarıyla kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>Ancak Srebrenitsa yalnızca bir soykırımın adı değildir.</strong></p>

<p>Srebrenitsa, aynı zamanda uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler sisteminin ve insan haklarını koruma iddiasıyla oluşturulan uluslararası mekanizmaların tarih önündeki en ağır sınavlarından biri ve bana göre en büyük başarısızlıklarından biridir.</p>

<blockquote>
<p><strong><em>Bugün Srebrenitsa denildiğinde akla yalnızca katledilen binlerce masum gelmemelidir. Aynı zamanda görevini yerine getiremeyen uluslararası kurumlar, sessiz kalan devletler ve insanlığın ortak vicdanı da hatırlanmalıdır.</em></strong></p>
</blockquote>

<p>Bu nedenle kanaatimce Srebrenitsa, yalnızca Birleşmiş Milletler’in ve NATO’nun değil; yaşananları seyretmekle yetinen tüm insanlığın da kara lekesidir.</p>

<p>Srebrenitsa Soykırımı’nın başlıca sorumluları yıllar sonra uluslararası ceza mahkemeleri önünde hesap vermiştir. Bosnalı Sırp siyasi lider Radovan Karadžić ile Bosnalı Sırp Ordusu Komutanı Ratko Mladić, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından suçlu bulunarak müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar bu kararlar uluslararası ceza adaleti açısından önemli olsa da, hiçbir mahkeme kararı binlerce masum insanın hayatını geri getirememiş, geride kalan ailelerin acısını dindirememiştir.</p>

<p><strong>BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN “GÜVENLİ BÖLGESİNDE” YAŞANAN SOYKIRIM</strong></p>

<p>1993 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Srebrenitsa’yı sivillerin korunması amacıyla “<strong>güvenli bölge</strong>” ilan etti. Bu karar doğrultusunda bölgede <strong>Hollandalı BM Barış Gücü (Dutchbat)</strong> konuşlandırıldı ve sivillerin güvenliğinin sağlanması görevi bu birliğe verildi.</p>

<p><em>Bosnalı Sırp birliklerinin Temmuz 1995’te Srebrenitsa’yı kuşatması üzerine binlerce Boşnak, kendilerine güvence veren Birleşmiş Milletler’e güvenerek Potoçari’deki BM üssüne sığındı. Onlar için BM bayrağı, hayatta kalmanın son umuduydu.</em></p>

<p><strong>Ancak umut, kısa süre içinde yerini tarifsiz bir trajediye bıraktı.</strong></p>

<blockquote>
<p><strong>Birleşmiş Milletler tarafından korunacaklarına inanan çok sayıda Boşnak, Hollandalı BM askerlerinin denetimindeki bölgeden çıkarıldı ve Bosnalı Sırp güçlerinin kontrolüne geçti. Erkekler ve erkek çocukları ailelerinden koparıldı; kadınlar ve çocuklar çaresizlik içinde geride bırakıldı. Çok geçmeden binlerce insan sistematik infazlarla katledildi.</strong></p>
</blockquote>

<p><strong>Katliam günlerce sürdü.</strong></p>

<p>İnsanlar fabrikalarda, depolarda, okul bahçelerinde, tarlalarda ve ormanlık alanlarda toplu hâlde öldürüldü.</p>

<p>Cesetler ise işlenen suçların izlerini ortadan kaldırmak amacıyla toplu mezarlara gömüldü. Daha sonra birçok mezar yeniden açılarak cesetler farklı bölgelere taşındı ve deliller yok edilmeye çalışıldı.</p>

<p><strong>Aradan yaklaşık otuz yıl geçmiş olmasına rağmen Bosna-Hersek’te hâlâ yeni toplu mezarlar bulunmakta,</strong> kimlik tespiti yapılan kurbanlar her yıl düzenlenen cenaze törenleriyle toprağa verilmektedir. Bunun yanında yeri hâlen bilinmeyen çok sayıda toplu mezarın bulunduğu da değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>HOLLANDA’NIN HUKUKİ SORUMLULUĞU</strong><br />
Srebrenitsa’da yaşananlar yalnızca tarihî ve insani yönüyle değil, hukuki sonuçları bakımından da uzun yıllar tartışılmıştır.</p>

<blockquote>
<p>Birleşmiş Milletler tarafından “<strong>güvenli bölge</strong>” ilan edilen Srebrenitsa’da görev yapan Hollandalı BM Barış Gücü’ne sığınan<em><strong> çok sayıda Boşnak, güvenli bölge olduğunu da zannederek silahlarını teslim ettiler ancak Hollandalı askerler onları Sırplara teslim etti ve kendilerini savunacak silahları yoktu.</strong></em> Güvenli ilan edilen bölge Bosnalı Sırp güçlerinin kontrolüne bırakıldı. <strong>BM üssünden çıkarılan bu insanların önemli bir kısmı kısa süre sonra sistematik infazlarla öldürüldü.</strong> Orada yaşananlar Hollanda için de kara bir leke olmuştur. Çünkü insan olan bunu yapmazdı, canilere masumları teslim edenler bir gün tarih önünde hesap vereceklerdi. </p>
</blockquote>

<p><em><strong>Bütün bunlar yaşanırken Birleşmiş Milletler, NATO ve uluslararası toplum bölgede bulunuyordu ve sadece izlediler. </strong></em></p>

<p>Yıllar süren davaların ardından <strong>Hollanda mahkemeleri, Hollandalı askerlerin</strong> kontrolü altında bulunan bazı Boşnakların Bosnalı Sırp güçlerinin eline geçmesi nedeniyle <strong>Hollanda Devleti’nin kısmen hukuki sorumluluğunu kabul etti.</strong></p>

<p>Birleşmiş Milletler ise yayımladığı raporlarda Srebrenitsa’nın, örgüt tarihindeki en büyük başarısızlıklardan biri olduğunu kabul etmek zorunda kaldı ancak bu katledilen o masumları geri getirmedi. </p>

<p>Hiç bir mahkeme kararı, hiçbir resmî özür ve hiçbir tazminat; evlatlarını, eşlerini, babalarını ve kardeşlerini kaybeden ailelerin acısını da hafifletemedi. </p>

<p><strong>DÜNYA SADECE SEYRETTİ</strong><br />
Srebrenitsa’da yaşananlar gizli yürütülen bir operasyon değildi.</p>

<p><strong>Katliam, dünyanın gözleri önünde gerçekleşti.</strong></p>

<p>Barışı koruma iddiasıyla bölgede bulunan uluslararası kuruluşlar oradaydı. Birleşmiş Milletler vardı. NATO vardı. <strong>Dünya kamuoyu gelişmeleri anbean takip ediyordu. </strong></p>

<p><strong>Buna rağmen binlerce masum insan öldürüldü.</strong></p>

<p><strong>Bazı devletler yaşananları yalnızca kınamakla yetindi.</strong> Bazıları ise uzun süre etkili bir adım atmadı. Sonuç olarak, uluslararası toplumun koruması altında olması gereken insanlar kaderlerine terk edildi.</p>

<p>Srebrenitsa, uluslararası hukukun yalnızca sözleşmelerden ve bildirilerden ibaret olmadığını; uygulanmadığı takdirde en temel insan hakkı olan yaşam hakkını bile koruyamayacağını bütün dünyaya göstermiştir.</p>

<p>Savaşların en ağır yükünü daima siviller taşımaktadır. İnsan haklarını korumak amacıyla kurulan uluslararası mekanizmalar ise çoğu zaman siyasi çıkarların, ekonomik ilişkilerin ve stratejik hesapların gölgesinde etkisiz kalmaktadır.</p>

<p><strong>SREBRENİTSA’NIN BUGÜNE BIRAKTIĞI DERS</strong><br />
Srebrenitsa, yalnızca Bosna-Hersek’in yakın tarihine ait acı bir olay değildir. <em><strong>Aynı zamanda uluslararası güvenlik sisteminin, insan hakları söyleminin ve küresel vicdanın samimiyetini sorgulatan tarihî bir dönüm noktasıdır.</strong></em></p>

<blockquote>
<p><span style="color:#e74c3c;"><strong>Yaşananlar, bir milletin güvenliğinin yalnızca uluslararası kurumların verdiği güvencelere emanet edilmesinin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini bütün dünyaya göstermiştir.</strong></span> <strong>Kâğıt üzerinde verilen güvence, siyasi irade ile desteklenmediğinde milyonlarca insan için hiçbir anlam ifade etmemektedir.</strong></p>
</blockquote>

<p>Uluslararası hukuk kuşkusuz insanlığın ortak kazanımlarından biridir. <em>Ancak hukuk, onu uygulayacak irade olmadığı sürece tek başına masum insanları koruyamaz.</em></p>

<blockquote>
<p>Kanaatimce <em><strong>bugün Birleşmiş Milletler, NATO ve benzeri uluslararası kuruluşların küresel barışa katkıları kadar, kriz dönemlerindeki etkileri ve tarafsızlıkları da ciddi şekilde tartışılmaktadır.</strong></em> <span style="color:#e74c3c;"><em><strong>Bu kuruluşların, uluslararası güç dengelerinden bağımsız hareket edebildiğini söylemek giderek daha güç hâle gelmektedir. </strong></em></span>Bu nedenle adalet, tarafsızlık ve insan hakları konularındaki söylemlerinin de eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.</p>
</blockquote>

<p><strong>Srebrenitsa bunun en acı örneklerinden biridir.</strong></p>

<p>Soykırım, dünyanın gözleri önünde işlendi. <strong><em>Binlerce insan, uluslararası koruma altında olduğunu düşünerek son umutlarını Birleşmiş Milletler’e bağladı.</em></strong> Ancak yaşananlar, bu güvenin her zaman karşılık bulmadığını bütün açıklığıyla ortaya koydu.</p>

<p>Bu nedenle devletler, uluslararası iş birliğini sürdürürken kendi savunma kapasitelerini, caydırıcılıklarını ve millî güvenlik politikalarını da ihmal etmemelidir. Tarih, güvenliğin yalnızca uluslararası garantilere bırakılmasının telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceğini defalarca göstermiştir.</p>

<p><strong>Ve unutulmamalıdır ki…</strong></p>

<p>Unutulan her soykırım, yeni soykırımların önünü açabilecek sessiz bir tehlikedir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong><br />
Srebrenitsa Soykırımı, yalnızca <strong>Bosna-Hersek</strong>’in yaşadığı bir trajedi değildir; insanlığın ortak vicdanında açılmış derin bir yaradır.</p>

<p>Temmuz 1995’te binlerce masum insan, kendilerine güvenli olduğu söylenen bir bölgede yaşamını yitirdi. Aradan geçen yıllara rağmen Bosna toprakları hâlâ kayıplarını vermeye devam ediyor. Yeni toplu mezarlar bulunuyor, kimlik tespit çalışmaları sürüyor ve onlarca aile sevdiklerinin bir gün bulunacağı umuduyla yaşamını sürdürüyor.</p>

<p><strong>Srebrenitsa bize yalnızca geçmişi anlatmıyor; geleceğe ilişkin de önemli bir uyarıda bulunuyor.</strong> Aynı durumu başka bir toplumun yaşamayacağının garantisi yok<strong> ve uluslararası kuruluşlara güvenilmeyeceği unutulmamalıdır. </strong></p>

<p><span style="color:#e74c3c;"><strong>Diğer unutulmaması gereken husus ise bu uluslararası sözde barış güçleri emperyalist güçler tarafından kurulmuş olmasıdır. </strong></span><strong>Bu nedenle kuruluş amaçlarının barış bekçiliği ve mağdurun korunması ile ilgisi bulunmamaktadır.</strong> Bu kuruluşların amacı sadece siyasi ve ticari menfaatlerin korunmasıdır ve tek dünya düzeninin inşaa edilmesine destek olmak ve bir parçası olmaktır. </p>

<blockquote>
<p><em><strong>Unutulmamalıdır ki Adalet, yalnızca suçluların mahkûm edilmesiyle sağlanamaz. Gerçek adalet, yaşananların inkâr edilmemesi, unutturulmaması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için ortak bir hafızanın oluşturulmasıyla mümkündür.</strong></em></p>
</blockquote>

<p><strong>Çünkü soykırımlar önce vicdanlarda unutulur, sonra tarihte tekrarlanır.</strong></p>

<p>Bu nedenle Srebrenitsa’yı hatırlamak yalnızca Boşnak halkına karşı değil, bütün insanlığa karşı ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur.</p>

<blockquote>
<p>Ateş yalnızca düştüğü yeri yakmamalıdır. O ateş, insanlığını kaybetmemiş her vicdanda hissedilmelidir. Çünkü Srebrenitsa, yalnızca Bosna’nın değil; Birleşmiş Milletler’in, uluslararası toplumun ve sessiz kalmayı tercih eden insanlığın hafızasına kazınmış silinmez bir utanç ve kara lekedir. </p>
</blockquote>

<p><em><strong>Srebrenitsa’yı unutmayacağız.</strong></em></p>

<p><em><strong>Ne toprağın altındaki sessiz çığlıkları…</strong></em></p>

<p><em><strong>Ne de o çığlıklara kulaklarını kapatan dünyanın sessizliğini…</strong></em></p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Aykut YAVUZ</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/av-aykut-yavuz/srebrenitsa-soykirimi-birlesmis-milletler-in-utanci-insanligin-kara-lekesi/147/</link>
<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:45:06 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dijital Çağda İnsan Kalabilmek ve  Ekranların Arkasındaki Gerçeklik Algısı</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Hergün sabah gözümüzü açtığımız ilk andan gece uykuya daldığımız son saniyeye kadar görünmez bir ağın parçası olarak yaşıyoruz. Teknoloji, artık sadece işlerimizi kolaylaştıran bir araç değil; düşünme, iletişim kurma ve dünyayı algılama biçimimizi şekillendiren temel bir unsur haline geldi. Akıllı telefonlar, yapay zekâ asistanları ve her an güncellenen sosyal medya akışları arasında, modern insan adeta dijital bir okyanusta yüzüyor.</p>

<p><br />
Bu dönüşümün en büyük etkisi şüphesiz "<strong>hız"</strong> kavramında saklı. Artık bilgiye ulaşmak saniyeler alıyor, dünyanın öbür ucundaki bir olaydan anında haberdar olabiliyoruz. Ancak bu baş döndürücü hız, beraberinde derin bir sabırsızlık ve odaklanma sorunu da getiriyor. Birkaç dakikalık videolara bile tahammül edemezken, uzun bir kitabı sindirerek okumanın veya sessizce derin düşüncelere dalmanın tadını unutuyoruz. Bilgiye bu kadar kolay erişebilmek, onu gerçekten kabullendiğimiz anlamına gelmiyor.</p>

<p><br />
En çarpıcı değişim ise insani ilişkilerimizde yaşanıyor. Binlerce "<strong>takipçi" veya "arkadaş"</strong> listesine sahip olmamıza rağmen, yalnızlık hissinin modern dünyada çığ gibi büyümesi büyük bir çelişkidir.</p>

<p>Ekranlar aracılığıyla kurulan bağlar, yüz yüze yapılan derin bir sohbetin, göz teması kurmanın ve birinin sesindeki duyguyu hissetmenin yerini tutamıyor. Dijital dünyada mükemmel görünen hayatlar sunarken, arka planda gerçek ve samimi olmayan yaşamları görmek istemiyoruz,  samimi ve gerçek hayata olan  açlığımızı gizliyoruz.</p>

<p><br />
<strong>Gelecek, teknolojiyle çok daha entegre bir yaşam vaat ediyor. </strong>Yapay zekâlar işlerimizi devralırken, bizim insan olarak farkımızı ortaya koyacak tek bir gücümüz kalıyor: Duygusal zekamız, empati yeteneğimiz ve yaratıcılığımız, Teknolojiyi hayatımızdan tamamen çıkarmak ne mümkün ne de mantıklı, Asıl mesele, onun bizi yönetmesine izin vermeden, bizim onu hayatımızı zenginleştiren bir köprü olarak kullanabilmemizdir.</p>

<p>Belki de her gün birkaç saatliğine de olsa ekranları kapatıp sadece "An"da kalmayı başarmak, bu çağda kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliktir.<br />
Dijital hayatın geleceğinde insanlığı büyük bir zihinsel, fiziksel ve sosyal dönüşüm beklemektedir. Teknoloji bir yandan hayatı kusursuzca kolaylaştırırken, diğer yandan "<strong>insan kalabilme</strong>" mücadelesini ön plana çıkaracaktır. </p>

<p>Gelecekte dijital yaşamın insan hayatına getireceği en belirgin değişimler ve ortaya koyacağı yeni gerçeklikler şu şekilde olması muhtemeldir;<br />
<strong>Zihinsel ve Biyolojik Dönüşüm</strong><br />
İnsan beyni ve bilgisayar sistemlerinin doğrudan bağlanacağı hibrit bir zeka dönemi yaklaşmaktadır.<br />
Kararları algoritmaların vermesi, insanın seçme ve derin düşünme kabiliyet ve yetilerini köreltebilecektir.<br />
<em><strong>Protezler, genetik müdahaleler ve çiplerle ömrü uzatılmış, biyolojik sınırlarını aşmış yeni bir insan modeli doğacaktır. </strong></em></p>

<p><br />
<strong>Sosyal İlişkiler ve İletişim</strong><br />
Genişleyen dijital ağlara rağmen, derin ve samimi insan ilişkileri yerini ekran tabanlı yalnızlığa bırakacaktır.<br />
Yüz yüze iletişimin azalması, yeni nesillerde duygu analizini ve empati yeteneğini zayıflatacaktır.<br />
İnsanlar sosyal medyada yarattıkları kusursuz "sahte karakterler" ile gerçek benlikleri arasında sıkışacaktır. <br />
<strong>İş Hayatı ve Toplumsal Yapı</strong><br />
Rutin işlerin tamamını yapay zeka ve robotlar üstlenecek, bu da kitlesel iş gücü değişimlerine yol açacaktır. <br />
Teknolojiye hükmeden "yetenekliler" ile dijital sisteme ayak uyduramayan "sıradanlar" arasında derin bir uçurum oluşacaktır. <br />
İnsanlar sağlık ve güvenlik gerekçesiyle biyometrik verilerini ve tüm özel hayatını takip sistemlerine gönüllü teslim edecektir. </p>

<p><strong>Geleceğe Hazırlık</strong><br />
Dijital gelecekte kaybolmamak için insanın yaratıcılık ve duygusal zeka gibi "yapay zekanın taklit edemediği" yönlerini geliştirmesi gerekmektedir.<br />
 </p>
]]></content:encoded>
<author>Dr. Faruk Çetin</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/dr-faruk-cetin/dijital-cagda-insan-kalabilmek-ve-ekranlarin-arkasindaki-gerceklik-algisi/146/</link>
<pubDate>Sat, 11 Jul 2026 11:10:35 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mısır Nereye Gidiyor?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda Mısır’a dışarıdan bakan birçok kişi hâlâ eski Mısır’ı görüyor. Oysa ülkenin içinde yaşayan, üretim yapan ve yatırımcılarla çalışan insanlar bambaşka bir tabloya şahit oluyor. <strong>Mısır, sessiz fakat kararlı bir ekonomik dönüşüm sürecinden geçiyor.</strong></p>

<p>Yaklaşık 120 milyonluk nüfusuyla<em><strong> Mısır yalnızca büyük bir tüketim pazarı değil, aynı zamanda üretim üssü olma yolunda hızla ilerliyor.</strong></em> Devletin sanayi bölgelerine yaptığı yatırımlar, yeni limanlar, otoyollar, lojistik merkezleri ve enerji projeleri üreticilere önemli avantajlar sağlıyor. Bugün birçok uluslararası şirket, Avrupa’ya, Afrika’ya ve Orta Doğu’ya ulaşmak için <strong>Mısır’ı stratejik bir üretim merkezi</strong> olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Tarım sektörü de bu değişimin önemli ayaklarından biri. Modern sulama sistemleri, sera yatırımları ve tarımda ihracata yönelik üretim modeli sayesinde <em><strong>Mısır; dondurulmuş sebze-meyve, narenciye, patates, soğan ve birçok tarım ürününde dünyanın önemli tedarikçilerinden biri hâline geliyor. </strong></em>Tarım artık sadece iç pazarı besleyen bir sektör değil, döviz kazandıran stratejik bir alan olarak görülüyor.</p>

<p>Elbette Mısır’ın çözmesi gereken sorunları da var. Enflasyon, döviz dengesi, finansmana erişim ve bürokrasi zaman zaman yatırımcıları zorlayabiliyor. Ancak buna rağmen üretim devam ediyor, yeni fabrikalar açılıyor ve ihracat her geçen yıl daha fazla önem kazanıyor.</p>

<p><strong>Bugün Mısır’ın en büyük avantajı</strong>; genç nüfusu, rekabetçi iş gücü maliyetleri, <strong>üç kıtanın kesişimindeki stratejik konumu</strong> ve geniş <strong>serbest ticaret anlaşmalarıdır.</strong> Bu avantajlar doğru politikalarla birleştiğinde ülkeyi yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte önemli bir üretim merkezi hâline getirebilir.</p>

<p><strong><em>Önümüzdeki beş ila on yıllık dönemde Mısır’ın başarısını belirleyecek unsur, sadece büyük projeler değil; katma değerli üretimi artırması, teknolojiye yatırım yapması ve ihracat odaklı büyümesini sürdürebilmesidir.</em></strong></p>

<p>Mısır’ın geleceği yalnızca piramitlerde değil; fabrikalarında, tarım arazilerinde, limanlarında ve ihracat yapan işletmelerinde şekilleniyor. Bu değişimi uzaktan izleyenler henüz tam olarak fark etmeyebilir. Ancak sahada çalışanlar biliyor ki Mısır, yavaş ama istikrarlı adımlarla yeni bir ekonomik döneme doğru ilerliyor.</p>
]]></content:encoded>
<author>Hasan Akyüz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/hasan-akyuz/misir-nereye-gidiyor/145/</link>
<pubDate>Sat, 11 Jul 2026 08:09:04 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Batının İşgal Projesi: Bir "Savunma" Yalanı Olarak Nato</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">Ankara, bugün tarihin en büyük "<strong>göz boyama</strong>" ritüellerinden birine, bir NATO zirvesine ev sahipliği yapıyor. Ekranlarda generallerin, profesörlerin NATO’yu yere göğe sığdıramadığı, "<strong>NATO olmasa biterdik</strong>" nakaratlarıyla kendi celladına şükranlarını sunduğu bir trajedi izliyoruz. Oysa hakikat, zihin konforumuzu yerle bir edecek kadar çıplak ve sarsıcıdır: <b data-index-in-node="355" data-path-to-node="1">NATO, bir savunma paktı değil, siyonist küresel hegemonyanın ve insanlığa vurulmuş en ağır pranganın adıdır.</b></p>

<h3 data-path-to-node="2">Siyonizmin Askeri Eli: Nato'nun Küresel İşgal Haritası</h3>

<p data-path-to-node="3"><strong>İkinci Paylaşım Savaşı</strong>’nın külleri üzerine inşa edilen bu örgüt, galiplerin dünyaya diktiği bir cellat kostümüdür. İkinci Dünya Savaşı’na kadar dünyayı sömüren <strong>İngiliz aklının</strong>, savaştan sonra yerini <strong>Yahudi sermayesi </strong>ve onların "<strong>besleme</strong>" baronik-masonik elitlerine devrettiği bir sistemin askeri kalkanıdır.</p>

<p data-path-to-node="3">Bugün Amerikan Kongresi’nin, <strong>Gazze</strong>’de masum çocukları katleden bir soykırımcıyı 67 kez ayakta alkışlaması, bir tesadüf değil, efendisine verilen sadakat şahididir. ABD, bağımsız bir devlet değil, <strong>Yahudi hegemonyasının stratejik bir operasyon merkezidir</strong>. NATO da, bu hegemonyanın küresel ölçekte korunmasından sorumlu olan "<strong>işgal kuvvetidir.</strong>"</p>

<h3 data-path-to-node="4">"Türkiye'yi Korumak" Yalanı ve Bedenin İhaneti</h3>

<p data-path-to-node="5">Türkiye’nin NATO üyeliği, bir güvenlik tercihi değil, <b data-index-in-node="54" data-path-to-node="5">bir ruhun teslimiyetidir.</b> Lozan ile medeniyet iddialarından vazgeçmeye zorlanan bu topraklar, NATO üyeliğiyle "<strong>Batı’yı tehdit etmeyecek kadar eli kolu bağlanmış"</strong> bir köle derekesine düşürülmüştür. 15 Temmuz dahil olmak üzere, bu topraklarda yaşanan her darbenin altında, Türkiye’nin yeniden ayağa kalkmasını hazmedemeyen bu örgütün parmak izleri vardır.</p>

<p data-path-to-node="6">"<strong>NATO bizi işgalden koruyor</strong>" diyenler, aslında bizi kendi tarihsel derinliğimizden, kendi medeniyet iddialarımızdan ve bağımsızlığımızdan koruyan o demir parmaklıkları kutsuyorlar. <strong><em>Biz NATO'ya girmedik; biz, kendi ruhumuzu, Batı'nın kirli ve kanlı çıkarlarına rehin verdik.</em></strong></p>

<h3 data-path-to-node="7">Yanılsama: "NATO 3.0" ve Türkiye'nin Kuşatılması</h3>

<p data-path-to-node="8">Şimdi de "<strong>NATO 3.0"</strong> masalıyla Türkiye’ye elma şekeri uzatılıyor. "<strong>NATO’yu biz şekillendireceğiz"</strong> hayali, bir ayartma operasyonudur. Türkiye güçlendikçe onu kendi eksenine hapsetmek, yeniden bir "<strong data-copy-service-computed-style="font-family: "Google Sans", Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-weight: 700; margin: 0px; text-decoration: none; border-bottom: 0px rgb(10, 10, 10);" data-sfc-cb="" data-sfc-root="ep" jsaction="" jscontroller="zYmgkd#vvzi1e" jsuid="O5JTRd_b">Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye<!--TgQPHd||[]--></strong>" kurmasını engellemek için NATO içinde konumumuzu "<strong>görece"</strong> artırıyorlar. <strong>Dün Osmanlı</strong>’yı hangi sinsi oyunlarla parçaladılarsa, <strong>bugün de Türkiye</strong>’yi aynı "<strong>stratejik ortaklık</strong>" yalanıyla kuşatıyorlar.</p>

<p data-path-to-node="9">Ankara'daki zirveden bir "<strong>diriliş</strong>" bekleyenler büyük bir yanılgı içindedir. <strong>NATO,</strong> Sovyetlerin yıkılışından bu yana varoluşsal bir krizin pençesindedir; içi boşalmış, Avrupa ile ABD arasında derin çatlakların oluştuğu, sadece birilerinin "<strong>kuyruk acısını</strong>" gidermek için <strong>Rusya'ya karşı kışkırtıldığı</strong> bir kaos merkezidir.</p>

<h3 data-path-to-node="10">İbretlik Son</h3>

<p data-path-to-node="11"><strong>İzlanda</strong>’nın ordusuzluğu ile <strong>ABD’nin soykırımcı makinesinin</strong> aynı masada oturması, bu ittifakın bir "<strong>savunma ortaklığı</strong>" değil, bir "<strong>çıkarlar paylaşımı"</strong> olduğunun kanıtıdır. 2035 yılına kadar savunma harcamalarını <strong>GSYH'nin %5'</strong>ine çıkarma dayatması, dünyanın daha güvenli bir yer haline gelmesi için değil, <strong>efendilerin silah tüccarlarını</strong> daha fazla beslemesi içindir.</p>

<p data-path-to-node="12"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="12">Son söz şudur:</b> Bir millet, kendi savunmasını kendi medeniyet ekseninde kurmadığı müddetçe, ne kadar NATO üyesi olursa olsun, her an hançerlenmeye mahkumdur. Biz, NATO’nun "<strong>koruyucu kalkanı</strong>" altında değil, onun gölgesinde medeniyetimizi, ruhumuzu ve geleceğimizi eritiyoruz. <strong>Tarih, başkasının silahına güvenip yatağa girenlerin, sabahleyin o silahın namlusuyla uyandığı ibretlik vakalarla doludur.</strong></p>

<p data-path-to-node="13"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="13">NATO bir güvenlik sigortası değil, insanlığın özgürlüğüne vurulmuş, altın kaplamalı bir kölelik zinciridir.</b></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/batinin-isgal-projesi-bir-savunma-yalani-olarak-nato/144/</link>
<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:15:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Fıtratın İflası: Lut Kavmi'nin İğrenç sonu ve ebedi helaki</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">Tarihin tozlu sayfaları, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı ve fıtratın en aşağılık seviyeye indirgendiği bir utanç vesikasıyla doludur: <b data-index-in-node="144" data-path-to-node="1">Lut Kavmi.</b> Hz. İbrahim’in ateşten kurtuluşuna şahitlik eden ve O’na ilk iman edenlerden biri olan Hz. Lut, sadece bir peygamber değil, aynı zamanda azgınlaşmış bir topluma karşı verilen onurlu bir mücadelenin yegâne temsilcisidir.</p>

<p data-path-to-node="0">İsmi, “<strong>bir şeyi kapatmak/örtmek”</strong> anlamına gelen bu kutlu elçi, kavminin işlediği o iğrençlikleri örtmeye, temizlemeye çalışmış fakat karşısında iradesini sapkınlığa kurban etmiş bir yığın bulmuştur.</p>

<h3 data-path-to-node="2">Beş Yüz Bin Kişilik Bir İğrençlik Bataklığı</h3>

<p data-path-to-node="3">Allah tarafından <strong>Sodom, Gomora, Adma, Seboyim ve Soar</strong> şehirlerine gönderilen <strong>Hz. Lut</strong>, toplamda <strong><em>en az beş yüz bin kişilik, ticaret ve ziraatla zenginleşmiş ama ruhen çürümüş bir kitleyle karşı karşıyaydı.</em></strong> Bu toplum, ahlaksızlığı bir yaşam biçimi haline getirmiş; fıtratın gereği olan evliliği terk ederek erkek erkeğe, kadın kadına yönelmiş, sapkınlıklarını sınır tanımaz bir boyuta taşımıştı. Öyle ki, hayvanların dahi sergilemeyeceği bir hayasızlık, bu topluluk içinde “<strong>normal</strong>” karşılanır hale gelmişti.</p>

<p data-path-to-node="4">Hz. Lut, bu bataklığın ortasında yapayalnızdı. <strong>En yakınındaki kişi olan karısı bile, bu sapkınlığa ortak olmuş,</strong> peygamberine ihanet ederek kavminin o kirli düzenini desteklemiştir. Halk ise, kendisine yapılan uyarıları alaycılıkla karşılamış, "<strong>Doğru söyleyenlerden isen getir bakalım o azabı!</strong>" diyerek Allah’a meydan okuyacak kadar kibir ve sapkınlık içinde boğulmuşlardı.</p>

<h3 data-path-to-node="5">Gökten Yağan Taşlar ve İbretlik Son</h3>

<p data-path-to-node="6">Yüce Allah’ın hükmü tecelli ettiğinde, <strong>Cebrail, İsrafil ve Mikail (a.s.)</strong>, yakışıklı gençler suretinde <strong>Lut (a.s.)</strong>’ın evine misafir oldular. İhanetle yoğrulmuş olan Hz. Lut’un karısı, durumu hemen kavmine haber verdi. Şehir halkı, o çirkin ve aşağılık arzularıyla peygamberin evini kuşattı. Ancak bu, onların son adımıydı.</p>

<p data-path-to-node="7"><strong>Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte,</strong> o zamana kadar görülmemiş, işitilmemiş bir azap koptu. <strong>Korkunç bir çığlık,</strong> ardından şehirlerin altının üstüne getirilmesi ve üzerlerine gökten sağanak halinde yağan, kime isabet edeceği önceden <strong>işaretlenmiş taşlar... </strong>Bu sapkın kavim, dünya üzerinden kazındı.</p>

<h3 data-path-to-node="8">Fıtratın İhaneti ve Ebedi Bedel</h3>

<p data-path-to-node="9">Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, <i data-index-in-node="33" data-path-to-node="9">"<strong>Ümmetimden, Lut Kavminin amelini işleyerek ölen kimseyi, Allah, onların yanına nakleder ve onlarla birlikte haşreder"</strong></i> buyurması, meselenin ciddiyetini ve ahiretteki karşılığını apaçık ortaya koymaktadır.</p>

<p data-path-to-node="10">İnsan, fıtratına aykırı olan her türlü gayrimeşru sapkınlıkla sadece dünyasını zindana çevirmekle kalmaz, aynı zamanda ebedi bir helaki de kendi eliyle hazırlar. Ahlakın ve fıtratın yegâne koruyucusu olan İslam, bu sınırların aşılmasını "<strong>insanlığın intiharı"</strong> olarak niteler.</p>

<p data-path-to-node="10">Tarih, bu sapkınlık bataklığında boğulanların ibretlik sonuyla doludur; zira <em><strong>Allah’ın koyduğu fıtrat kanunlarına savaş açanlar, tarih boyunca sadece birer enkazdan ibaret kalmışlardır.</strong></em></p>

<p data-path-to-node="11">Bugün, bu iğrençlikleri modernite veya özgürlük maskesiyle pazarlayanlar, Sodom ve Gomora’nın küllerinden yükselen o kadim uyarıyı unutmamalıdır: <b data-index-in-node="146" data-path-to-node="11">İnsan, fıtratını inkar ettiği an, kendi sonunu da hazırlamış olur.</b></p>
]]></content:encoded>
<author>Aylin Türk</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/aylin-turk/fitratin-iflasi-lut-kavmi-nin-igrenc-sonu-ve-ebedi-helaki/143/</link>
<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 09:42:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ecdadın Kabrinden Yükselen Feryat: Ahlaksızlığa Sustukça Helakı Davet Ediyorsunuz! </title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Asırların emaneti, </strong>fatihlerin ve şehitlerin yatağı İstanbul, bugün tarihin en aşağılık, en cüretkâr ahlaksızlık dayatmalarından biriyle karşı karşıya kalmıştır. Kutsal mekânlarımızı birer reklam malzemesi olarak gören, kadim şehrimizin manevi iklimini kirli emellerine basamak yapmaya çalışan 3 bin kişilik sapkın güruh, İstanbul Boğazı’nı kendi azgınlıklarına mekân seçme küstahlığını göstermiştir.</p>

<p><strong>Unutulmamalıdır ki;</strong> <em>Lut Kavmi’</em>nin helakına sebep olan o karanlık zihniyet, bugün yeniden hortlatılmak istenmektedir. <strong>Fatih Sultan Mehmet</strong>’in fethettiği, <strong>Yavuz Sultan Selim</strong>’in <strong>Hilafet emanetiyle </strong>yücelttiği bu topraklar, ecdadımızın kemiklerini sızlatacak bu rezalete asla teslim edilmeyecektir!</p>

<p>Ahlaksızlık Planı ve İdari Müdahale İstanbul Boğazı’nı kirli bir "<strong>sapkınlık partisi</strong>" ile kirletmeyi planlayan bu organizasyon, kamuoyunda infiale yol açmış ve vicdan sahibi halkımız tarafından derhal reddedilmiştir. Bu aşağılık girişimin merkez üssü olan ve Beyoğlu Cihangir Mahallesi’nde faaliyet gösteren işletme, yapılan denetimler sonucunda mevzuata aykırı işlemleri nedeniyle Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından mühürlenerek kapatılmıştır.</p>

<p>İstanbul Valiliği tarafından yapılan resmî açıklamada, bu müdahalenin mevzuata aykırı uygulama ve işlemler gerekçesiyle gerçekleştirildiği açıkça belirtilmiştir. Organizasyonla bağlantılı olduğu tespit edilen söz konusu işletmenin kapatılması, bu kirli planın ilk darbesini almasını sağlamıştır.  </p>

<p><strong>Turizm Kılıfı Altında Ahlaki Çöküş..</strong></p>

<p>Bugün turizm maskesi altında, bu vatanın evlatları sistematik bir ahlaksızlığa sürüklenmektedir. "<strong>Para her şeydir</strong>" düsturuyla hareket edenler, bir miktar kazanç uğruna haya ve ahlak sınırlarını çiğnemekte bir beis görmemektedir. Kendi öz değerlerinden kopan, tarihini unutan bu zihniyet, ecdadının irfanından ziyade, Batı’nın dine ve ahlaka yabancı tarihini kendine rehber edinmiştir.</p>

<p>Kutsal kitabımız <strong>Kur’an-ı Kerim</strong> ile alay etme cüretini gösteren aşağılık bir güruh, "<strong>komiklik</strong>" adı altında milletimizin en hassas olduğu değerleri ayaklar altına almaktadır.</p>

<p><strong>Sessizlik Bir Vebaldir..</strong></p>

<p><strong>Ahir Zamanın Sınavı.. </strong>Peki, bu rezaletler karşısında dilsiz şeytan kesilenler nerededir? Yaklaşık <strong>300 bin din görevlisine sahip olan</strong> Diyanet İşleri başta olmak üzere, kendini "<strong>Müslüman cemaat</strong>" olarak adlandıran yapılara kadar geniş bir kesimin bu açık sapkınlığa karşı "<strong>sessiz ve sakin</strong>" kalması, kabul edilemez bir gaflettir. </p>

<p>Bugün "<strong>konuşan Müslüman</strong>" sayısı artarken, "<strong>yaşayan ve yaşatan Müslüman</strong>" sayısında acı bir azalma yaşanmaktadır. Camilerimizin sayısı artsa da cemaatimizin azalması ve manevi boşluğa düştüğü, ahir zamanın en şiddetli fitneleriyle sınandığımız apaçık ortadadır.</p>

<p>Kur'an-ı Kerim, toplumsal yozlaşmaya karşı sessiz kalan toplumların akıbetini açıkça haber vermektedir. Tarih, yanlışlara karşı susanların, bela ve felaket kapıya dayandığında nasıl helak olduklarının ibret vesikalarıyla doludur. <strong>Ad Kavmi </strong>şiddetli rüzgâr ve fırtınayla, <strong>Semud Kavmi</strong> ise depremle yerle bir edilmiştir.</p>

<p><strong>Unutulmamalıdır ki; </strong>bir toplumda ahlaksızlığa karşı sessiz kalındığında, o bela sadece yapanı değil, o sapkınlığı seyredip susanları da kapsayacak bir felakete dönüşür.</p>

<p><strong>Ecdadın Emanetine Sahip Çıkma Vakti..</strong></p>

<p><strong>Gelinen noktada,</strong> organizasyonun kalbi niteliğindeki kruvaziyer gemisinin rotası güncellenerek İstanbul durağı programdan çıkarılmıştır. Bu gelişme, manevi değerlerine sahip çıkan milletimizin, topyekûn bir duruş sergilediğinde hangi karanlık odakları geri adım attırabileceğinin en net kanıtıdır.</p>

<p> Fatihlerin ve Yavuzların emaneti olan bu kutlu şehirde, manevi değerlerimize yapılan hiçbir saldırıya müsamaha gösterilmeyecektir.<strong> Lut Kavmi</strong>’nin akıbetini zihinlerden silmeye çalışan bu zihniyete karşı durmak, sadece bir görev değil; bu toprakların evlatlarına bırakılan tarihsel ve vicdani bir sorumluluktur.</p>

<p>İstanbul, ecdadın nuruyla parlamaya devam edecek; bu rezil teşebbüse sessiz kalanlar ise tarihin ve vicdanların önünde hesap vermekten kurtulamayacaktır. </p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/ecdadin-kabrinden-yukselen-feryat-ahlaksizliga-sustukca-helaki-davet-ediyorsunuz/142/</link>
<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 00:20:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bıçak Cana Dayanmış İken Rabbimdendir Deyip Razı Olmak</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">Hz. İbrahim (a.s.), ilerleyen yaşına rağmen Yüce Allah tarafından müjdelenen salih evladı ile en zor imtihanlarından birini yaşamıştır. Üst üste gördüğü aynı rüyanın hakiki bir vahiy olduğunu idrak ettiğinde, oğlu Hz. İsmail’i (a.s.) Allah yolunda kurban etmeye karar vermiştir.</p>

<p data-path-to-node="2">Bu süreçte Hz. İbrahim, Hz. Hacer ve Hz. İsmail, eşi benzeri olmayan bir teslimiyet örneği sergilemişlerdir. Hz. İsmail’in, "<em><strong>Babacığım, sana emredileni yap! İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın,</strong></em>" şeklindeki teslimiyeti ve Hz. Hacer’in, "<strong><em>Eğer bunu Rabbim emrettiyse, Allah’ın emrine boyun eğmek gerekir</em></strong>," diyerek rıza göstermesi, <strong>ilahi emirlere karşı takınılması gereken tavrın en yüce ifadesidir.</strong> Bu asil duruş, bugün hepimiz için ders niteliğinde bir örnektir.</p>

<p data-path-to-node="3">Hz. İbrahim, gelen ağır imtihan karşısında evladından vazgeçebilme iradesini göstermiş; bıçağı oğlunun boğazına dayayıp teslimiyetin zirve noktasına erdiği anda Yüce Allah, kurban etmesi için bir koç göndererek onu ödüllendirmiştir. Bu zorlu denemeyi başarıyla veren Hz. İbrahim, Yüce Allah tarafından <strong>"halil"</strong> (dost) edinilmiş ve "<strong>hanif bir Müslüman</strong>" <em>olarak anılan ilk zat olmuştur.</em> O, başlı başına bir ümmet ve tevhid ehli olanların imamıdır.</p>

<p data-path-to-node="4">Yüce Allah’ın bizi sınadığı imtihanlar karşısında, onların gösterdiği gibi dimdik durmak, teslimiyetleri gibi teslim olmak ve <em><strong>en değerlilerimizle sınandığımızın bilincinde kalarak</strong></em> gerektiğinde onlardan vazgeçebilmek gerekir. Tüm bunları yaparken, "<strong><em>Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır"</em></strong> (<i data-index-in-node="284" data-path-to-node="4">Saffat Suresi, 106</i>) ayetini zihnimizde daima diri tutmalıyız.</p>

<p data-path-to-node="5">Her zorlu imtihanın ardından en güzel mükâfatı veren Yüce Allah, Hz. İbrahim’e de lütufta bulunmuştur. <em><strong>Hz. İsmail (a.s.), babasından sonra elli yıl peygamberlikle vazifelendirilmiş;</strong></em> Allah katında rızaya ermiş, üstün meziyetler sahibi bir şahsiyet olmuştur. <em><strong>Halkı arasında Arap dilini en mükemmel şekilde konuşan Hz. İsmail'in bu vasfının, Hz. Cebrail (a.s.) tarafından Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) aktarıldığı bizzat bildirilmiştir.</strong></em></p>

<p data-path-to-node="6">Ayrıca bugün Kâbe’de "<strong>Makam-ı İbrahim</strong>" adıyla anılan taşın, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in Kâbe’yi onarımları sırasında şekillendiği bilinmektedir. Hz. İsmail’den günümüze kalan bir diğer miras ise<em><strong> yabani atları ehlileştirmesi ve onlara binen ilk insan olmasıdır.</strong></em> Ondan önce yabani hayvanlara binilemediği bilinmektedir.</p>

<p data-path-to-node="7">Bize bırakılan bu kıymetli mirası koruyup yaşatmak ve onlarla aynı cennete erişebilmek için,<strong> bugün peşinden koştuğumuz dünya metaını ve önceliklerimizi yeniden sorgulamamız gerekmektedir.</strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Aylin Türk</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/aylin-turk/bicak-cana-dayanmis-iken-rabbimdendir-deyip-razi-olmak/141/</link>
<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 22:11:43 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Eti Kemiğinden Ayrılanların İslam'ı Ve Bizim Sahte Dâvâlarımız!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hz. Habbâb Bin Eret (r.a) ve Çektiği Eziyetler</strong><br />
İslâm tarihinin ilk saflarında, kendilerini imtihan meydanına korkusuzca atan ve Allah yolunda en dehşet verici işkencelere göğüs geren mübarek bir zat yürüyordu: Hz. Habbâb bin Eret (r.a). O, İslâm ile şereflenen ilk beş altı kişiden biriydi. Sırf bu tercihi yüzünden, yıllarca sürecek ve insan aklının sınırlarını zorlayacak bir zulüm çarkının dişlileri arasına bırakıldı.</p>

<p><br />
Müşrikler ona demir zırhlar giydirir, Mekke’nin o cehennemi andıran kızgın güneşinin altına fırlatırlardı. Demir zırh sıcaktan kor hâline gelip tenini kavururken, o kan ter içinde kalır ama dâvâsından tek bir ödün bile vermezdi. Bu vahşet yetmedi; onu yakıcı bir alevi andıran kızgın kumların üzerine sırtüstü yatırır, doğrulmasın diye de göğsüne ayaklarıyla basarlardı. Acımasızca yapılan bu işkenceler yüzünden sırtındaki etler eriyor, çürüyor ve parça parça dökülüyordu!</p>

<p><br />
Hz. Habbâb, Ümmü Enmâr adlı zalim bir kadının kölesiydi. Bu kadın, onun Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile görüştüğünü her duyduğunda, demiri ateşte kıpkırmızı olana kadar kızdırır ve intikam alırcasına Habbâb’ın başını dağlardı. Kelimelerin tarif etmekte aciz kaldığı bir cehennem hayatıydı bu...</p>

<p><br />
Yıllar sonra, Hz. Ömer (r.a.) kendi hilafeti döneminde Hz. Habbâb’tan kendisine yapılan eziyetleri anlatmasını istediğinde; Habbâb konuşmak yerine sadece tek bir şey yaptı: "Sırtıma bakın," dedi. Hz. Ömer, onun sırtındaki o korkunç kömürleşmiş çukurları ve dağlama izlerini gördüğünde dehşete düşerek, "Bugüne kadar böylesini hiç görmedim!" itirafında bulundu. Hz. Habbâb ise tarihe kazınacak o sarsıcı gerçeği fısıldadı:</p>

<p><br />
<em>"Beni ateş korları üzerine yatırarak sürüklerlerdi. Sırtımdan çıkan yağ ve kanlar o ateşi söndürürdü."</em></p>

<p><br />
<strong>Konforun İçinde Ağlayan Bir Sahâbi</strong></p>

<p><br />
Asıl sarsıcı olan neydi biliyor musunuz? Bu kadar eziyet çekmesine rağmen, İslâm’ın yükselmesiyle fetih kapıları açılıp Medine’ye zenginlik gelmeye başlayınca, Hz. Habbâb köşesine çekilip rahatlamadı. Aksine, "Allah etmesin! Yoksa çekmiş olduğumuz eziyetlerin mükâfatı ahirete kalmayıp dünyada iken mi bize veriliyor?" diye korkudan hıçkıra hıçkıra ağlar dururdu. Bugün en küçük bir dünyalık menfaat için inancını eğip bükenler, servet içinde yüzerken şükrü unutanlar; sırtındaki etleri İslâm için eriyen bu zatın ahiret endişesinden utanmalıdır!</p>

<p><br />
<strong>Ümmetin Bitmeyen İmtihanı</strong></p>

<p><br />
Hz. Habbâb’ın aktardığı bir diğer mühim hakikat ise ümmetin bugünkü parçalanmışlığına ışık tutmaktadır: Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.v.), âdetinin aksine çok uzun bir namaz kıldı. Sahâbîler hayretle sebebini sorduklarında, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:<br />
"Bu, ümit ve korku namazıydı. Ben bunda Allah’a üç dua ettim; ikisi kabul edildi, biri kabul edilmedi. Rabbimden ümmetimin hepsini kıtlıkla helak etmemesini istedim, kabul edildi. Onları silip süpürecek dış bir düşmanı başlarına musallat etmemesini istedim, bu da kabul edildi. Üçüncü olarak, onların kendi aralarında kavga ve dövüş olmamasını (iç çatışmaya düşmemelerini) istedim; fakat bu duam kabul olunmadı."</p>

<p><br />
<strong>Eğilmeyen Bir Ömrün Sonu</strong></p>

<p><br />
Hz. Habbâb, hicretin 37. senesinde vefat etti ve Kûfe’ye defnedilen ilk sahâbî oldu. Hz. Ali (k.v.) onun kabrinin yanından geçerken, bugün her birimizin alnına bir tokat gibi inmesi gereken şu muazzam sözleri söyledi:<br />
"Allah Habbâb’a rahmet etsin. Kendi isteğiyle Müslüman oldu, severek hicret etti, ömrünü cihadla geçirdi ve musibetlere sabretti. Kıyameti hatırlayan, hesap vakti için hazırlık yapan, geçinecek kadar mala kanaat eden ve kendi Mevlâ’sını razı eden kimseye ne mutlu!"</p>

<p><br />
Şimdi dönüp kendimize sorma vaktidir: Biz kimin ümmetiyiz? Sıcaktan kor olan zırhların içinde imanı haykıranların mı, yoksa klimalı odalarında dâvâcılık oynayanların mı?</p>
]]></content:encoded>
<author>Ayşe  Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/ayse-filiz/eti-kemiginden-ayrilanlarin-islam-i-ve-bizim-sahte-davalarimiz/140/</link>
<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 15:37:10 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gurbetçiler Türkiye'den Ev Alırken Nelere Dikkat Etmeli?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa'da yaşayan milyonlarca Türk vatandaşı için Türkiye'den ev almak yalnızca bir yatırım değil, aynı zamanda memleketle bağları güçlendiren önemli bir adımdır. Kimi emeklilik planları yapmakta, kimi çocukları için bir gelecek hazırlamakta, kimi ise memlekete döndüğümde başımı sokacak ve huzur içinde yaşayacağım bir evim veya yazlığım olsun düşüncesinde. yılların birikimini değerlendirmeye çalışmaktadır.</p>

<p>Ancak uygulamada görüyoruz ki, Türkiye'de gayrimenkul satın alan veya ev yaptıran gurbetçiler zaman zaman ciddi mağduriyetlerle karşılaşabilmektedir. Özellikle işlemlerin uzaktan yürütülmesi, yatırım sürecinin yeterince takip edilememesi, nasıl olsa yurt dışında Türkiye'ye gelip takip edecek durumundan fırsat bilinmesi ve hukuki destek alınmaması nedeniyle önemli hak kayıpları yaşanabilmektedir.</p>

<p><strong>Tapu İşlemlerinde Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong><br />
Bir taşınmaz satın alınmadan önce tapu kayıtlarının ayrıntılı şekilde incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Satın alınmak istenen taşınmaz üzerinde ipotek, haciz, intifa hakkı, kira şerhi veya başka hukuki kısıtlamalar bulunabilmektedir. Daha kötüsü ise, aynı taşınmazın birden çok müşteriye satıldığı, tapusu olmayan taşınmazların da satıldığı dolandırıcılık vakaları da çok yaşanmaktadır. </p>

<p>Bazı durumlarda vatandaşlarımız yalnızca emlak danışmanlarının veya satıcının verdiği bilgilerle hareket etmekte, gerekli araştırmaları yapmadan satın alma işlemini tamamlamaktadır.  Oysa sonradan ortaya çıkabilecek hukuki sorunlar, hem maddi kayıplara hem de uzun süren davalara neden olabilmektedir.</p>

<p><strong>Vekâlet Verirken Dikkatli Olun</strong><br />
Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sık başvurduğu yöntemlerden biri de işlemleri vekâletname ile yürütmektir.</p>

<p>Elbette vekâletname birçok işlemi kolaylaştırmaktadır. Ancak kapsamı iyi belirlenmemiş veya gereğinden fazla yetki içeren vekâletnameler ileride ciddi sorunlara yol açabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle vekâletnamenin kapsamı dikkatle hazırlanmalı ve mümkün olduğunca yalnızca gerekli işlemleri kapsamalıdır ve gerekirse süreli olmalıdır. </p>

<p><strong>Miras Kalan Taşınmazlarda Yaşanan Sorunlar</strong><br />
Türkiye'de bulunan birçok taşınmaz miras yoluyla birden fazla kişiye geçmektedir. Özellikle yurt dışında yaşayan mirasçılar, süreçleri yakından takip edemedikleri için hak kayıpları yaşayabilmektedir.</p>

<p>Hisseli taşınmazlar, ortaklığın giderilmesi davaları ve aile içi anlaşmazlıklar uygulamada sık karşılaşılan sorunlar arasındadır. Bu nedenle miras bırakanın vefatından sonra veraset işlemlerinin ve tapu kayıtlarının dikkatle takip edilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Müteahhitlerle Yapılan Sözleşmelerde En Sık Karşılaşılan Sorunlar</strong><br />
Son yıllarda gurbetçilerin en fazla mağduriyet yaşadığı alanlardan biri de müteahhitlerle yapılan sözleşmelerdir.</p>

<p>Özellikle arsa üzerine villa yaptırmak isteyen veya yeni projelerden konut satın alan vatandaşlarımız, zaman zaman ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir.</p>

<p><strong>Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:</strong></p>

<ul>
	<li>İnşaatın sözleşmede belirtilen tarihte tamamlanmaması,</li>
	<li>Teslim tarihinin sürekli ertelenmesi,</li>
	<li>Yapılan ödemelere rağmen inşaatın ilerlememesi,</li>
	<li>Kalitesiz malzeme kullanılması,</li>
	<li>Teknik şartnameye aykırı imalat yapılması,</li>
	<li>İşçilik kalitesinin düşük olması,</li>
	<li>Yapılan ödemelerin başka projelerde kullanılması,</li>
	<li>Müteahhidin mali sıkıntıya düşmesi nedeniyle inşaatın durması,</li>
	<li>Dolandırıcılık niteliğindeki işlemler nedeniyle yatırımın tamamen kaybedilmesi.</li>
</ul>

<p>Bu nedenle müteahhitlik sözleşmeleri imzalanmadan önce son derece dikkatli davranılmalıdır.</p>

<p><strong>Sözleşme ve Teknik Şartname Hayati Öneme Sahiptir</strong><br />
Birçok kişi sözleşmede yalnızca satış bedeline ve ödeme planına odaklanmaktadır. Oysa sözleşmenin en önemli bölümlerinden biri teknik şartnamedir.</p>

<p>Kullanılacak beton sınıfı, demir kalitesi, yalıtım sistemi, elektrik ve su tesisatı, pencere sistemleri, mutfak ve banyo ekipmanları gibi tüm teknik detaylar açıkça belirtilmelidir.</p>

<p><strong>Ayrıca sözleşmede;</strong></p>

<ul>
	<li>İnşaatın başlangıç tarihi,</li>
	<li>Teslim tarihi,</li>
	<li>Ara teslim aşamaları,</li>
	<li>Gecikme halinde uygulanacak yaptırımlar,</li>
	<li>Tarafların hak ve yükümlülükleri,</li>
</ul>

<p>ayrıntılı şekilde yer almalıdır.</p>

<p>Mümkün olduğu ölçüde sözleşmelerin noter huzurunda düzenlenmesi veya imzaların noterlikçe onaylanması da ileride yaşanabilecek uyuşmazlıkların önüne geçilmesine katkı sağlayacaktır.</p>

<p><strong>Ödemelerinizi Aşamalara Bağlayın</strong><br />
Yüksek tutarlı ödemelerin peşin yapılması önemli riskler doğurabilmektedir.</p>

<p>Ödemelerin, inşaatın ilerleme seviyesine göre belirlenen aşamalara bağlanması ve yapılan iş oranında ödeme yapılması, olası mağduriyetlerin önlenmesi açısından daha güvenli bir yöntemdir.</p>

<p><strong>Akrabaya Değil, Uzman Desteğine Güvenin</strong><br />
Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sık yaptığı hatalardan biri de tüm süreci yalnızca bir akraba veya tanıdık aracılığıyla yürütmeye çalışmalarıdır.</p>

<p>Yakınların desteği elbette önemlidir. Ancak gayrimenkul yatırımları, müteahhit sözleşmeleri, tapu işlemleri ve resmi kurumlar nezdindeki süreçler hukuki bilgi ve tecrübe gerektirmektedir.</p>

<p>Bu nedenle yatırım sürecinin, prosedürleri bilen ve olası bir mağduriyet durumunda gerekli hukuki yollara zamanında başvurabilecek bir avukat tarafından takip edilmesinde önemli fayda bulunmaktadır. Profesyonel hukuki destek, ileride ortaya çıkabilecek ciddi maddi kayıpların ve uzun süren uyuşmazlıkların önüne geçebilmektedir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong><br />
Türkiye'den ev almak doğru planlandığında son derece değerli bir yatırım olabilir. Ancak özellikle yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız açısından, yalnızca güven ilişkisine dayanarak hareket etmek yerine hukuki ve teknik güvence mekanizmalarından yararlanmak büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki, bir gayrimenkul yatırımında en değerli yatırım yalnızca taşınmaza değil, hukuki güvenceye yapılan yatırımdır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Aykut YAVUZ</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/av-aykut-yavuz/gurbetciler-turkiye-den-ev-alirken-nelere-dikkat-etmeli/139/</link>
<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 23:41:46 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Türkiye'nin Yükselişi, İsrail'in Sonu: 21. Yüzyılın Güç Matematiği Değişiyor!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0"><br />
ABD’nin İran ile İsviçre’de masaya oturması, küresel sistemde bir devrin kapandığının en somut ilanıdır. On yıllardır ABD’yi kendi tetikçisi olarak kullanan İsrail, artık yolun sonuna geldi. Washington’da İsrail’in casusluk yazılımları Pentagon koridorlarını sarsarken, bölgedeki "<strong>coğrafyanın sahipleri</strong>" ayağa kalkıyor. İsrail artık korunması gereken bir stratejik ortak değil; Amerikan halkının geleceğini zehirleyen, Washington’ı rehin alan bir Garnizon’dur.</p>

<p data-path-to-node="0"><strong>Bir İmparatorluğu Rehin Alan "Zehirli Sarmaşık"</strong></p>

<p data-path-to-node="3">ABD ve Avrupa, son otuz yılını İsrail’i yaşatmak uğruna kendi çıkarlarını feda ederek geçirdi. Irak’tan Libya’ya, Suriye’den Doğu Akdeniz’e kadar dökülen her damla kan, yakılan her şehir, sadece bir avuç ırkçının güvenliğini sağlamak içindi. ABD, bu uğurda küresel kredisini tüketti, kendi halkını sefalete mahkûm etti ve dünyada "nefret edilen bir imparatorluk" konumuna düştü.</p>

<p data-path-to-node="4">Ancak oyunun kuralları değişti. Trump yönetiminin İran ile attığı kırılgan ama kararlı adımlar, ABD’nin artık İsrail’in bitmek bilmeyen savaş iştahına "<strong>dur</strong>" demeye başladığının işaretidir. İsrail’in, kendi müttefiki olan ABD’nin üst düzey yetkililerini —Steve Witkoff ve Elbridge Colby gibi stratejistleri— hedef alan casusluk operasyonları, bir "<strong>dost</strong>" değil, bir "<strong>iç tehdit</strong>" ile karşı karşıya olduğumuzun kanıtıdır.</p>

<h3 data-path-to-node="5">İsrail Bir "Teferruat", Ezilip Geçilecek Bir Detaydır!</h3>

<p data-path-to-node="6">İsrail, kendisine güvenli bir alan yaratmak için BAE, Yunanistan, Rum Kesimi ve Somaliland gibi "<strong>zayıf ülkeler ittifakı</strong>" kurarak bir coğrafya tasarımı yapmaya çalışıyor. Ancak bu, kum üzerine kurulu bir binadır. ABD silahı eksildiği an, İsrail’in bu "<strong>garnizon</strong>" varlığı tarihin tozlu sayfalarında kaybolmaya mahkûmdur.</p>

<p data-path-to-node="7">Bizim hesabımız ise çok daha büyük. Biz bu coğrafyanın sahipleriyiz; tarihin akışını arkasına almış, 21. yüzyıl güç matematiğini yeniden yazan büyük bir uyanışın mimarlarıyız. Türkiye’nin başını çektiği bu yükseliş, artık hiçbir vesayet odağının durduramayacağı bir "<strong>eksen değişimidir.</strong>"</p>

<h3 data-path-to-node="8">1984’ün "Fakir ve Yardıma Muhtaç" Türkiye’sinden, Bölgeyi İnşa Eden Güce</h3>

<p data-path-to-node="9">1984 CIA raporlarında "<em><strong>NATO’nun en fakir, en zayıf, yardıma muhtaç ülkesi</strong></em>" olarak yaftalanan Türkiye, bugün Avrupa’nın savunma sığınağı ve coğrafyanın tek gerçek mimarıdır. On yıllarca bizi bu çaresizliğe mahkûm eden o "<strong>baasçı"</strong>, vesayetçi zihniyetin kalıntıları hala içimizde nefes alıyor.</p>

<p data-path-to-node="10">O eski Türkiye’nin "<strong>kendi kendine yetemeyen</strong>" ruhunu bugüne taşımaya çalışan, dış odakların dümen suyunda giden kadrolar artık yok olmalıdır! Türkiye; dâhili vesayetinden, zihinsel sömürgelerinden ve İsrail’in içimizdeki "<strong>Truva atları</strong>"ndan tamamen arındırılmalıdır.</p>

<h3 data-path-to-node="11">Batı’nın "Garnizonu"na Artık İhtiyaç Yok</h3>

<p data-path-to-node="12">İsrail, 20. yüzyılın şartlarına göre kurulmuş bir Batı cephesidir. Ancak 21. yüzyılın dünyasında Batı’nın böyle bir garnizona ihtiyacı kalmamıştır. Aksine, İsrail artık Batı’nın ayağına dolanan bir prangadır.</p>

<p data-path-to-node="13">Eğer ABD, "<strong>İsrail dışında bir aklı</strong>" olduğunu kanıtlamak istiyorsa; İsrail lobisinin, Pentagon’a sızan casuslarının ve Washington’ı bir cadı avına sürükleyen o zehirli zihniyetin kökünü kazımalıdır. Aksi takdirde, İsrail’in peşinden giden her devlet gibi, ABD de kendi çöküşünü hazırlayacaktır.</p>

<p data-path-to-node="14">Coğrafyamızın hafızası diridir, öfkesi ise şiddetlidir. Hiçbir cinayet karşılıksız kalmayacak, hiçbir yıkım cezasız bırakılmayacaktır. "<strong>Coğrafya silahtır</strong>" ve o silah artık zalimlerin değil, bu toprakların gerçek sahiplerinin elindedir!</p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/turkiye-nin-yukselisi-israil-in-sonu-21-yuzyilin-guc-matematigi-degisiyor/138/</link>
<pubDate>Sun, 21 Jun 2026 19:27:27 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ateşin Serinliğe Dönüştüğü İman: Hz. İbrahim ve Tevhidin Yükselişi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">İnsanlık tarihi, hak ile batılın amansız mücadelesiyle şekillenmiştir. Bu mücadelenin en çarpıcı, en öğretici ve en sarsıcı hikâyelerinden biri, hiç şüphesiz Hz. İbrahim’in (a.s.) o kutlu yolculuğudur. Nuh Tufanı'nın ardından kurulan ilk şehir olan <strong>Harran</strong>’da başlayan bu öykü, sadece bir peygamberin değil, aynı zamanda "<strong>insanlık onurunun"</strong> putlara ve tiranlara karşı dik duruşunun sembolüdür.</p>

<h3 data-path-to-node="2">Bir İmanın Doğuşu ve Zulme Meydan Okuyuş</h3>

<p data-path-to-node="3"><strong>Hz. İbrahim</strong>’in doğumu, bir kralın rüyasında gördüğü "<strong>tahtını sarsacak bebek</strong>" korkusuyla başlar. <strong>Nemrut,</strong> iktidarını korumak adına yeni doğan tüm erkek çocuklarını katlederken, İbrahim (a.s.) bir mağaranın karanlığında, Allah’ın himayesinde yetişir. Ancak <strong>karanlıktan yükselen nur, Nemrut’un ördüğü surları çoktan aşmıştır.</strong></p>

<p data-path-to-node="4">O, henüz peygamberlik mührü vurulmadan önce dahi, çevresindeki yalanları reddeden bir kalbe sahipti. Babasının put yönetimi ve Nemrut’un ilahlık taslayan kibirli düzeni karşısında İbrahim (a.s.), varoluşun hakikatini arayan bir "<strong>Hanif</strong>" idi. <em><strong>Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, göklerin ve yerin mülkü ona gösterilmiş; o, eşyayı ve olayları zahiriyle değil, hakikatiyle görebilen bir idrake ulaştırılmıştı.</strong></em></p>

<h3 data-path-to-node="5">İmtihanların En Çetini: Ateş ve Tevekkül</h3>

<p data-path-to-node="6">Zalimlerin tahammül edemediği şey, bir hakikat savunucusunun sessizliği değil, hakikati haykıran bir sestir. Puthane içindeki putları devirmesi, Nemrut’un sahte ilahlığının üzerine atılmış bir tokattı. Bu cesur çıkış, Nemrut ve çevresini öylesine çılgına çevirdi ki, "<strong>Onu ateşte yakınız!</strong>" fermanı verildi.</p>

<p data-path-to-node="7">Halk, üç ay boyunca odun taşıyarak devasa bir ateş çukuru hazırladı. Öyle bir ateş ki, yakınından geçen kuşları kavuran, dumanı şehri boğan bir dehşet... İbrahim (a.s.) mancınıkla o cehennemi andıran ateşin içine fırlatıldığında, kalbinde tek bir sarsıntı yoktu. O, "<strong>Hasbünallah ve ni'mel vekil</strong>" (<strong><em>Allah bize yeter, O ne güzel vekildir</em></strong>) şuuruyla tevekkülün zirvesindeydi. Tam o anda, evrenin sahibi ateşe emrini verdi: <b data-index-in-node="418" data-path-to-node="7">"Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selametli ol!"</b></p>

<p data-path-to-node="8">O gün ateş, emredileni yaptı; İbrahim’i yakmadı, sadece onu bağlayan ipleri yaktı. Bu, zulmün bittiği, imanın hükmünün başladığı anın ilahi ilanıydı.</p>

<h3 data-path-to-node="9">Tevhidin İmamı: Bize Kalan Miras</h3>

<p data-path-to-node="10"><em>Hz. İbrahim, sadece putları deviren bir peygamber değil, aynı zamanda teslimiyetin ve imtihanı başarmanın ete kemiğe bürünmüş halidir.</em> Rabbi tarafından verilen her emri eksiksiz yerine getirdiği için "<em><strong>Allah'ın dostu" (Halilullah</strong></em><strong>) </strong>unvanına layık görülmüştür. O, tevhid ehlinin imamı; peygamberlik, hikmet ve mülkün soyundan gelenlere bir nişan olarak verildiği yüce bir şahsiyettir.</p>

<p data-path-to-node="11">Bugün bizler için Hz. İbrahim’in hayatı, sadece tarihi bir anlatı değil, sarsılmaz bir pusuladır. Hayat, tıpkı onun döneminde olduğu gibi bugün de bir imtihandır. Önemli olan, Nemrutların yaktığı ateşlere karşı, imanı bir "<strong>serinlik ve selamet"</strong> kaynağına dönüştürebilme iradesini gösterebilmektir.</p>

<p data-path-to-node="12"><strong>Unutulmamalıdır ki; </strong>inanan bir kalp için ateşler, yalnızca "<strong>ipleri yakan"</strong> birer imtihan aracıdır. <em><strong>Hakkı temsil eden bir duruş, tarihin her döneminde Nemrutların zulmünü boşa çıkaracak bir kudrete sahiptir.</strong></em></p>
]]></content:encoded>
<author>Aylin Türk</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/aylin-turk/atesin-serinlige-donustugu-iman-hz-ibrahim-ve-tevhidin-yukselisi/137/</link>
<pubDate>Sun, 21 Jun 2026 15:24:14 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Konforonun Esiri Olanlar Ebu Zer'i Anlayamaz!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Din Uğrunda Zorluklara Tahammül Etmek, Sıkıntı ve Eziyetlere Katlanmak</strong></p>

<p><br />
İslam tarihinin en büyük âlim ve zahitlerinden biri olan Hz. Ebu Zer Gıfari’nin (r.a.) hikâyesi, sıradan bir tarih anlatısı değil; hakikati arayan sarsılmaz bir kalbin muazzam destanıdır. Bugün küçük bir dünyevi menfaat için inancından taviz verenlerin aksine o, çöle sığmayan bir arayışın ve bedeli ne olursa olsun hakikate teslim oluşun simgesidir. Hz. Ali’nin (r.a.) ifadesiyle, "insanların ulaşmaktan aciz olduğu, derin sırlar barındıran muazzam bir ilme" sahip olan bu yüce sahabe, imanın sadece dilde kalan bir iddiadan ibaret olmadığını tüm insanlığa kanıtlamıştır.</p>

<p><br />
<strong>Mekke Sokaklarında Sessiz Bir Karşılaşma</strong></p>

<p><br />
Mekke’de yeni bir peygamberin çıktığı haberini alınca, önce şair kardeşi Üneys’i gönderdi. Ancak başkasından gelen haberler içindeki hakikat ateşini söndürmeye yetmeyince, canını hiçe sayarak bizzat yollara düştü. Mekke o günlerde, inananları yutmaya hazır kaynayan bir kazan gibiydi; Müslümanlara adeta göz açtırılmıyordu. Buna rağmen korkmadı, kimseye bir şey soramadan günlerce Mescid-i Haram’da bekledi.<br />
Derken bir akşam vakti, gurbettekileri gözetip kollamak asil fıtratının bir parçası olan Hz. Ali (r.a.) bu yabancı garibi fark etti. "Kimsin, niçin geldin?" diye sorma gereği bile duymadan, o muazzam Peygamber ahlakıyla Ebu Zer’i üç gece boyunca evinde misafir etti, sofrasını açtı. Üçüncü gecenin sonunda sır çözüldüğünde, Hz. Ali can güvenliğini korumak adına yolda birbirlerini tanımıyormuş gibi yapacakları deha dolu bir plan hazırladı ve onu Peygamber Efendimizin (s.a.v.) huzuruna çıkardı. O mukaddes buluşmada Ebu Zer, kelimelerle tarif edilemez bir teslimiyetle derhal Müslüman oldu.</p>

<p><br />
<strong>"Gizle" Denilen İmanı Dünyaya Haykırmak!</strong></p>

<p><br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Mekke’deki amansız baskı, işkence ve eziyetlerden dolayı ona net bir uyarıda bulunmuştu: "İmanını gizle, kavmine dön, biz galip gelince gelirsin." Fakat Ebu Zer’in kalbine düşen o kor, saklanacak ya da konforlu köşelerde gizlice yaşanacak bir inanç değildi! Korkakça sinmeyi reddetti. Canını açıkça ortaya koyarak Mescid-i Haram’ın ortasına yürüdü ve Kureyşli müşriklerin gözlerinin içine baka baka Kelime-i Şehadet’i haykırdı.<br />
Öfke küpüne dönen vahşi müşrikler onu öldüresiye dövdüler; o gün Ebu Zer’i ölümün kıyısından, Mekke’nin Şam ticaret yolunu hatırlatarak halkı sakinleştiren Hz. Abbas güçlükle kurtarabildi. Fakat Ebu Zer yine geri adım atmadı! Ertesi gün, aldığı o ağır yaralara sızlanmadan aynı meydana bir kez daha çıktı ve aynı sarsıcı cesaretle meydan okurcasına imanını tüm dünyaya haykırdı.<br />
İşte Ebu Zer olmak; hakikati bulunca rahatını, canını ve istikbalini düşünmeden arkasına bakmaksızın yürümektir! En muazzam haksızlıkların ve kalabalıkların karşısında tek başına da kalsa, hakkın eğilmeyen çığlığı olabilmektir. Bugün en küçük bir zorlukta inancını unutanlar, Ebu Zer’in ödediği bu ağır bedeller karşısında kendi duruşlarını bir kez daha sorgulamak zorundadır!</p>
]]></content:encoded>
<author>Ayşe  Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/ayse-filiz/konforonun-esiri-olanlar-ebu-zer-i-anlayamaz/134/</link>
<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 12:11:11 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Jeopolitik Kuşatma ve Büyük Kıyamet: Türkiye-İsrail Savaşı Çoktan Başladı!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">İnsanlık tarihinin en keskin güç kırılmalarının yaşandığı, dostluklar ile düşmanlıkların birbirine karıştığı, ittifakların maskeli birer tiyatroya dönüştüğü vahşi bir dönemden geçiyoruz.</p>

<p data-path-to-node="0">Bu kaos çağında, Türkiye’nin yürüdüğü eksen nettir: <em><strong>Bizim dostluğumuz da düşmanlığımız da sınır tanımaz!</strong></em> Son yüzyılda Anadolu’ya hapsedilme senaryolarıyla, milyonların sessiz çığlığıyla ve içeriden vurulan hain darbelerle çok ağır travmalar yaşadık. Ancak o küllerden çıkardığımız büyük dersler, bugün dost ve düşman çizgilerimizi kalın harflerle belirlemiştir.</p>

<p data-path-to-node="2">Yeni bir tarih yolculuğu başlarken, kimlerle yol yürüyeceğimize çok dikkat etmek zorundayız. Çünkü açık ve net bir gerçeği yüksek sesle haykırmanın zamanı gelmiştir: <b data-index-in-node="166" data-path-to-node="2">Türkiye-İsrail savaşı, sınırların ötesinde, çoktan başlamıştır!</b></p>

<h2 data-path-to-node="4">Adriyatik’ten Orta Asya’ya Sinsi Çevreleme Planı</h2>

<p data-path-to-node="5">Son on yıldır küresel çete tarafından vizyona sokulan "<em><strong>Türkiye’yi durdurma"</strong></em> stratejisinin başat aktörü İsrail'dir. Ankara’nın arka kapılarında dolaşan, sınır boylarında haritalar çizen siyonist akıl, Türkiye’nin etki ürettiği her coğrafyayı ateşe vermeye çalışmaktadır.</p>

<ul data-path-to-node="6">
	<li>
	<p data-path-to-node="6,0,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="6,0,0">Libya ve Sudan:</b> İç savaşlarla bölünerek Türkiye’nin Akdeniz ve Afrika stratejisi baltalanmak istendi.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="6,1,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="6,1,0">Somali ve Suriye:</b> Somaliland üzerinden bölünme senaryoları denendi; Suriye sınırımızda ise PKK eliyle bir "<em><strong>terör koridoru</strong></em>" inşa edilerek Türkiye coğrafyadan yalıtılmak istendi.</p>
	</li>
</ul>

<p data-path-to-node="7">Türkiye, askeri teknolojideki devrimsel hızı, istihbarat ve dış politikadaki hamleleriyle bu haritaları yırtıp atmış, terör koridorunu çökerterek İsrail’i sınırlarından uzaklaştırmıştır. Ancak durmayan siyonist terör, şimdi yeni cepheler açmaktadır.</p>

<h3 data-path-to-node="8">Ege ve Doğu Akdeniz’de Savaş Çanları</h3>

<p data-path-to-node="9">Suriye’de kaybeden İsrail, Yunanistan’ı tamamen rehin almış ve Ege adalarını birer füze deposuna çevirmiştir. <em><strong>Atina yönetimi, İsrail’in oyuncağı haline gelerek ülkesini açık bir çatışma alanına sürüklemektedir.</strong></em> <strong><em>Kıbrıs Rum Kesimi ise AB üyesi bir devletten ziyade, İsrail’in lojistik ve askeri üssü olarak konumlandırılmaktadır.</em></strong> Bu açık tehdit karşısında diplomatik çekingenlik bitmelidir: <b data-index-in-node="389" data-path-to-node="9">Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ismi acilen "Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" olarak değiştirilmelidir.</b></p>

<h3 data-path-to-node="10">Adriyatik’te Sazan Adası Tezgâhı</h3>

<p data-path-to-node="11">Kuşatma planı Adriyatik’e kadar uzanmıştır. <strong><em>Arnavutluk</em></strong>’ta Soğuk Savaş döneminin stratejik savunma hattı olan <em><strong>Sazan Adası</strong></em>, turizm yatırımı kılıfı altında <em><strong>Trump’ın damadı Jared Kushner’e</strong></em>, yani açıkça <strong><em>İsrail nüfuzuna devredilmiştir.</em></strong> Bu hamlenin tek bir amacı vardır: Bölgedeki Türk askeri varlığını tasfiye etmek ve Türkiye-Arnavutluk dostluğunu dinamitlemektir. <em>Arnavutluk yönetimi, Amerikan paralarına kanıp soykırım cephesinin taşeronu olmamalıdır.</em></p>

<h2 data-path-to-node="13">Türkistan’da Büyük İhanet: Türk Devletler Teşkilatı Hedefte!</h2>

<p data-path-to-node="14">En acı verici cephe ise ata yurdumuz Orta Asya’da açılmak istenen gediktir. Son dönemde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin İsrail ve Rum Kesimi ile kurduğu tehlikeli yakınlaşmalar tarihi birer basiretsizlik örneğidir.</p>

<p data-path-to-node="14"><strong>Kazakistan</strong>’ın Rum lider Christodoulides’e "<em><strong>Dostluk Nişanı"</strong></em> vermesi, bazı Türk devletlerinin <em><strong>İbrahim Anlaşmaları</strong></em>’na göz kırpması kabul edilemez.</p>

<blockquote data-path-to-node="15">
<p data-path-to-node="15,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="15,0">Tarihe Düşecek Kara Bir Leke:</b> AB Dönem Başkanı Rum Kesimi’nin, İsrail’in kışkırtması ve milyarlarca dolarlık kirli sermaye fonlarıyla Türk Cumhuriyetleri’nde elçilikler açarak zemin kazanmaya çalışması, ortak tarihimize vurulan sinsi bir darbedir. İsrail’in bir sonraki hedefi, Türk dünyasının jeopolitik şahlanışı olan <b data-index-in-node="320" data-path-to-node="15,0">Türk Devletler Teşkilatı’nı içeriden bitirmektir.</b> Bu coğrafya, Türkiye’yi sırtından vuracak hamlelere alet olmamalıdır.</p>
</blockquote>

<h2 data-path-to-node="17">Mezhep Savaşları ve Türkiye’yi Vurma Senaryosu</h2>

<p data-path-to-node="18">Büyük resmi görmek zorundayız. <em><strong>Batı ve siyonist ittifak</strong></em>, tarih boyunca Haçlılara karşı duran yegane güç olan <strong><em>Sünni omurgayı</em></strong> çökertmek için iki asırdır sinsi bir plan yürütmektedir.</p>

<p data-path-to-node="19">Önümüzdeki 40-50 yıllık vadede, <em><strong>Şia eksenini hem kahraman hem de mağdur ilan ederek bayraklaştırıyorlar</strong></em>. Amaç, İslam dünyasını içeriden kemirecek <b data-index-in-node="146" data-path-to-node="19">büyük bir Şii-Sünni çatışmasının</b> temellerini atmaktır. <strong><em>Sünniliği tarihten uzaklaştırıp, İslam’ı protestanlaştırarak Müslümanları kimliksizleştirmek isteyen bu üst akıl,</em></strong> projenin önündeki <strong><em>tek küresel engel olan Türkiye</em></strong>’yi bir zaaf anında kıskıvrak yakalayıp vurmayı hedeflemektedir.</p>

<h2 data-path-to-node="21">Son Uyarı: İç ve Dış Cepheyi Çelikleştirmek Zorundayız!</h2>

<p data-path-to-node="22">Burada yapılan şey bir savaş çığırtkanlığı değil, kör gözlerin bile görebileceği çıplak bir jeopolitik gerçeğin ifşasıdır. <em><strong>Türkiye, ABD yönetimine çöreklenmiş siyonist lobi ve Netanyahu çetesi tarafından çok yönlü bir kuşatma operasyonuyla karşı karşıyadır.</strong></em></p>

<p data-path-to-node="23">Türkiye, 15 Temmuz işgal girişimini püskürttüğü günden bu yana gerçek anlamda bağımsızlığına kavuşmuş ve<em><strong> bölgesel bir güçten küresel bir aktöre dönüşmüştür.</strong></em> Selçuk Bayraktar öncülüğündeki askeri teknoloji devrimi, Hakan Fidan ve İbrahim Kalın liderliğindeki dış politika ve istihbarat atılımları düşmanlarımızın kabusu olmuştur.<em> İşte bu yüzden İsrail, Türkiye bir adım attıkça bunu bin adım olarak hissetmekte ve korkudan</em> "<strong><em>Bir sonraki hedefimiz Türkiye</em></strong>" <em>diye haykırmaktadır.</em></p>

<p data-path-to-node="24"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="24">Ne yapmalıyız?</b> Türkiye, askeri, istihbari ve diplomatik olarak İsrail ile doğrudan bir savaşa her an hazır olmak zorundadır. Sadece dış cephede değil, iç cephede de safları sıklaştırmalıyız.</p>

<p data-path-to-node="24">Ülke içindeki birliği, dirliği ve kardeşliği bozacak hiçbir tertibe izin verilmemelidir. Alttan alta ülkemizin altını oyan <strong><em>Tom Barrack </em></strong>gibi sinsi figürler yakın takibe alınmalı, gerekirse saniye düşünülmeden "<em><strong>İstenmeyen Adam</strong></em>" ilan edilerek kapı dışarı edilmelidir.</p>

<p data-path-to-node="25"><strong>Unutulmasın ki; </strong>Türkiye, kendisine karşı kurulan bütün cepheleri dağıtmayı bilen bin yıllık bir devlet aklına sahiptir. Dostlarına duygusal bir sahiplenmeyle bakan bu devleti gücendirmek, hiç kimse için hayırlı sonuçlar doğurmaz.</p>

<p data-path-to-node="25">Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar herkes bu gücü iyi bilir. Siyonist terör şebekesi de er ya da geç bu gerçeği anlayacak ve bu aziz milletin önünde diz çökmek zorunda kalacaktır!</p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/jeopolitik-kusatma-ve-buyuk-kiyamet-turkiye-israil-savasi-coktan-basladi/133/</link>
<pubDate>Sun, 07 Jun 2026 14:29:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mucizeye Kör, Azaba Müstahak Bir Kavmin Helaki: Semud'un Dehşetli Sonu</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yeryüzünde büyüklük taslayanların, kendilerine bahşedilen zenginlikle şımarıp yaratıcısına kafa tutanların sonu değişmemiştir. <em><strong>Tarih, ilahi uyarıları kulak ardı eden ve peygamberlerini yalanlayan kavimlerin ibretlik enkazlarıyla doludur.</strong></em> Bu helak zincirinin en sarsıcı halkalarından biri de Hz. Nuh’un oğlu Sam’ın soyundan gelen ve "<em><strong>ikinci Âd</strong></em>" olarak anılan <em><strong>Semud kavmidir</strong></em>.</p>

<p>Yüce Allah, inkarları yüzünden helak ettiği birinci Âd kavminin (Hz. Hud’un kavmi) ardından Semud kavmini yeryüzünün yeni hakimi kıldı. Onlara muazzam bir güç, geçim bolluğu ve uzun ömürler bahşetti. <em><strong>Öyle ki Hicr bölgesinde, dağları adeta birer sanat eseri gibi oyarak kendilerine ihtişamlı saraylar ve sarsılmaz evler inşa ettiler. </strong></em>Ancak bu mülk ve zenginlik, onların sonunu getiren <em><strong>kör bir kibre </strong></em>dönüştü. Allah’ın emirlerinden sapan, putlara taparak yeryüzünde <strong><em>fesat ve bozgunculuk</em></strong> çıkaran bu azgın halka, doğru yolu göstermesi için <strong><em>Hz. Salih(a.s) peygamber olarak</em></strong> gönderildi.</p>

<p><strong>"Fakat onlar, Salih’i ve tebliğatını küfür ve inkarla karşıladılar." (A'râf, 76)</strong></p>

<p>Hz. Salih, <em><strong>tam yirmi yıl </strong></em>boyunca kavmini bıkmadan, usanmadan hakikate davet etti. Fakat kalpleri kararmış olan Semud halkı, inanmak için ondan akıl almaz bir mucize talep etti. Kavmin önde gelenlerinden <strong><em>Cenda bin Amr</em></strong>, sert bir kayanın içinden kendilerinin belirleyeceği vasıflara sahip dişi bir devenin çıkmasını şart koştu; ancak o zaman iman edeceklerdi.</p>

<p>Hz. Salih(a.s), halkından bu mucize gerçekleştikten sonra kesin olarak inanacaklarına dair söz aldı. Ardından kayanın yanında <em><strong>namaza durup Rabbine dua </strong></em>etti. <em><strong>İlahi kudret tecelli etti: </strong></em>Kayanın ikiye bölünmesiyle içinden tam da istedikleri vasıflarda canlı bir deve doğdu.</p>

<p>Bu apaçık mucize karşısında bile <strong><em>Semud halkının büyük kısmı nankörlüğe</em></strong> devam etti. Devenin suyundan faydalandılar, mucizeyi gözleriyle gördüler ama <strong><em>kibir ve gururları</em></strong> yüzünden azgınlıklarını artırdılar. En nihayetinde,<em><strong> ilahi sınırı tamamen aşarak o kutsal deveyi canice boğazladılar.</strong></em> Deve katledildiğinde karnındaki yavrusu kaçıp dağa sığındı ve <strong><em>Hz. Salih’i görünce üç kez </em></strong>acı acı böğürdü.</p>

<p>Bu üç böğürüş, artık geri dönüşü olmayan ilahi cezanın mühletiydi. Hz. Salih kavmine döndü ve son uyarıyı yaptı:</p>

<p><strong><em>"Yurdunuzda üç gün daha yaşayacaksınız! Bu, yalanlanamayacak bir vaattir!"</em></strong></p>

<p>Korkunç vade gün gün işlemeye başladı. <strong><em>Azabın gelişi Semud halkının yüzlerinde </em></strong>okundu:</p>

<p><strong>Birinci gün:</strong> Yüzleri korkudan sapsarı kesilmiş olarak sabaha çıktılar.</p>

<p><strong>İkinci gün: </strong>Yüzleri utanç ve pişmanlıkla kızardı.</p>

<p><strong>Üçüncü gün:</strong> Yüzleri büsbütün karardı. Artık kaçacak yerleri yoktu; peygamberin haklı olduğunu anladılar ama son pişmanlık fayda vermedi.</p>

<p><strong><em>Dördüncü günün sabahında,</em></strong> güneş doğarken dehşetli bir kıyamet koptu. Göklerin bütün gürlemelerini ve yeryüzünün bütün çığlıklarını içinde barındıran öyle korkunç bir sayha (<em><strong>ilahi bir bağırış</strong></em>) yükseldi ki <strong><em>Semud halkının kalpleri göğüslerinde parça parça oldu.</em></strong> Şiddetli bir sarsıntıyla canları bedenlerinden uçup gitti. Allah’ın bu azaptan koruduğu <em><strong>iman edenler müstesna</strong></em>, o kibirli ve inkarcı kavimden geriye tek bir canlı bile kalmadı.</p>

<p><em><strong>Kur’an-ı Kerim, </strong></em>yeryüzünden silinip giden bu azgın kavmin geride bıraktığı ıssızlığı ve ibretlik sonu insanlığa şöyle haykırmaktadır:</p>

<p><strong>"Biz onlara ayetlerimizi vermiştik de onlar, bunlardan yüz çevirici idiler." (Hicr, 80)</strong></p>

<p><strong>"İşte sana! Onların kendi zulümleri yüzünden ıpıssız kalmış evleri! Şüphe yok ki bilecek bir kavim için, burada ibret verici bir nişane vardır." (Neml, 52)</strong><br />
 </p>
]]></content:encoded>
<author>Aylin Türk</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/aylin-turk/mucizeye-kor-azaba-mustahak-bir-kavmin-helaki-semud-un-dehsetli-sonu/131/</link>
<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 01:54:56 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Modern Deccalizmin Karşısında İmanın Manifestosu: Dünyayı İslam'ın Medeniyet Vizyonuyla Yeniden İnşa Etmek</title>
<content:encoded><![CDATA[<ol data-path-to-node="1" start="20">
	<li>
	<p data-path-to-node="1,0,0">asır, İslam dünyası için sadece siyasi toprakların kaybedildiği değil, topyekûn bir varoluş savaşının verildiği en dramatik çağ olmuştur. <strong>Batı, sömürgeci iştahını gizlemek için "üniversel değerler" ve "medeniyet" maskesini takmış; üçüncü dünya ülkelerine güya terakki vaat ederek amansız bir saldırı başlatmıştır. </strong>19. yüzyılın sonlarında <em><strong>Moğol, Safevi ve Osmanlı</strong></em> gibi devasa İslam imparatorluklarının idari ve askeri olarak zayıflaması, emperyalist Avrupa’nın iştahını kabartmış ve İslam coğrafyasını "<strong>yutulabilir milli devletçiklere" </strong>bölme planının önünü açmıştır.</p>
	</li>
</ol>

<p data-path-to-node="2">Bu küresel istila hareketi, yalnızca askeri bir işgal değildir. <strong>Sömürgeciler, oryantalistler ve Hristiyan misyonerler</strong>; İslam’ı "<strong>orta çağ zihniyeti</strong>" olarak yaftalamış, Müslümanların geri kalmışlığının faturasını yine onların inançlarına kesmiştir. <em><strong>İslam dünyasına; modernizm, sekülarizm, sosyalizm, materyalizm ve liberalizm gibi zehirli Batılı ideolojileri</strong></em> kabul etmedikçe "<strong>adam olamayacakları</strong>" dikte edilmiştir. <strong><em>Yani canavar, İslam’ın kalbine, ruhuna ve hafızasına saldırmıştır.</em></strong></p>

<h3 data-path-to-node="4">Savunma Hatlarından İslam’ı Müdafaaya</h3>

<p data-path-to-node="5">Bu devasa meydan okumaya karşı Müslüman entelektüeller, toplumun inanç köklerini korumak adına muazzam birer savunma hattı kurmuşlardır. Kimi Batı’yı kendi argümanlarıyla vurarak Müslümanları aşağılık kompleksinden kurtarmaya çalışmış, kimi de modern dünyada İslam’ın entelektüel sıhhatini ve yaşama şansını ispat etmek için ömrünü feda etmiştir.</p>

<p data-path-to-node="6">Bugün göç dalgalarıyla <strong>Avrupa ve Kuzey Amerika</strong>’ya yerleşen <strong>Müslüman nüfus</strong> da aynı mücadeleyle yüz yüzedir. Batı’nın seküler ve cezbedici ortamında doğan ikinci neslin inancını koruma endişesi, İslam’ın dünya görüşünün evrensel bir dille yeniden ilan edilmesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p data-path-to-node="7">İşte bu varoluş mücadelesinin en berrak, en dik ve tavizsiz numunesi <b data-index-in-node="69" data-path-to-node="7">Bediüzzaman Said Nursi</b>’dir. Onun fikirleri, amansız Batı ve yerli işbirlikçilerinin Müslümanları İslam’dan arındırma, inançlarını etkisiz hale getirme planlarına karşı çelikten bir direnç kalesidir.</p>

<p data-path-to-node="8">Aynı asırda Mısırlı <b data-index-in-node="20" data-path-to-node="8">Muhammed Abduh</b> ve <b data-index-in-node="38" data-path-to-node="8">Seyyid Kutub</b> da benzer acıları tatmış, sürgün ve hapislerle bedel ödemişlerdir. <em><strong>Ancak ümmeti muhafaza etme yöntemleri farklı olmuştur:</strong></em></p>

<ul data-path-to-node="9">
	<li>
	<p data-path-to-node="9,0,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="9,0,0">Muhammed Abduh</b>, çözümü eğitimde ve İslam’ı modern bilimle uzlaştırmaya çalışan akılcı bir yenilenmede aramıştır.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="9,1,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="9,1,0">Seyyid Kutub</b>, kurtuluşun ancak iktidarı gasbeden Allah’sızlardan siyasi gücü geri almakla ve mutlak bir İslami sistem kurmakla mümkün olacağını savunmuştur.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="9,2,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="9,2,0">Bediüzzaman Said Nursi</b> ise meseleyi en temelden ele almıştır: <b data-index-in-node="62" data-path-to-node="9,2,0">"Bir devirde bir kişi."</b> Siyasi kavgalardan ve ihtilal dalgalarından uzak durarak, <em><strong>ferdi Kur’an ve sünnetin merkezine yerleştirmiştir</strong></em>. Kurtuluş reçetesi, insanın her an Allah'ın huzurunda olduğunu bilerek yaşaması, <em><strong>yani tahkiki imandır.</strong></em></p>
	</li>
</ul>

<p data-path-to-node="10">Üç mütefekkir de 20. asrın ruhuna uygun olarak doğrudan Kur'an’ın mesajına odaklanmışlardır. <strong>Klasik tefsirlerin aksine, gramer detaylarını bir kenara bırakıp, modern çağın sosyal, ekonomik ve kültürel buhranlarına Kur'an’dan reçeteler sunmuşlardır.</strong> Risale-i Nur, İslam kalesindeki alelade bir çatlağı değil; bin yıldır biriken küfür taarruzlarıyla harabe edilmek istenen <b data-index-in-node="371" data-path-to-node="10">kolektif kalbi, ortak zihniyeti ve sarsılan itikadı</b> dağlar büyüklüğünde delillerle tamir etmektedir.</p>

<h3 data-path-to-node="12">Canavarla Yüzleşmek: İki Avrupa’nın Hakikati</h3>

<p data-path-to-node="13">Said Nursi, <em><strong>pozitivizm, materyalizm ve sekülarizmin İslam’ı hedef alan karanlık yüzünü net bir şekilde deşifre etmiştir.</strong></em> Batı’nın küresel standart dayatmalarını reddetmiş ve emperyalizme karşı en büyük gücün,<em><strong> hayatını Kur’an’a göre tanzim eden bir mümin kadrosu olduğunu savunmuştur.</strong></em></p>

<p data-path-to-node="14">O, Avrupa’yı ikiye ayırır:</p>

<ol data-path-to-node="15" start="1">
	<li>
	<p data-path-to-node="15,0,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="15,0,0">Birinci Avrupa:</b> İnsanlığa faydalı bilim ve teknolojiyi üreten, hakiki İsevilik dininden aldığı feyizle <strong>adalet ve hakkaniyete hizmet eden Avrupa.</strong></p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="15,1,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="15,1,0">İkinci Avrupa:</b> Pozitivizm ve materyalizmin karanlığıyla bozulmuş, medeniyetin günahlarını fazilet sayarak insanlığı sefahat ve dalalete sürükleyen, <strong>felsefesi sakat Avrupa.</strong></p>
	</li>
</ol>

<p data-path-to-node="16">Nursi, bu ikinci zalim Avrupa’nın yüzüne şu sert hakikati haykırır:</p>

<blockquote data-path-to-node="17"><i data-index-in-node="0" data-path-to-node="17,0">"Ey ikinci Avrupa! Bil ki sen <strong>sağ elinle hasta ve dalaletli bir felsefeyi </strong>ve <strong>sol elinle zararlı ve bozuk bir medeniyeti </strong>tutup dava edersin ki, 'Beşerin saadeti bu ikisi iledir.' Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin ve yiyecek!"</i>

<p><button _ngcontent-ng-c1705941684="" aria-label="Kaynak ayrıntılarını görüntüler. Yan paneli açar." cdkoverlayorigin=""></button></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="18">Batı medeniyeti, kalbi ve ruhu cehennemi bir azap içindeyken, vücuda yalancı bir cennet sunan sahte bir sihirbazdır. Deccal gibi tek gözlü olan bu deha, insanlığı hayvanlığın en aşağı derecesine indirmiş; bu devasa illete ilaç olarak da geçici eğlenceleri, fantaziyeleri ve uyutucu hevesleri sunmuştur.</p>

<h3 data-path-to-node="20">Batı’nın Çürük Temelleri ve Kur’an’ın Talebesi</h3>

<p data-path-to-node="21">Avrupa medeniyeti Müslümanlar için bir model olamaz, çünkü temeli çürüktür. Batı zihniyetine göre hayat bir "<strong>yaşama kavgasıdır</strong>"; bu ise insanlar arasında düşmanlığı, ırkçılığı ve sömürüyü tetikler. İlahi bir kanun olan "<strong>karşılıklı yardımlaşmayı (muavenet)</strong>" reddeden Batı felsefesi, bencil ve doymak bilmeyen bir canavar üretir.</p>

<p data-path-to-node="22">Bu felsefenin yetiştirdiği insan bir <b data-index-in-node="37" data-path-to-node="22">Firavun</b>’dur. Menfaat gördüğü her şeye tapan, menfaati için şeytanın ayağını öpecek kadar zelil, kalbinde dayanak noktası olmadığı için de aslında gayet zayıf küstah bir zorbadır.</p>

<p data-path-to-node="23">Buna mukabil, <b data-index-in-node="14" data-path-to-node="23">Kur’an’ın talebesi</b> sadece Allah’a kuldur ve O’ndan başkasının önünde asla eğilmez. Güçlü zalimlerin karşısında bile zillete düşmeyen mütevazi bir kahramandır. Gücünü Kadîr-i Zülcelal’den alır; kalbi temiz, ufku berraktır. <strong>Batı felsefesi</strong> insanı kardeşine düşman edip her şeyi kendine istemeye sevk ederken; <strong>Kur’an toplumu,</strong> ferdi kardeşi için yaşatan, iki dünyanın saadetini hedefleyen asil bir ruh inşa eder.</p>

<p data-path-to-node="24"><strong>Batı,</strong> Müslümanların arasına menfi milliyetçilik ve ırkçılık tohumları ekerek ümmeti bölmek ve yutmak istemiştir. Birbiriyle boğuşan Müslüman milletler, ne yazık ki aralarındaki tefrikayı fırsat bilip kanlarını emen Batılı canavarları görememişlerdir. Oysa <strong>İslam</strong>, cahiliye asrından kalma bu ırkçılığı reddetmiş, yerine mukaddes <strong>İslam kardeşliğini</strong> ikame etmiştir.</p>

<h3 data-path-to-node="26">Gurbet ve Teslimiyetin Kozmik Reçetesi: İman, Tevekkül, Sabır</h3>

<p data-path-to-node="27">Bugün Batı’da yaşayan Müslüman göçmenler, maddi refah içinde olsalar bile derin bir yabancılık, dışlanma ve yalnızlık hissiyle boğuşmaktadır. Kültürel asimilasyon ve ayrımcılık kıskacındaki bu insanlar için Said Nursi’nin sürgündeki inziva hayatı muazzam bir kılavuzdur. O, dağ başlarında, kimsesizliğin ve gurbetin en koyu anlarında yalnızlığını, Allah’a olan mutlak teslimiyetiyle bir "ünsiyet ve huzur halkasına" dönüştürmüştür. Kalbi daraldığında şu ayetlere sığınmıştır:</p>

<blockquote data-path-to-node="28">
<p data-path-to-node="28,0"><i data-index-in-node="0" data-path-to-node="28,0">"Allah bize kâfidir, O ne güzel vekildir."</i> (Âl-i İmrân, 173)</p>

<p data-path-to-node="28,1"><i data-index-in-node="0" data-path-to-node="28,1">"Eğer yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayandım..."</i> (Tevbe, 129)</p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="29">Nursi’nin dünyaya ve insanlığa sunduğu reçete nettir: <b data-index-in-node="54" data-path-to-node="29">İman, tevekkül ve sabır.</b> <em>İman, rutin bir zihni tasdik değil; kainata meydan okuyabilecek bir güç devşirmektir.</em> Hakiki imanı elde eden bir mümin, hayatın dalgalı denizinde huzurla seyahat edebilir.</p>

<p data-path-to-node="30">İnsanı kararsızlığa iten, sabır kuvvetini geçmişin yaraları ile geleceğin kaygıları arasında dağıtıp tüketen şey, dünyanın ebedi olduğu zannıdır. <em><strong>Oysa musibete karşı en asil duruş şekva değil, şükürdür. Musibet önemsendikçe büyür, hafife alınıp tevekkül edildikçe küçülür ve yok olur.</strong></em> Nursi’nin nefsine hitaben haykırdığı şu mısralar, teslimiyetin en yüksek zirvesidir:</p>

<blockquote data-path-to-node="31">
<p data-path-to-node="31,0">"Bırak biçare feryadı, beladan kıl tevekkül. Zira feryat, bela ender, hata ender belâdır bil.</p>

<p data-path-to-node="31,1">Bela vereni buldunsa eğer, sefa ender, vefâ ender, ata ender belâdır bil."</p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="33">Dünyayı İkna Edecek Hakikat: İslam’ın Mutlak Zaferi</h3>

<p data-path-to-node="34">"Allah’ı kaybeden neyi bulur? O’nun bulan neyi kaybeder?" Allah’ı bulan her şeyi bulmuştur, O’nu kaybeden ise bela ve hüsrandan başka hiçbir şey elde edemez.</p>

<p data-path-to-node="35">Tarih boyunca peygamberler ve onların lideri Hz. Muhammed (s.a.v.) başta olmak üzere, hidayet ehli, zaman zaman şer odaklarına ve şeytanın şürekasına zahiren mağlup olmuş gibi görünebilir. Fakat bu, dünyanın bir imtihan meydanı olarak yaratılmasının hikmetidir. <em><strong>Batılın ve dalalet ehlinin muvakkat galibiyeti, haklılıklarından değil; yollarının yıkım, tahrip ve hileye dayanmasındandır.</strong></em> Yıkmak kolaydır, tahrip etmek az bir güçle de mümkündür; ancak nihai zafer her zaman inşa edenlerin, yani hakkın olacaktır. <b data-index-in-node="537" data-path-to-node="35">"Hak muzaffer olacak, bunun önüne geçilemez."</b></p>

<p data-path-to-node="36">İslam dünyası ve hatta tüm insanlık bugün bu hakikate muhtaçtır. Allah inananlara mutlak bir zafer vaat etmektedir. <strong>Kur’an’ın <i data-index-in-node="126" data-path-to-node="36">"Korkmayınız"</i> nidası boş bir vaat değildir; İslam’ın nurunun doğu deryalarından batı deryalarına kadar yayılacağının ilahi bir deklarasyonudur.</strong></p>

<p data-path-to-node="37">Batı ve onun materyalist medeniyeti hamiledir; er ya da geç bünyesindeki pislikleri kusacak ve İslam’ın hakikatlerine teslim olacaktır.</p>

<p data-path-to-node="37"><strong>Bizim vazifemiz, </strong>Batı’nın sahte parıltılarına aldanmadan, şer ittifaklarından daha güçlü olan Allah’a tam bir tevekkülle dayanmak ve bu muazzam İslam medeniyeti vizyonunu yaşayarak dünyaya haykırmaktır. Unutulmamalıdır ki: <b data-index-in-node="359" data-path-to-node="37">Allah vaadinden dönmez!</b></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/modern-deccalizmin-karsisinda-imanin-manifestosu-dunyayi-islam-in-medeniyet-vizyonuyla-yeniden-insa-etmek/130/</link>
<pubDate>Sun, 31 May 2026 15:40:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İmanın Çelik İradesi: Kızgın Kumlarda Bükülmeyen bir Boyun</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">Okurken dile kolay gelen, satırlara sığdırılıp geçilen anlatılar vardır. Oysa asıl mesele, o acıyı ve bedeli bizzat yaşamaktır. İnsan, tarihin sayfalarında karşılaştığı o derin ızdırabı ancak kendi ruhunda hissettiğinde meselenin ağırlığını kavrayabilir. İslam tarihinin en sarsıcı, en ibretlik sayfalarından biri de hiç şüphesiz hicretin şanlı müezzini <b data-index-in-node="354" data-path-to-node="1">Hz. Bilal-i Habeşî (r.a.)</b>’nin gösterdiği o muazzam direniştir.</p>

<p data-path-to-node="2">Hz. Bilal, İslam’ın nuruyla şereflendiğinde, Mekke’nin en kibirli, en gaddar ve servetiyle kör olmuş müşriklerinden Ümeyye bin Halef’in kölesiydi. Ümeyye; Peygamber Efendimizi (s.a.v.) her gördüğünde kaş göz işaretleriyle alay eden, arkasından dedikodu üreten ve malıyla kibirlenen bir zavallıydı. Öyle ki Kur’an-ı Kerim’deki Hümeze Suresi, onun bu çirkin karakterini doğrudan tasvir etmek üzere nazil olmuştu:</p>

<blockquote data-path-to-node="3">
<p data-path-to-node="3,0"><i data-index-in-node="0" data-path-to-node="3,0">“Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen her kişinin vay hâline! O ki mal toplamış ve onu sayıp durmuştur.”</i> (Hümeze Suresi, 1-2. Ayetler)</p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="5">Zulmün Karşısında Bir İman Kalesi</h3>

<p data-path-to-node="6">Zalim Ümeyye ve onun gibi karanlık ruhlu yandaşı Ebu Cehil, sırf <b data-index-in-node="65" data-path-to-node="6">"Rabbim Allah'tır"</b> dediği için Hz. Bilal’i ağır zincirlere vurdular. Geceleri durmaksızın kırbaçlanan yaralı bedeni, ertesi gün Mekke’nin kavurucu öğle sıcağında kızgın kumlara yatırılıyordu. Bununla da yetinmeyip, nefes almasını imkânsız kılacak devasa kayaları göğsüne yığıyorlar ve <i data-index-in-node="350" data-path-to-node="6">"Ya İslam’dan dönersin ya da bu kayanın altında can verirsin!"</i> diye haykırıyorlardı.</p>

<p data-path-to-node="7">Fakat bu zalimlerin mukaddesattan ve insan haysiyetinden mahrum akıllarının kavrayamadığı bir gerçek vardı: <b data-index-in-node="108" data-path-to-node="7">Bilal-i Habeşî’nin kalbine yerleşen İslam aşkı, yeryüzündeki tüm işkenceleri, acıları ve zalimleri hiçe sayacak kadar büyüktü.</b></p>

<p data-path-to-node="8">O sarsılmaz, kaya gibi sert imanla, göğsündeki o devasa ağırlığın altında bile nefesi yettiğince tek bir kelimeyi haykırıyordu:</p>

<blockquote data-path-to-node="9">
<p data-path-to-node="9,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="9,0">"Ehad! Ehad!" (Allah birdir!)</b></p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="11">Kırbaçlayan Kolların Çaresizliği</h3>

<p data-path-to-node="12">Bir süre sonra roller değişti. İşkenceyi yapanlar, kırbaç vuran kollar yoruldu; Hz. Bilal’in çelikten iradesi karşısında bizzat zalimler usandı ve çaresiz kaldı. Çünkü iman, teslimiyetle birleştiğinde karşısında durabilecek hiçbir dünyevi güç yoktur. Tarihin akışını değiştiren bu muazzam imana ve asil duruşa şahit olan <b data-index-in-node="321" data-path-to-node="12">Hz. Ebû Bekir (r.a.)</b>, büyük bir fedakarlık göstererek Bilal’i satın aldı ve Allah rızası için özgürlüğüne kavuşturdu.</p>

<h3 data-path-to-node="14">Bugün Bize Kalan Miras ve İbret</h3>

<p data-path-to-node="15">Bugün bizler, klimalı odalarımızda ve rahat koltuklarımızda bu satırları okurken çok büyük bir muhasebe yapmak zorundayız.</p>

<ul data-path-to-node="16">
	<li>
	<p data-path-to-node="16,0,0">İslamiyet, bizlere konforlu salonların değil; kızgın kumlarda bükülmeyen o dik boyunların, çatlayan sabırların ve kanla ödenen bedellerin mirasıdır.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="16,1,0">Çölün kavurucu sıcağını Hz. Bilal’in sabrı yendi; kibrin ve cehaletin karanlığını ise onun dudaklarından dökülen <b data-index-in-node="113" data-path-to-node="16,1,0">"Ehad"</b> kelimesi yerle bir etti.</p>
	</li>
</ul>

<p data-path-to-node="17">Bu kıssa, sadece geçmişte yaşanmış bir kahramanlık hikâyesi değildir. İnancı uğrunda hiçbir dünyevi menfaate ve baskıya boyun eğmemenin, zorluklar karşısında dik durabilmenin evrensel manifestosudur.</p>

<p data-path-to-node="17">Sormamız gereken asıl soru şudur: <b data-index-in-node="234" data-path-to-node="17">O kızgın kumlar altında eğilmeyen imanın ne kadarı bugün bizim kalbimizde hayat buluyor?</b></p>
]]></content:encoded>
<author>Ayşe  Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/ayse-filiz/imanin-celik-iradesi-kizgin-kumlarda-bukulmeyen-bir-boyun/129/</link>
<pubDate>Sun, 31 May 2026 14:53:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Banka Hesabı Kiralama ve Riskleri</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte suç işleme yöntemleri de değişmiş ve dijital ortamlar suç örgütleri ile dolandırıcılık şebekeleri için önemli bir faaliyet alanı haline gelmiştir. Özellikle Telegram, WhatsApp ve benzeri kapalı mesajlaşma gruplarında sıkça karşılaşılan “banka hesabı kiralama” ilanları, birçok vatandaş açısından ciddi hukuki ve cezai riskler doğurmaktadır.</p>

<p>Sosyal medya platformlarında ve mesajlaşma uygulamalarında sıkça görülen “günlük ödeme”, “yüksek komisyon”, “temiz IBAN”, “aktif hesap”, “hesabınızı kiralayın para kazanın” gibi ilanlar ilk bakışta masum bir ek gelir fırsatı gibi görünse de gerçekte çok daha ciddi sonuçlar doğurabilecek suç faaliyetlerinin bir parçası olabilmektedir.</p>

<p><strong>Banka Hesabı Kiralama Nedir?</strong><br />
Banka hesabı kiralama, bir kişinin kendi adına kayıtlı banka hesabını veya banka kartını belirli bir ücret karşılığında üçüncü kişilerin kullanımına bırakmasıdır. Bu kişiler hesap sahibine günlük, haftalık veya işlem başına ödeme yapmayı vaat ederek hesabı kullanma yetkisi elde etmeye çalışmaktadır.</p>

<p>Hesap sahipleri çoğu zaman yalnızca banka hesaplarını kullandırdıklarını ve herhangi bir suç işlemediklerini düşünmektedir. Ancak uygulamada durum bundan çok farklıdır.</p>

<p><strong>Suç Gelirlerinin Aktarılmasında Kullanılabiliyor</strong><br />
Günümüzde nitelikli dolandırıcılık suçlarından elde edilen paralar, yasa dışı bahis gelirleri, siber suç gelirleri ve çeşitli organize suç faaliyetlerinden elde edilen kazançlar doğrudan suç faillerinin hesaplarına gönderilmemektedir.</p>

<p>Bunun yerine üçüncü kişilere ait banka hesapları kullanılmakta, para önce bu hesaplara aktarılmakta, daha sonra farklı hesaplara veya kripto para platformlarına yönlendirilmektedir.</p>

<p>Bu yöntem sayesinde suç örgütleri hem izlerini kaybettirmeye hem de kolluk kuvvetlerinin takibini zorlaştırmaya çalışmaktadır.</p>

<p>Özellikle son yıllarda suç gelirlerinin banka hesaplarından geçirilerek USDT, Bitcoin ve diğer kripto varlıklara dönüştürüldüğü birçok soruşturmada görülmektedir.</p>

<p><strong>“Ben Sadece Hesabımı Kiraladım” Savunması Yeterli Olmayabilir</strong><br />
Uygulamada birçok kişi, hesabına gelen paraların kaynağını bilmediğini ve yalnızca hesabını kullandırdığını ileri sürmektedir.</p>

<p>Ancak ceza yargılamalarında her olay kendi şartları içerisinde değerlendirilmektedir.</p>

<p>Kişinin hesabına çok sayıda farklı kişiden para gelmesi, yüksek tutarlı transferlerin yapılması, hesabın kısa süre içerisinde yoğun şekilde kullanılması veya hesap sahibinin bu işlemlerden komisyon elde etmesi gibi durumlar soruşturma makamları tarafından dikkatle incelenmektedir.</p>

<p>Özellikle hesap sahibinin para transferlerinden düzenli kazanç sağlaması halinde, suçun niteliğine göre kişinin yalnızca tanık değil, şüpheli veya sanık sıfatıyla soruşturmaya dahil edilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>MASAK İncelemeleri ve Banka Tedbirleri</strong><br />
Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi amacıyla şüpheli para hareketlerini yakından takip etmektedir.</p>

<p>Bankalar da mevzuattan kaynaklanan yükümlülükleri gereğince olağan dışı para transferlerini ve şüpheli işlemleri ilgili kurumlara bildirebilmektedir.</p>

<p>Bir kişinin hesabında ekonomik ve sosyal durumuyla uyumsuz para hareketlerinin bulunması, kısa sürede çok sayıda transfer yapılması veya farklı kişilerden sürekli para girişi olması halinde inceleme süreci başlayabilmektedir.</p>

<p>Bu durum hesapların bloke edilmesine, banka ilişkilerinin sonlandırılmasına ve adli soruşturmaların başlatılmasına neden olabilmektedir.</p>

<p><strong>Karşılaşılabilecek Hukuki Sonuçlar</strong><br />
Banka hesabını kullandıran kişiler somut olayın özelliklerine göre farklı suçlamalarla karşılaşabilmektedir.</p>

<p><strong>Özellikle;</strong></p>

<p><em><strong>-Nitelikli dolandırıcılık,<br />
-Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama,<br />
-Yasa dışı bahis faaliyetlerine aracılık etme,<br />
-Suç işlemek amacıyla kurulan örgütlere yardım etme,<br />
-Bilişim sistemleri aracılığıyla işlenen suçlara iştirak<br />
-gibi iddialar soruşturma konusu olabilmektedir.</strong></em></p>

<p>Her ne kadar her olayda doğrudan ceza sorumluluğu doğacağı söylenemese de, hesap sahibinin işlemlerden haberdar olup olmadığı, elde ettiği menfaat, hesap kullanım şekli ve diğer deliller birlikte değerlendirilerek hukuki sonuç belirlenmektedir.</p>

<p><strong>Gençler ve Öğrenciler Özellikle Hedef Alınıyor</strong><br />
Sosyal medya üzerinden yapılan ilanlarda özellikle öğrencilerin, işsizlerin ve ek gelir arayışında olan gençlerin hedef alındığı görülmektedir.</p>

<p>“Hiçbir risk yok”, “yasal işlem”, “sadece hesap kiralama”, “garantili kazanç” gibi ifadeler kullanılarak kişiler ikna edilmeye çalışılmaktadır.</p>

<p>Oysa birkaç yüz veya birkaç bin liralık kazanç uğruna banka hesabını kullandıran kişiler, ilerleyen süreçte çok daha ağır hukuki ve cezai sorunlarla karşılaşabilmektedir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong><br />
Banka hesabı kişiye özel ve hukuken sorumluluk doğuran bir finansal araçtır. Bir banka hesabının üçüncü kişilere kullandırılması, hesap sahibinin farkında olmadığı suç faaliyetlerinin içerisine dahil olmasına neden olabilir.</p>

<p>Bu nedenle vatandaşların sosyal medya veya mesajlaşma uygulamalarında karşılaştıkları “hesap kiralama”, “temiz IBAN”, “yüksek komisyon”, “günlük ödeme” gibi tekliflere kesinlikle itibar etmemeleri gerekmektedir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki, kısa vadeli ve kolay görünen kazançlar bazen yıllarca sürebilecek ceza soruşturmalarının başlangıcı olabilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Aykut YAVUZ</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/av-aykut-yavuz/banka-hesabi-kiralama-ve-riskleri/128/</link>
<pubDate>Sun, 31 May 2026 14:18:32 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Vicdan Kıyameti: Siyonist Vahşet ve Batı'nın Çürüyen Maskesi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">Dünya tarihi, hiçbir dönemin şahit olmadığı kadar organize, vahşi ve gözü dönmüş bir barbarlık çağından geçiyor. <strong>Gazze</strong>’de ve tüm <strong>Filistin</strong> topraklarında on yıllardır süren, bugün ise tam anlamıyla bir soykırıma dönüşen <strong>İsrail terörü</strong>, sadece Ortadoğu’yu değil, insanlığın ortak vicdanını ateşe veriyor. <em><strong>Filistinli bir kadının</strong></em> İsrail askerinin yüzüne karşı haykırdığı, <i data-index-in-node="366" data-path-to-node="1">"<strong>Şimdiye kadar kaç Filistinli çocuk öldürdün?"</strong></i> sorusu, bugünün küresel düzeninin tam kalbine saplanmış utanç vesikasıdır.</p>

<p data-path-to-node="0"><strong>Özgürlük Filosu</strong>’ndan<strong> Fransız aktivis</strong>t: ‘<strong>İsrailli askerler beni darp etti ve cinsel tacizde bulundu. O açık hava hapishanesinde bize hayvan gibi davrandılar ve karanlık konteynerlerde üst üste sıkıştırılmış halde tutuluyorduk</strong>.’</p>

<p data-path-to-node="2">Ancak bu kanlı tiyatroda artık mızrak çuvala sığmıyor. Hakikat, Siyonist lobilerin parayla, tehditle ve şantajla ördüğü duvarları birer birer yıkıyor.</p>

<h3 data-path-to-node="4">Güç Değil, Kontrolü Kaybetme Korkusu</h3>

<p data-path-to-node="5">Batı dünyasının İslam’a ve mazlum halkların direnişine karşı duyduğu hastalıklı öfkenin temelinde <strong>din değil, tahakküm hırsı yatmaktadır.</strong> İrlandalı Müslüman <strong>Robert Wilson</strong>’ın da isabetle belirttiği gibi: <i data-index-in-node="202" data-path-to-node="5">“<strong>Batı, İslam’dan aşırılık nedeniyle korkmuyor. İslam adil bir ekonomi, disiplinli bir hayat, güçlü aile yapısı ve bağımsız düşünce sunduğu için ondan korkuyorlar. Mesele din değil, kontrolü kaybetme korkusu.”</strong></i></p>

<p data-path-to-node="6">Yüzyıllardır dünyayı sömüren küresel çete, kendi kurduğu kölelik düzenine boyun eğmeyen, sömürgeleşmeyi reddeden ve adalet talep eden her sesi "<strong>tehdit</strong>" olarak kodluyor. Fransız bir rahibin, <i data-index-in-node="190" data-path-to-node="6">"<strong>Eğer İslam iddia edildiği gibi şiddet yanlısı olsaydı, ilk fetihlerden sonra hiçbir Hıristiyan veya Yahudi hayatta kalamazdı"</strong></i> itirafı, Batı’nın yüz yıllardır ürettiği <strong><em>İslamofobik sanayinin</em></strong> yüzüne inmiş ahlaki bir tokattır.</p>

<h3 data-path-to-node="8">Soykırım Ortakları İçin Yolun Sonu: Dünyada Güvenli Liman Kalmadı</h3>

<p data-path-to-node="9">Katliamın arkasındaki Siyonist çete ve onlara her türlü lojistik, askeri ve siyasi desteği sağlayan Batılı liderler için artık saklanacak hiçbir yer kalmadı. <strong>Kanada</strong>’da, <strong>İsrail seviciliğiyle bilinen eski Maliye Bakanı Chrystia Freeland</strong>’in yüzüne haykırılan, <i data-index-in-node="257" data-path-to-node="9">"<strong>Senin yüzünden binlerce kişi katledildi. O ruhlar hayatının geri kalanı boyunca seni kovalayacak. Seni iğrenç hayvan, Siyonist köpek!"</strong></i> sözleri, bu suç ortaklarının artık sokaklarda, etkinliklerde, yani halkın arasında başı dik yürüyemeyeceğinin en net kanıtıdır.</p>

<p data-path-to-node="10"><strong>Almanya Başbakanı</strong>'na yöneltilen, <i data-index-in-node="33" data-path-to-node="10">"<strong>İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudileri katlederek soykırıma imza attınız, bugün ise İsrail'e destek vererek Gazze'deki soykırıma katkıda bulunuyorsunuz; tarihin hep yanlış tarafında mı duracaksınız?</strong>"</i> sorusu, Batı’nın tarihsel suçluluk psikolojisiyle nasıl yeni bir katliamın sponsoru haline geldiğini tescillemektedir.</p>

<h3 data-path-to-node="12">Halkların İsyanı ve Küresel Boykot</h3>

<p data-path-to-node="13">Siyasetçilerin kirli ittifaklarına inat, dünya halkları ayağa kalkmıştır. <strong>İtalya'da 75’ten fazla kentte hayatı durduran</strong>, milyonlarca işçinin, liman çalışanının katılımıyla gerçekleşen genel grev, halkların devletlerine çektiği bir ihtardır. <strong>Liman işçileri İsrail'e silah sevkiyatını engellemek için gövdelerini siper ederken</strong>, İspanya Başbakanı <strong>Pedro Sánchez</strong>’in kürsüden yükselen <i data-index-in-node="379" data-path-to-node="13">"<strong>Benimle birlikte söyleyin: Bu bir soykırımdır!"</strong></i> haykırışı, siyasette de namuslu seslerin henüz tamamen yok olmadığını göstermektedir.</p>

<p data-path-to-node="14"><strong><em>Bu uyanış sadece sokaklarda değil, sanat dünyasında da karşılık buluyor.</em></strong> Milyonlarca dolarlık sözleşmeleri elinin tersiyle iten, <strong>HBO, Disney ve Coca-Cola </strong>gibi devleri reddeden <strong>Dua Lipa,</strong> <strong>ilkelerin paradan daha değerli olduğunu dünyaya ilan etmiştir.</strong> 268 milyon dolarlık bir serveti Siyonist ambargoya karşı Filistin adına feda etmek, bir duruşun ötesinde, ahlaki bir devrimdir.</p>

<h3 data-path-to-node="16">Adaleti Boğmak İsteyen Küresel Terör Düzeni</h3>

<p data-path-to-node="17">Karşı karşıya olduğumuz yapı o kadar organizedir ki, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkaran <strong>Fransız yargıç Nicolas Gouyou</strong>’nun Visa ve Mastercard kartları bloke edilmekte, <strong>yargıçlar ve aktivistler</strong> suçlu muamelesi görmektedir. Amerikalı bir aktivistin <i data-index-in-node="285" data-path-to-node="17">"<strong>Bizi vergilerimizle İsrail'i desteklemeye zorluyorlar, reddedersek şehrimizin bütçesini kesiyorlar"</strong></i> isyanı, <strong>ABD’nin Siyonizm tarafından nasıl esir alındığının açık ilanıdır.</strong></p>

<p data-path-to-node="18"><strong>Kudüs</strong>’te <strong>Hıristiyan rahiplerin üzerine tüküren</strong>, <strong>Batı Şeria’da Müslüman kadının </strong>geçim kaynağı olan hayvanlarını bayram öncesi gasp eden bu faşist zihniyet, <strong>nükleer silahları ve küresel pedofili ağlarıyla dünyayı tehdit eden bir urdur.</strong></p>

<p data-path-to-node="19">Ancak kartlar yeniden dağıtılıyor. <strong>Pakistan</strong>’dan <strong>Suudi Arabistan’</strong>a kadar uzanan hatta, <strong>Trump</strong>’ın "<strong>İbrahim Anlaşmaları"</strong> adı altındaki Siyonist normalleşme dayatmaları sert bir kayaya çarpmış ve <strong>reddedilmiştir</strong>. KKTC Cumhurbaşkanı <strong>Tufan Erhürman</strong>’ın <i data-index-in-node="244" data-path-to-node="19">"<strong>Çocukları öldüren İsrail devletine güven duymam, saygı duymam ve muhatap almam mümkün değil"</strong></i><strong> </strong>duruşu, tüm bölge liderlerinin kuşanması gereken asgari ahlaki sınırdır.</p>

<h3 data-path-to-node="20">Hülesa</h3>

<p data-path-to-node="21">İsrail ve onun kör, sağır, dilsiz destekçileri ne yaparsa yapsın; ne yargıçları sindirerek ne de Özgürlük Filosu’ndaki aktivistleri karanlık konteynerlerde darp ederek gerçeği karartamayacaklar. İnsanlık vicdanı Siyonizm’den daha büyüktür. <strong>Bu barbarlık düzeni yıkılacak ve bu kan deryasında payı olan her lider, her devlet, tarihin çöplüğünde birer lanet nesnesi olarak anılacaktır.</strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/vicdan-kiyameti-siyonist-vahset-ve-bati-nin-curuyen-maskesi/127/</link>
<pubDate>Wed, 27 May 2026 13:09:22 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kibir ve Barbarlığın Küresel Kuşatması: Batı'nın Soykırımcı Bilinçaltı ve Coğrafyanın Uyanışı</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="0">Tarih, sadece rakamlardan ve kronolojik olaylar silsilesinden ibaret değildir; <strong>tarih, bir ruhun, bir hafızanın ve ontolojik bir duruşun tecessüm etmiş halidir.</strong> Bugün insanlık, neye uğradığını, başına ne geldiğini bilemeyen, yanlış soruların dehlizlerinde doğru cevaplar arayan kitlelerin trajedisine sahne olmaktadır. Yanlış başlangıçların doğru sonuçlar doğurması imkânsızdır.</p>

<p data-path-to-node="0">Kendi sorununu doğru teşhis edemeyen, entelektüel ve siyasi bir öncü kuşaktan mahrum bırakılmış toplumlar, ne yazık ki çıkmaz sokakların eşiğine fırlatılmaya mahkûmdur. Türkiye ve içinde bulunduğu İslam coğrafyası, iki asırdır Batı modernitesinin epistemi ve ontolojik şiddeti karşısında ağır bir sarsıntı geçirmektedir.</p>

<p data-path-to-node="0">Bu sarsıntı basit bir "<strong>modernleşme</strong>" ya da "<strong>yenileşme"</strong> tecrübesi değildir; köklerinden kopma, ruh köklerini kurutma ve nihayetinde bir "<strong>Endülüsleşme</strong>" yani yok oluş tehlikesiyle yüz yüze gelme felaketidir.</p>

<p data-path-to-node="2"><strong>Tanzimat</strong>’la başlayan süreç, iddia edildiği gibi bir kurtuluş sahili değil, <strong>bu toprakların kendi celladına âşık edilme senaryosuydu</strong>. Batı uygarlığının modernite adı altında dünyaya dayattığı <strong>küresel sömürgecilik </strong>ve <strong>emperyalizm</strong> dalgasını, geçilmesi zorunlu bir "<strong>ilerleme"</strong> aşaması olarak vehmetmek, bu yüzyılın en büyük entelektüel körlüğüdür. <em><strong>İnsanı tanrılaştıran, bilimi, siyaseti ve iktisadı birer pagan kilisesine dönüştüren bu dünya görüşü, yeryüzünü karaları ve denizleriyle işgal ederken arkasında katliamlar, tecavüzler ve soykırımlar bırakmıştır</strong></em>.</p>

<p data-path-to-node="2"><strong>Osmanlı</strong> bu şoku <strong>felsefi olarak göremedi</strong> ve <strong>karşılayamadı</strong>; bugün ise insanlık, modernitenin felsefi kodlarını çözemeden <strong>post-modernitenin</strong> o ayartıcı, baştan çıkarıcı dünyasına büsbütün hazırlıksız yakalandı.</p>

<h2 data-path-to-node="4">"Bir Gecede Medeniyet Yok Etmek": Batı'nın Nükleer Soykırım İtirafı</h2>

<p data-path-to-node="5">11 Eylül’den sonra "<strong>Bu bir Haçlı savaşıdır</strong>" diyerek <strong>Afganistan </strong>ve<strong> Irak</strong>’ı işgal eden, yüz binlerce insanı katledip coğrafyamızı terör örgütlerinin laboratuvarı haline getiren emperyalist akıl, bugün pervasızlığın ve azgınlığın zirvesine ulaşmıştır.</p>

<p data-path-to-node="5">ABD ve onun eliyle bölgeyi ateşe veren<em><strong> şizofren bir soykırım şebekesi olan İsrail</strong></em>, küresel ölçekte açıkça tehditler savurmaktadır. "<em><strong>Bu gece bir medeniyetin öldüğünü göreceğiz</strong></em>" cümlesi, alelade bir savaş tehdidi değildir. Bu cümle, <strong>üç bin yıllık bir hafızayı, binlerce yıllık insanlık mirasını bir gecede nükleer soykırımla yok etme cüretinin, pagan ve barbar bir bilinçaltının dışa vurumudur.</strong></p>

<p data-path-to-node="6"><em>Dengeden, uluslararası hukuktan ve insani hiçbir raddeden nasibini almamış liderlerin elindeki kitle imha silahları</em>, bugün tüm dünya için en öncelikli, en ölümcül tehdittir. İlan edilen geçici ateşkesler, bu barbarlığın iştahını kapatmaya yetmeyecektir; çünkü <em><strong>kurgu Tel Aviv’de yapılmakta, Washington’da uygulanmakta</strong></em> ve bölge ülkeleri çaresizce bu girdabın içine sürüklenmektedir.</p>

<p data-path-to-node="6">Ancak gözden kaçırılan temel bir denklem vardır: <strong>Nükleer bir çılgınlığın karşılığı dönüp avuç içi kadar olan, gayrimeşru varlığını tamamen bölgeyi sömürmeye borçlu yapılara isabet ettiğinde, ortada ne o şebeke kalacaktır ne de sömürge üsleri.</strong></p>

<h2 data-path-to-node="8">Güç Ezberinin Bozulması ve Bölgesel Saflaşma</h2>

<p data-path-to-node="9">Bu süreçte emperyalizmin tüm güç matematiği ve kibirli ezberleri bozulmuştur. <strong>Körfez ülkeleri,</strong> on yıllardır "<strong>müttefiklik</strong>" adı altında yürüttükleri ilişkilerin aslında yalnızca <strong>İsrail’e jandarmalık yapmak</strong> ve <strong>haraç ödemekten ibaret</strong> olduğu gerçeğiyle çıplak bir şekilde yüzleşmiştir.</p>

<p data-path-to-node="9">Batı’nın ne kendi müttefiklerini koruma niyeti vardır ne de küresel bir gücü tek başına taşıma kabiliyeti. <strong>Bugün ABD;</strong> NATO’yu, Avrupa’yı, Asya’daki ortaklarını dahi karşısına alan, bencil, tecrit edilmiş ve yalnızlaşan bir yapıya dönüşmektedir.<strong> Avrupa’nın çöküş, Batı’nın ise gerileme dönemi resmen başlamıştır.</strong></p>

<p data-path-to-node="10">Buna karşın, coğrafyanın kadim güçleri her türlü baskıya rağmen diz çökmeyeceklerini ve sömürgeci güç kibrini kırabileceklerini göstermişlerdir. Şimdi yapılması gereken, <strong>bölge ülkelerinin ellerindeki zenginliğin, coğrafya silahının ve jeopolitik imkânların farkına varmasıdır.</strong> Körfez’in ve Ortadoğu’nun geleceği, Batı’nın kanlı şemsiyesi altında değil; kendi varlıklarını, kendi ruh köklerini keşfetmelerinde gizlidir.</p>

<h2 data-path-to-node="12">Türkiye Ekseni: Coğrafyanın Merkezinde Yeni Güç İnşası</h2>

<p data-path-to-node="13">Tarihin en hızlı aktığı, güce dayalı tüm küresel ezberlerin sıfırlandığı kritik bir eşikteyiz. Devletleri sınırlayacak hiçbir uluslararası mekanizmanın kalmadığı bu kaos çağında, Türkiye coğrafyanın ve yükselen yeni gücün merkezi olmak durumundadır.</p>

<p data-path-to-node="13"><strong>Emperyalist zorbaların</strong> nükleer felaket çığırtkanlığı yaptığı gün, <strong>Türkiye</strong>’nin liderliğinin <strong>"Biz sadece kendi gücümüze güveniriz</strong>" haykırışı, rastgele söylenmiş bir söz değildir. Bu duruş, "<strong>Türkiye Ekseni</strong>"nin küresel ölçekteki yol haritasıdır ve fırtınanın sonunda ekonomik, askeri ve stratejik güç sıçramasının nereye varacağını ilan etmektedir.</p>

<blockquote data-path-to-node="14">
<p data-path-to-node="14,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="14,0">Unutulmamalıdır ki:</b> Bütün Batı tarihi bir Bağdat, bir Şam, bir Kahire etmez. Bu coğrafyadaki hiçbir milletin tarihi, hafızası ve medeniyet birikimi, ABD ve İsrail’in toplam ömrü kadar kısa, sığ ve köksüz değildir. Sadece <strong>Selçuklu ve Osmanlı bile bu barbar kibrin tamamından büyüktür.</strong> Müslümanları ve Türkleri çıkardığınızda geriye elinde kuşanacak bir tarihi kalmayanların, <strong>üç bin yıllık medeniyetleri tek bir gecede yok etme küstahlığına 21. yüzyılın cevabı çok net ve çok acı olacaktır.</strong></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="15">Azgınlaşmış bir kibirle şehirlerimize, hafızamıza ve geleceğimize saldıran sırtlanlar sürüsüne karşı şunun not edilmesi şarttır: <em><strong>Başkasının koruması altına girerek ya da celladından aman dileyerek gelecek inşa edilemez. </strong></em>Gelecek, kendi medeniyet değerlerimiz üzerine, tavizsiz ve çelik gibi sağlam bir iradeyle kurulacaktır. Tarih bu yönde akmaktadır; safları sıklaştırmanın, gücü tahkim etmenin ve büyük uyanışa hazır olmanın zamanı tam da bugündür.</p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/kibir-ve-barbarligin-kuresel-kusatmasi-bati-nin-soykirimci-bilincalti-ve-cografyanin-uyanisi/126/</link>
<pubDate>Mon, 25 May 2026 10:09:01 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gücün Sarhoşluğu ve Kibrin Çöküşü: Ad Kavmi ve İrem'in Hazin Akıbeti</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">İnsanlık tarihi, sadece medeniyetlerin yükselişine değil, aynı zamanda gücün sarhoşluğuna kapılarak haddini aşan toplumların hazin yıkımlarına da şahitlik etmiştir. Bu yıkımların en çarpıcı ve ibretlik olanlarından biri, hiç şüphesiz <strong>Ad Kavmi</strong>’nin kıssasıdır. Kur’an-ı Kerim’de <i data-index-in-node="277" data-path-to-node="3">"<strong>Beldeler içerisinde bir benzeri daha yaratılmamış, yüksek sütunlarla dolu İrem"</strong></i><strong> (Fecr, 7-8)</strong> olarak tasvir edilen bu yurt, adeta yeryüzündeki bir cennet bahçesini andırıyordu. Ancak bu muazzam ihtişam,<strong> insanoğlunun nankörlüğü ve kibriyle</strong> birleştiğinde, tarihin en dehşet verici helak sahnelerinden birine zemin hazırladı.</p>

<h2 data-path-to-node="4">Nimetin İçinde Gelen Körlük: Yeryüzünün Devleri</h2>

<p data-path-to-node="5"><strong>Ad Kavmi,</strong> Büyük<strong> Nuh Tufanı’</strong>nın ardından yeryüzünde <strong>putperestliğe dönen ilk kavim</strong> olma bedbahtlığına erişmişti. Oysa Yüce Allah onlara, başka hiçbir topluma bahşedilmemiş eşsiz nimetler vermişti. Gürül gürül akan ırmaklar, sürü sürü davarlar, göz alıcı bağlar ve bahçeler bu beldenin zenginliğiydi. Üstelik bu halkın insanlarına, heybetli bir boy bos, muazzam bir fiziki güç, kuvvet ve uzun ömürler lütfedilmişti.</p>

<p data-path-to-node="6">İnşa ettikleri devasa binalar ve yüksek kuleler, zenginliklerinin ve güçlerinin birer göstergesi haline gelmişti. Ne var ki, <strong>ellerindeki bu fiziki ve maddi üstünlük</strong>, zamanla <strong>kalplerini katılaştırd</strong>ı. Kendilerini yeryüzünün <strong>mutlak hakimi </strong>sanmaya başladılar. Kur’an-ı Kerim onların bu <strong>kibirli ruh halini</strong> şu sarsıcı cümlelerle aktarır:</p>

<blockquote data-path-to-node="7">
<p data-path-to-node="7,0">"<strong>Onlar inatçı bir zorbanın emrini tutup gittiler." (Hûd, 59)</strong></p>

<p data-path-to-node="7,1"><strong>"Kuvvetçe bizden daha güçlü kim varmış?" (Fussilet, 15)</strong></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="8">Bu kibir, beraberinde zulmü ve feryadı getirdi. Güçlerini zayıfları ezmek için kullandılar, memleketlerinde azgınlık ve fesadı artırdılar. <strong>Ahiret hayatını ve öldükten sonra dirilmeyi inkar ederek</strong>; Şadad, Samud ve Henna adını verdikleri cansız putlara tapmaktan, onlardan medet ummaktan geri durmadılar.</p>

<h2 data-path-to-node="9">Merhametin Sesi: Hud Aleyhisselam’ın Daveti</h2>

<p data-path-to-node="10">Yüce Allah, azgınlıkta sınır tanımayan bu kavme, doğru yolu göstermesi için kendi içlerinden bir peygamber, kardeşleri <strong>Hud Aleyhisselam</strong>’ı gönderdi. Hz. Hud, kavmini tek olan Allah’a iman ve ibadet etmeye, insanlara zulmetmekten vazgeçmeye davet etti. Onlara, ellerindeki nimetlerin asıl sahibini hatırlatarak uyardı.</p>

<p data-path-to-node="11">Fakat <strong>güçten gözleri kör olmuş Ad Kavmi</strong>, bu şefkatli daveti alay, inkar ve yalanlamayla karşıladı. Kendilerine yapılan uyarıları kibirle ellerinin tersiyle iterek, <strong>günahlarında ısrar</strong> etmeye devam ettiler.</p>

<h2 data-path-to-node="12">Rahmet Beklerken Gelen Azap: Uğursuz Günler ve Kasırga</h2>

<p data-path-to-node="13">İlahi mühlet dolduğunda, ceza adım adım yaklaşmaya başladı. Yüce Allah, üzerlerindeki <strong>bereketi çekerek</strong> onlardan <strong>üç yıl</strong> boyunca <strong>yağmuru kesti.</strong> Muazzam nehirler kurudu, bağlar sarardı, yeşillikler vahaya dönüştü. <strong>Şiddetli kıtlık karşısında çaresiz kalan kavim, yağmur duası için Mekke’ye bir heyet göndermek zorunda kaldı.</strong></p>

<p data-path-to-node="14">Tam bu çaresizlik anında, gökyüzünde beliren <strong>kara bulutlar</strong> Ad Kavmi’ni sevince boğdu. Bulutları görünce, <i data-index-in-node="105" data-path-to-node="14">"<strong>İşte bu bize yağmuru getirecek olan buluttur!"</strong></i> diyerek sevindiler. Oysa o siyah perdelerin arkasında saklanan şey rahmet değil, ilahi adaletin dondurucu öfkesiydi. Sevincin yerini kısa sürede dehşet verici bir feryat aldı.</p>

<p data-path-to-node="15"><strong>Yedi gece sekiz gün </strong>süren, dur durak bilmeyen, <strong>önüne gelen her şeyi saman çöpü gibi savuran korkunç ve dondurucu bir kasırga üzerlerine çöktü.</strong> O sarsılmaz dedikleri devasa <strong>binalar yıkıldı</strong>, kendilerine güvenen o güçlü devler,<strong> içi boşalmış hurma kütükleri gibi yerlere serildi.</strong> Ad Kavmi, gurur duyduğu ihtişamıyla birlikte <strong>tarih sahnesinden</strong> tamamen silinip gitti.</p>

<h2 data-path-to-node="16">Dünyadaki Zillet, Ahiretteki Alçalış</h2>

<p data-path-to-node="17"><strong>Ad Kavmi’</strong>nin başına gelen bu felaket, <strong>sadece geçmişte yaşanmış bir yıkım hikayesi değil; gücüne güvenen, zayıfları ezen ve yaratıcısına sırt dönen her zorba zihniyet için zamansız bir ihtardır. </strong>Dünyadaki bu şiddetli cezaya rağmen, inkarcıları bekleyen asıl büyük tehlike ise Fussilet Suresi 16. Ayette ebedi bir hakikat olarak şöyle açıklanmıştır:</p>

<blockquote data-path-to-node="18">
<p data-path-to-node="18,0"><strong>"Biz de, dünya hayatında alçaltıcı bir azabı onlara tattırmak için, o uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha da alçaltıcıdır, onlara yardım da edilmez."</strong></p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="19"><strong>İrem bağlarının</strong> ve <strong>Ad Kavmi’</strong>nin hazin akıbeti; <strong>kibir ve zulüm </strong>üzerine kurulan hiçbir saltanatın kalıcı olamayacağını, <strong>asıl gücün ve mülkün yalnızca Allah’a ait olduğunu</strong> insanlığın hafızasına silinmez bir biçimde kazımıştır.</p>

<p data-path-to-node="19"><img alt="" src="https://www.dunyatimes.com/images/ad%20kavmi%20ve%20hud%20a_s.jpg" style="width: 650px; height: 500px;" /></p>
]]></content:encoded>
<author>Aylin Türk</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/aylin-turk/gucun-sarhoslugu-ve-kibrin-cokusu-ad-kavmi-ve-irem-in-hazin-akibeti/125/</link>
<pubDate>Sun, 24 May 2026 00:26:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sadakatin ve Sabrın En Ağır Sınavı: Hudeybiye ve Çöldeki Kutlu Direniş</title>
<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">İslam tarihinin en kırılma noktalarından biri, hiç şüphesiz Hicret’in altıncı yılında yaşanan <em><strong>Hudeybiye Antlaşması</strong></em>’dır. Bu hadise, sadece diplomatik bir metnin imzalanması değil; adeta "<strong>taş olsa çatlatacak</strong>" kadar ağır şartlar altında Müslümanların s<strong>adakat, sabır ve teslimiyet</strong> sınırlarının sınandığı muazzam bir imtihan sahnesidir. Din uğrunda zorluklara göğüs germenin, inanç için her türlü eziyete katlanmanın ne demek olduğunu gösteren bu tarihi olay, görünürdeki yenilgilerin nasıl büyük zaferlere dönüşebileceğinin en somut tecellisidir.</p>

<h2 data-path-to-node="4">Görünürdeki Mağlubiyet ve Sarsılan Sineleler</h2>

<p data-path-to-node="5">Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ve ashabı, yalnızca barışçıl bir niyetle, umre ibadetini eda etmek amacıyla Mekke’ye doğru yola çıkmışlardı. Ancak Mekkeli müşriklerin kibirli ve uzlaşmaz tavrı, İslam ordusunu Hudeybiye’de duraklamak zorunda bıraktı. Savaş meydanlarında canlarını ortaya koymaktan çekinmeyen, cesaretleriyle nam salmış sahabeler, barışın maslahatı adına Hz. Peygamber’in kâfirlere verdiği büyük ödünleri derin bir şaşkınlıkla karşıladılar.</p>

<p data-path-to-node="6">Antlaşmanın maddeleri ilk bakışta tamamen Müslümanların aleyhine görünüyordu. Başta Hz. Ömer (r.a.) olmak üzere, haksızlığa tahammülü olmayan pek çok sahabenin yüreği daraldı. Fakat onlar, akıllarının almadığı bu ağır tablonun karşısında, Resûlullah’ın eşsiz rehberliğine ve emrine mutlak bir itaatle baş eğdiler. Bu, İslam’ın özü olan "<strong>teslimiyet"</strong> kavramının ilk ve en büyük toplu sınavıydı.</p>

<h2 data-path-to-node="7">Zincirlerin Çığlığı: Ebu Cendel (r.a.) Hadisesi</h2>

<p data-path-to-node="8">Antlaşmanın mürekkebi henüz kurumadan, Müslümanların yüreğini kor bir ateş gibi yakacak ilk imtihan sahneye çıktı. Mekke’de Müslüman olduğu için prangaya vurulan, ağır işkencelere maruz kalan <em><strong>Ebu Cendel (r.a.),</strong></em> bir yolunu bulup zincirlerinden kurtulmuş ve düşe kalka Hudeybiye’deki İslam ordusuna sığınmıştı. Ne var ki antlaşmanın en ağır maddesi, Mekke’den kaçıp Müslüman olanların geri iade edilmesini emrediyordu.</p>

<p data-path-to-node="9">Müşriklerin temsilcisi olan <em><strong>öz babası Süheyl,</strong></em> oğlunu kanlar içinde gördüğü hâlde merhamet etmedi; onu tokatlayarak geri götürmek için diretti. Peygamber Efendimizin tüm ısrarlarına, onu antlaşma dışı tutma taleplerine rağmen müşrikler geri adım atmadı. <em><strong>Ebu Cendel’</strong></em>in <i data-index-in-node="267" data-path-to-node="9">"<strong>Ey Müslümanlar! Ben size sığındım, beni yeniden dinimden döndürmek isteyen bu zalimlere mi teslim edeceksiniz?"</strong></i> feryatları arasında, Müslümanlar büyük bir yürek acısıyla onu geri göndermek zorunda kaldılar. O an, tüm İslam ordusunun gözyaşlarına boğulduğu andı. Resûlullah ise hüzünlü ama vakur bir sesle ona sabretmesini öğütlüyor, Allah’ın yakında mutlak bir çıkış yolu yaratacağını müjdeliyordu.</p>

<h2 data-path-to-node="10">Deniz Kenarında Açan Kurtuluş Çiçeği: Ebu Basir (r.a.)</h2>

<p data-path-to-node="11">İlahi plan, insan aklının ötesinde işlemeye devam ediyordu. Antlaşmadan sonra Medine’ye sığınan <strong>Ebu Basir (r.a.)</strong> de kurallar gereği Mekkeli iki muhafıza teslim edilerek geri gönderildi. Ancak Ebu Basir, teslimiyeti zillet olarak kabul etmeyen yiğit bir ruha sahipti. Yolculuk esnasında zekice bir hamleyle muhafızlardan birini etkisiz hale getirerek yeniden Medine’ye döndü. Allah Resûlü’ne, <i data-index-in-node="392" data-path-to-node="11">"<strong>Ya Resûlullah, sen sözünü tuttun ve beni teslim ettin. Benim ise onlarla şahsi bir antlaşmam yok</strong>"</i> diyerek, Medine’yi zor durumda bırakmamak adına oradan ayrıldı ve Kızıldeniz sahilindeki <strong>"İs"</strong> denilen bölgeye yerleşti.</p>

<p data-path-to-node="12">Bu hamle, sessiz bir çığlığın yankı bulması gibiydi. Mekke’de baskı ve zulüm altında inleyen, aralarında zindanlardan kaçmayı başaran <strong>Ebu Cendel</strong>’in de bulunduğu diğer Müslümanlar, akın akın Ebu Basir’in yanına kaçtılar. <em><strong>Çölün ortasında, hiçbir insani imkânın bulunmadığı bu çetin ve mahrumiyet dolu coğrafyada, inançlarından başka sığınakları olmayan fedakâr bir topluluk, adeta küllerinden yeniden doğarak güçlü bir direniş cephesi kurdu.</strong></em></p>

<h2 data-path-to-node="13">İlahi Adalet ve Müşriklerin Acizliği</h2>

<p data-path-to-node="14">Kendi kendilerine yetmeye çalışan bu inanmış muhafızlar, hayatta kalabilmek ve zulme dur diyebilmek için Mekke’nin can damarı olan <strong>Şam ticaret kervanlarının yolunu kesmeye başladılar.</strong> <strong>Mekke ekonomisi felç olmuş</strong>, kâfirler çaresiz ve perişan bir duruma düşmüştü.</p>

<p data-path-to-node="15">Zamanında kibirle Müslümanları ezen Mekke aristokrasisi, bu kez diz çökmüş bir vaziyette Peygamber Efendimize (s.a.v.) yalvararak elçi gönderdi. Kendi elleriyle, büyük bir inatla koydurdukları <i data-index-in-node="193" data-path-to-node="15">"<strong>Mekke'den kaçanlar geri iade edilecek"</strong></i> <em>maddesinin iptal edilmesini ve sahildeki o mücahitlerin acilen Medine’ye kabul edilmesini rica ettiler.</em></p>

<h2 data-path-to-node="16">Sabrın Zaferi ve Kutlu Son</h2>

<p data-path-to-node="17">Hudeybiye’de başta bir "<strong>hüsran ve haksızlık"</strong> gibi görünen o sabır, sabrı kuşanıp din uğrunda her türlü eziyete katlananların eliyle büyük bir <strong>diplomatik ve askeri zafere</strong> dönüşmüştü. <strong>Kur'an-ı Kerim</strong>'in bu antlaşmayı "<strong>Apaçık bir zafer" (Feth-i Mübîn) olarak nitelendirmesindeki sır, çölün sıcak kumlarında ve deniz kenarında verilen bu eşsiz mücadeleyle tecelli etmişti.</strong></p>

<p data-path-to-node="18">Ancak bu kutlu hikâyenin nihayeti, buram buram hüzün kokan bir vefa tablosuyla son buldu. <strong>Medine’ye davet ve kurtuluş mektubu </strong>sahildeki kampa ulaştığında, bu şanlı direnişin mimarı <strong>Ebu Basir (r.a.) ağır hastaydı</strong>. <strong>O, gözleri bu dünyadan ayrılmak üzereyken Resûlullah’ın mektubunu göğsüne bastırdı ve ruhunu bu mukaddes mektup elindeyken teslim etti.</strong></p>

<p data-path-to-node="19"><strong>Ebu Basir</strong> ve <strong>Ebu Cendel</strong> gibi şahsiyetlerin hayatı; inancın, zorluklar karşısında eğilmemenin, sabrın ve en önemlisi de her ne pahasına olursa olsun Allah ve Resûlü’ne sadakatin ebedi bir anıtı olarak tarih sayfalarındaki yerini aldı.</p>
]]></content:encoded>
<author>Ayşe  Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/ayse-filiz/sadakatin-ve-sabrin-en-agir-sinavi-hudeybiye-ve-coldeki-kutlu-direnis/124/</link>
<pubDate>Sat, 23 May 2026 23:56:12 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İzale-i Şuyu Davaları: Miras Kalan Taşınmazlarda Ortaklığın Giderilmesi Süreci ve Hukuki Riskler</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Miras kalan taşınmazlar, uygulamada en fazla uyuşmazlık yaşanan hukuki konuların başında gelmektedir. Özellikle kardeşler, akrabalar veya hissedarlar arasında ortaya çıkan paylaşım sorunları; ev, arsa, tarla veya iş yeri gibi taşınmazların kullanımı konusunda ciddi anlaşmazlıklara neden olabilmektedir.</p>

<p>Bu tür durumlarda en sık başvurulan hukuki yol ise “izale-i şuyu”, yani ortaklığın giderilmesi davasıdır.</p>

<p>Ancak birçok kişi izale-i şuyu davasını yalnızca “mal paylaşımı davası” olarak değerlendirmektedir. Oysa uygulamada bu davalar; taşınmazın gerçek değerinin altında satılması, aile içi gerilimlerin büyümesi ve sürecin yanlış yönetilmesi nedeniyle ciddi maddi kayıplara yol açabilmektedir.</p>

<p>Özellikle Bursa miras avukatı desteği alınmadan yürütülen süreçlerde, dava sonunda beklenmeyen ekonomik sonuçlarla karşılaşılması mümkündür.</p>

<p><strong>İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası Nedir?</strong><br />
İzale-i şuyu davası, hisseli taşınmaz üzerindeki ortaklığın sona erdirilmesi amacıyla açılan davadır. Miras kalan bir taşınmaz üzerinde birden fazla hissedar bulunduğunda ve taraflar ortak kullanım konusunda anlaşamadığında, hissedarlardan biri mahkemeye başvurarak ortaklığın giderilmesini talep edebilir.</p>

<p><em><strong>Bu davalar genellikle;</strong></em></p>

<p><em><strong>miras kalan evlerde,<br />
hisseli arsalarda,<br />
tarla ve bağ-bahçe taşınmazlarında,<br />
aileye ait iş yerlerinde<br />
karşımıza çıkmaktadır.</strong></em></p>

<p>Ancak her ortaklığın giderilmesi davası aynı şekilde sonuçlanmamaktadır. Bazı taşınmazlarda aynen bölünme mümkün olabilirken, birçok dosyada mahkeme satış yoluyla ortaklığın sona erdirilmesine karar verebilmektedir.</p>

<p><strong>Miras Kalan Taşınmazlarda En Büyük Risk Nedir?</strong><br />
İzale-i şuyu davalarında en büyük risklerden biri, taşınmazın gerçek piyasa değerinin altında satılmasıdır.</p>

<p>Uygulamada birçok kişi dava açıldığında taşınmazın otomatik olarak değerinde satılacağını düşünmektedir. Ancak açık artırma ve ihale süreçleri her zaman beklendiği gibi ilerlemeyebilir.</p>

<p>Özellikle hissedarlar arasında iletişim sorunu bulunan dosyalarda süreç uzayabilmekte, taraflar ekonomik açıdan zarar görebilmekte ve taşınmazın değeri tartışmalı hâle gelebilmektedir.</p>

<p>Bazı durumlarda ise taşınmazı uzun süredir kullanan hissedar ile diğer hissedarlar arasında ciddi uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle izale-i şuyu davalarının yalnızca dava açılarak değil, stratejik şekilde yönetilmesi önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>İzale-i Şuyu Davası Açılmadan Önce Neler İncelenmelidir?</strong><br />
Ortaklığın giderilmesi davası açılmadan önce taşınmazın hukuki durumu ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle tapu kayıtları, hissedar oranları, taşınmaz üzerindeki kullanım durumu, ipotekler, şerhler ve daha önce açılmış davalar sürecin sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir.</p>

<p>Ayrıca mirasçılar arasındaki ilişki ve taşınmazın fiili kullanım şekli de önem taşımaktadır. Çünkü her taşınmazın yapısı ve her aile ilişkisi farklıdır. Bu nedenle standart bir dava yaklaşımı her dosyada aynı sonucu vermeyebilir.</p>

<p><strong>Bursa’da İzale-i Şuyu Davalarında En Sık Karşılaşılan Sorunlar</strong><br />
Bursa’da miras kalan taşınmazlara ilişkin davalarda uygulamada bazı problemler oldukça sık görülmektedir.</p>

<p><em><strong>Özellikle;</strong></em></p>

<p><em><strong>yurt dışında yaşayan mirasçılar,<br />
hissedarların birbirine ulaşamaması,<br />
tapu kayıtlarındaki eksiklikler,<br />
taşınmazın gerçek değerine ilişkin tartışmalar,<br />
eski aile anlaşmazlıkları<br />
süreci zorlaştırabilmektedir.</strong></em></p>

<p>Bazı dosyalarda bir hissedar taşınmazı kullanmaya devam ederken diğer hissedarlar hiçbir gelir elde edememektedir. Bu durum zamanla ciddi uyuşmazlıklara neden olabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle ortaklığın giderilmesi davalarında yalnızca dava açılması değil, sürecin nasıl yönetileceği de büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>İzale-i Şuyu Davasında Hissedarların Hakları Nelerdir?</strong><br />
Birçok kişi ortaklığın giderilmesi davasında sahip olduğu hakların kapsamını tam olarak bilmemektedir. Oysa satış süreci, ihale aşaması ve taşınmazın değerlendirilmesi sırasında yapılacak yanlış işlemler ciddi hak kayıplarına yol açabilir.</p>

<p>Özellikle hissedarların ekonomik menfaatlerinin korunabilmesi için sürecin dikkatle takip edilmesi gerekir. Çünkü bazı durumlarda bir hissedarın attığı adım diğer hissedarların zarar görmesine neden olabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle izale-i şuyu davalarının yalnızca teknik bir mahkeme süreci olarak değerlendirilmemesi gerekir.</p>

<p><strong>Bursa Miras Avukatı Desteği Neden Önemlidir?</strong><br />
Miras hukuku ve ortaklığın giderilmesi davaları yalnızca hukuki değil, aynı zamanda duygusal yönü güçlü süreçlerdir. Aile içi ilişkiler, geçmiş anlaşmazlıklar ve ekonomik beklentiler dava sürecini doğrudan etkileyebilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle özellikle Bursa avukat arayışında olan kişiler açısından sürecin deneyimli bir hukukçu tarafından yürütülmesi önemli avantaj sağlayabilir.</p>

<p>İzale-i şuyu davalarında taşınmazın niteliği, hissedarların ilişkisi, satış ihtimali ve ekonomik sonuçlar birlikte değerlendirilmelidir. Sürecin profesyonel şekilde yönetilmesi, olası hak kayıplarının önüne geçilmesi açısından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>İnternetteki Bilgiler Her Dosya İçin Geçerli Olmayabilir</strong><br />
İnternet ortamında ortaklığın giderilmesi davaları hakkında çok sayıda bilgi bulunmaktadır. Ancak her miras dosyasının kendine özgü özellikleri vardır.</p>

<p>Bazı taşınmazlarda aynen bölünme mümkün olabilirken, bazı dosyalarda satış kaçınılmaz hâle gelebilmektedir. Aynı şekilde bazı mirasçılar arasında uzlaşma sağlanabilirken, bazı uyuşmazlıklar uzun yıllar sürebilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle yalnızca internetten edinilen genel bilgilerle hareket edilmesi, bazı durumlarda ciddi hak kayıplarına neden olabilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong><br />
İzale-i şuyu davaları, miras kalan taşınmazlarda ortaklığın sona erdirilmesi açısından önemli bir hukuki yoldur. Ancak uygulamada süreç çoğu zaman düşünüldüğünden daha karmaşık ilerlemektedir.</p>

<p>Özellikle hisseli tapular, miras paylaşımı, açık artırma ve satış süreçleri söz konusu olduğunda hukuki detayların dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Bursa miras avukatı desteğiyle sürecin profesyonel şekilde yürütülmesi; hem maddi hakların korunması hem de dava sürecinin kontrollü ilerlemesi açısından önemli avantaj sağlayabilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Aykut YAVUZ</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/av-aykut-yavuz/bursa-da-izale-i-suyu-davalari-miras-kalan-tasinmazlarda-ortakligin-giderilmesi-sureci-ve-hukuki-riskler/123/</link>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 13:45:56 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Uhud'un Kokusu ve Sözünü Tutmanın Bedeli: Enes bin Nadr'ın Şehadeti</title>
<content:encoded><![CDATA[<h1 data-path-to-node="0"> </h1>

<p data-path-to-node="1">İslam tarihinin erken dönemleri, inançları uğruna her türlü zorluğa göğüs geren, sıkıntı ve eziyetlere katlanmayı bir şeref sayan adanmış ruhların hikâyeleriyle doludur. Bu destansı hikâyelerin en müstesna şahsiyetlerinden biri de şüphesiz Enes bin Nadr (r.a)’dır. Onun hayatı ve şehadeti, sadakatin, teslimiyetin ve ilahi aşkın somut bir tezahürü olarak asırlardır müminlerin yolunu aydınlatmaktadır.</p>

<h2 data-path-to-node="2">Bedir’in Hüznü ve Bir Adanmışlık Sözü</h2>

<p data-path-to-node="3">Enes bin Nadr (r.a), İslam’ın ilk ve en şanlı zaferi olan Bedir Savaşı’na elinde olmayan sebeplerle katılamamıştı. Bu durum, onun temiz yüreğinde derin bir hüzün ve telafi edilemez bir sızı bırakmıştı. Müslümanların o büyük şerefe nail olduğu anlarda orada bulunamamanın acısıyla kavruluyor; "Eğer Allah bana Resûlullah (s.a.v) ile birlikte bir savaşa katılmayı nasip ederse, neler yapacağımı mutlaka görecektir!" diyerek adeta canını ortaya koyacağı bir fırsatın özlemini çekiyordu.</p>

<p data-path-to-node="4">Çok geçmeden, takvimler hicretin üçüncü yılını gösterdiğinde o fırsat kapıyı çaldı: Uhud Savaşı.</p>

<h2 data-path-to-node="5">Uhud: Bir Sadakat ve Teslimiyet Sınavı</h2>

<p data-path-to-node="6">Medine’nin kuzeyinde yer alan ve kelime anlamı "tek, eşsiz, benzersiz" olan Uhud Dağı, İslam tarihinin en çetin imtihanlarından birine ev sahipliği yapacaktı. Bedir’in intikamını almak isteyen Mekkeli müşrikler, büyük bir orduyla Medine üzerine yürümüştü.</p>

<p data-path-to-node="7">Savaşın ilk anlarında Müslümanlar muazzam bir askeri başarı göstererek düşmanı bozguna uğrattı. Ancak zafer çok yakın görünürken, savaşın kaderini değiştirecek o büyük hata yapıldı. Peygamber Efendimiz (s.a.v), ordunun arkasını güvenceye almak için Ayneyn Tepesi’ne yerleştirdiği okçulara kesin bir emir vermişti: <i data-index-in-node="314" data-path-to-node="7">"Bizim galip geldiğimizi de görseniz, mağlup olduğumuzu da görseniz, ben size haber vermedikçe yerinizden ayrılmayın."</i></p>

<p data-path-to-node="8">Ne yazık ki düşmanın geri çekildiğini ve ganimet toplandığını gören okçuların büyük kısmı, bu emrin sadece savaş süresiyle sınırlı olduğunu zannederek yerlerini terk etti. Enes bin Nadr ve bazı komutanlar onlara Peygamber’in kesin emrini hatırlatıp durdurmaya çalışsa da nefislerine ve aceleciliklerine yenik düşenleri vazgeçiremediler. Boşaltılan tepe, pusuda bekleyen müşrik süvarileri için bulunmaz bir fırsattı. İki ateş arasında kalan Müslüman ordusu, bir anda büyük bir karmaşa ve mağlubiyetin eşiğine sürüklendi.</p>

<h2 data-path-to-node="9">Cennetin Kokusu ve Şehadete Koşuş</h2>

<p data-path-to-node="10">Ordunun dağıldığı, insanların ne yapacağını bilemeyerek sağa sola kaçıştığı o dehşet anlarında Enes bin Nadr’ın kalbindeki iman ve sadakat ateşi daha da parladı. Herkes gerilerken o, ileriye doğru atıldı. O sırada geri çekilmekte olan sahabenin ileri gelenlerinden Sa'd bin Muâz ile karşılaştı. Enes (r.a), tarihe geçecek ve imanın zirvesini gösteren şu sözleri haykırdı:</p>

<blockquote data-path-to-node="11">
<p data-path-to-node="11,0">"Ey Sa'd! Nereye gidiyorsun? Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki ben Uhud’un arkasından cennetin kokusunu alıyorum!"</p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="12">Bu sözlerin ardından kılıcını kınından sıyırdı ve arkasına bile bakmadan düşman kalabalığının en yoğun olduğu yere daldı. Onun için artık dünyevi hiçbir kaygı kalmamıştı; rehberi Allah Resûlü'nün emri, hedefi ise kokusunu duyduğu cennetti.</p>

<h2 data-path-to-node="13">Seksen Yaralı Bir Destan</h2>

<p data-path-to-node="14">Enes bin Nadr (r.a), tek başına bir ordu gibi savaşarak şehadet şerbetini içti. Savaş bittiğinde, Müslümanlar şehitlerin arasında onun mübarek bedenini bulduklarında dehşete düştüler. Vücudunda oklardan, kılıçlardan ve mızraklardan kalma seksenin üzerinde yara vardı; adeta delik deşik edilmişti. Müşrikler hırslarından bedenini öyle tahrip etmişlerdi ki onu hiç kimse tanıyamadı. Enes bin Nadr’ı, parmak uçlarındaki bir ben veya boğum izinden tanıyabilen yalnızca kız kardeşi oldu.</p>

<p data-path-to-node="15">Enes bin Nadr’ın bu destansı duruşu, dinde samimiyetin, zorluklar karşısında dik durmanın ve Allah’a verilen söze sadık kalmanın en büyük timsalidir. O, sadece canını değil, ruhunu da İslam yoluna feda ederek adını tarihin altın sayfalarına "sözünün eri bir şehit" olarak yazdırmıştır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Ayşe  Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/ayse-filiz/uhud-un-kokusu-ve-sozunu-tutmanin-bedeli-enes-bin-nadr-in-sehadeti/122/</link>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 12:52:19 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Türk Dünyasında Yeni Bir Dönem: Erdoğan'ın Kazakistan Ziyareti ve Stratejik Şahlanış</title>
<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="0"> </h2>

<p data-path-to-node="1">Türkiye ve Kazakistan arasındaki sarsılmaz bağlar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Astana ve Türkistan’ı kapsayan tarihi ziyaretiyle yepyeni bir boyuta taşındı. Bu ziyaret, yalnızca diplomatik bir buluşma değil; "tek millet, farklı devletler" şiarıyla hareket eden Türk dünyasının, ekonomik ve teknolojik entegrasyon yolunda attığı dev bir adım olarak kayıtlara geçti.</p>

<h3 data-path-to-node="2">Dostluktan Ebedi Kardeşliğe: Stratejik Bir Ortaklık</h3>

<p data-path-to-node="3">Ziyaretin en dikkat çekici unsurlarından biri, iki ülke arasındaki ilişkilerin <b data-index-in-node="79" data-path-to-node="3">"Ebedi Dostluk ve Genişletilmiş Stratejik Ortaklık"</b> seviyesine çıkarılması oldu. Astana semalarında Türk jetlerine refakat eden Kazak savaş uçakları, bu dostluğun sadece kâğıt üzerinde değil, gökyüzünde de mühürlendiğinin en somut göstergesiydi.</p>

<p data-path-to-node="4">Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev başkanlığında gerçekleştirilen <b data-index-in-node="102" data-path-to-node="4">Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi</b>, ikili ilişkilerin kurumsal omurgasını daha da güçlendirdi.</p>

<hr data-path-to-node="5" />
<h3 data-path-to-node="6">Ekonomik Entegrasyon: 15 Milyar Dolarlık Hedef</h3>

<p data-path-to-node="7">İki lider, ticaret hacmini kısa vadede <b data-index-in-node="39" data-path-to-node="7">15 milyar dolara</b> çıkarma kararlılığını yineledi. Bu hedef doğrultusunda sadece ham madde ticareti değil; tarım, gıda, savunma sanayii ve teknoloji alanlarında derinleşen bir iş birliği süreci başladı.</p>

<ul data-path-to-node="8">
	<li>
	<p data-path-to-node="8,0,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="8,0,0">Yatırım Gücü:</b> Türkiye’nin Kazakistan’daki yatırımları 6 milyar doları aşarken, Kazak sermayesinin Türkiye’deki varlığı 2,5 milyar dolara yaklaştı.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="8,1,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="8,1,0">Finansal Destek:</b> Türk Yatırım Fonu’nun devreye girmesiyle, bölgesel projelerin finansmanı artık daha kolay ve sürdürülebilir hale geliyor.</p>
	</li>
</ul>

<h3 data-path-to-node="9">Orta Koridor: Modern İpek Yolu’nun Kalbi</h3>

<p data-path-to-node="10">Ziyaretin en stratejik başlıklarından biri, Hazar geçişli <b data-index-in-node="58" data-path-to-node="10">"Orta Koridor"</b> projesi oldu. Türkiye ve Kazakistan, Doğu ile Batı arasındaki lojistik köprünün ana aktörleri olarak;</p>

<ol data-path-to-node="11" start="1">
	<li>
	<p data-path-to-node="11,0,0">Demiryolu ve liman altyapılarının modernizasyonu,</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="11,1,0">Hazar Denizi üzerinden fiber optik ve enerji hatlarının tesisi,</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="11,2,0">Gümrük süreçlerinin dijitalleşmesi ve hızlandırılması,</p>
	</li>
</ol>

<p data-path-to-node="12">konularında tam mutabakata vardı. Bu koridor, Türk dünyasını küresel ticaretin merkezine yerleştirmeyi vaat ediyor.</p>

<hr data-path-to-node="13" />
<h3 data-path-to-node="14">Türkistan’da Dijital Devrim: Yapay Zeka ve Gelecek</h3>

<p data-path-to-node="15">Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Gayriresmi Zirvesi’nin manevi başkent <b data-index-in-node="70" data-path-to-node="15">Türkistan</b>'da yapılması, kültürel köklere selam dururken; zirvenin temasının <b data-index-in-node="146" data-path-to-node="15">"Yapay Zeka ve Dijital Gelişim"</b> olması, vizyonun geleceğe dönük olduğunu kanıtladı.</p>

<blockquote data-path-to-node="16">
<p data-path-to-node="16,0">"Görevimiz; üretici ile tüketici arasındaki mesafeyi dijital araçlarla kısaltmak, şeffaflığı artırmak ve Türk dünyasını küresel bir teknoloji üssü haline getirmektir."</p>
</blockquote>

<p data-path-to-node="17">Bu yaklaşım, TDT’yi kültürel bir platformdan, somut ekonomik çıktıları olan küresel bir aktöre dönüştürme iradesinin yansımasıdır.</p>

<h3 data-path-to-node="18"> Birliğin Gücüyle Yarınlara</h3>

<p data-path-to-node="19">Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tevdi edilen <b data-index-in-node="37" data-path-to-node="19">"Hoca Ahmed Yesevi Nişanı"</b>, bu tarihi ziyaretin manevi taçlandırması oldu. Türkiye ve Kazakistan; eğitimden savunmaya, enerjiden dijitalleşmeye kadar her alanda kader birliği yaparak, sadece kendi halklarının değil, tüm bölgenin refah ve istikrarına hizmet etmeye devam ediyor.</p>

<p data-path-to-node="20">Bu ziyaretle birlikte Türk dünyası, ortak bir tarihten ortak bir geleceğe yürüyüşünü hızlandırmış; ekonomik entegrasyonu, birliğin en güçlü harcı haline getirmiştir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/turk-dunyasinda-yeni-bir-donem-erdogan-in-kazakistan-ziyareti-ve-stratejik-sahlanis/121/</link>
<pubDate>Fri, 15 May 2026 11:41:02 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dijital Prangalar ve Milli Uyanış: Teknokapitalist Tahakküme Karşı Hürriyet Manifestosu</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya, tarihin hiçbir döneminde tanık olmadığı kadar sinsi ve kuşatıcı bir eşiğin eşiğinde. Artık bağımsızlığımızı tehdit eden unsurlar yalnızca sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular, namlular veya fiziksel bariyerler değil. Bugün karşımızda, sessizce damarlarımıza sızan, veri merkezlerimizde yuvalanan ve cebimizdeki cihazlarla ruhumuza kadar sirayet eden bir güç var: <em><strong>Teknokapitalist Küresel Tahakküm.</strong></em></p>

<p><strong>Gönüllü Esaretin Görünmez Zincirleri</strong><br />
Bu yeni nesil sömürgecilik, geçmişin diktatörlükleri gibi kaba kuvvetle ya da zorbalıkla kapımızı çalmıyor. Aksine, milyarlarca insanı bir "<em><strong>müptela"</strong></em> gibi kendine bağlayan, konfor alanlarımızı kullanarak hayatımıza giren ve toplumlara "<strong>gönüllü bir esaret</strong>" vaat eden bir sistemle ilerliyor. Tehlike sadece makinelerin insanı taklit etmesi değil; <strong><em>asıl büyük tehdit, insanların hızla makineleştiği, dijital algoritmaların pençesinde özgünlüğünü kaybettiği karanlık bir çağa doğru sürüklenmemizdir.</em></strong></p>

<p><strong>Veri Merkezlerine Karşı Mucizevi İnsan Beyni</strong><br />
<em><strong>Unutmamalıyız ki; </strong></em>bilimin ve düşüncenin zirvesindeki isimler —Harezmi, İbn-i Sina, Newton ve Einstein— bugün teravatlarca enerji tüketen o ruhsuz veri merkezlerine sahip değillerdi. Onların elindeki en büyük güç, hepimizin sahip olduğu o mucizevi insan beyni ve sönmeyen keşfetme arzusuydu.<em><strong> Teknoloji bir amaç değil, bu iradeyi taçlandıracak bir araç olmalıdır. </strong></em>Eğer bu aracı başkalarının yazılımları ve mimarileriyle kullanırsak, geleceğimiz de başkalarının kaleminden çıkacaktır.</p>

<p><strong>Kuantum Çağının Kalkanlarını Örmek</strong><br />
Yaklaşan kuantum çağının getirdiği tehditlere karşı yarını beklemek, bugünü kaybetmektir. <em><strong>İletişim ağlarımızı Kuantum-Dirençli şifreleme algoritmalarıyla donatmak bir tercih değil, milli bir zorunluluktur.</strong></em> Küresel tekellerin sızamayacağı otonom ve milli mimarileri inşa etmek, dijital vatan savunmasının en stratejik cephesidir. Kendi göbeğini kendi kesen, "<em><strong>Biz en iyisini yapabiliriz</strong></em>" özgüveniyle zihinsel prangalarını parçalayan bu kuşak, asil bir hürriyet kuşağı olarak tarihe geçecektir.</p>

<p><strong>İstikbalin Anahtarı: Milli İrade ve Birlik</strong><br />
<em><strong>Hakikat şudur ki;</strong></em> istikbalin anahtarı başkalarının yazdığı karanlık satırlarda, ithal edilmiş ideolojilerde ya da teknolojik bağımlılıklarda saklı değildir. <em><strong>O anahtar, alemlerin mimarının kalbimize nakşettiği sarsılmaz irademizde ve "bir" olmanın o muazzam, aşılmaz sırrındadır.</strong></em></p>

<p><em>Zihni hür, teknolojisi milli olan bir Türkiye,</em> sadece kendi sınırlarını değil, gönül coğrafyasının ve insanlığın onurunu da koruyacaktır. Artık kendi cümlelerimizle dünyada yankılanıyor, kendi yol haritamızla geleceğe yürüyoruz.</p>
]]></content:encoded>
<author>Abdulvahap Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/abdulvahap-filiz/dijital-prangalar-ve-milli-uyanis-teknokapitalist-tahakkume-karsi-hurriyet-manifestosu/120/</link>
<pubDate>Tue, 12 May 2026 01:35:15 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Fransa Vatandaşlığı Başvurularında Bilinçli Hareket Etmenin Önemi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa vatandaşlığı, yalnızca bir pasaport elde etmekten ibaret değildir. Aynı zamanda Avrupa Birliği içerisinde serbest dolaşım, çalışma hakkı, sosyal haklardan yararlanma, güçlü bir hukuki statü ve uzun vadeli güvence anlamına gelmektedir. Bu nedenle Fransa’da yaşayan birçok yabancı için vatandaşlık başvurusu hayatlarının en önemli resmi süreçlerinden biri hâline gelmiştir.</p>

<p>Ancak son yıllarda Fransa vatandaşlığı başvurularında şartların daha da ağırlaştığı görülmektedir. Özellikle Fransız makamları artık yalnızca Fransa’da uzun süre yaşamış olmayı yeterli görmemekte; kişinin Fransız toplumuna gerçek anlamda uyum sağlayıp sağlamadığını da ayrıntılı şekilde değerlendirmektedir.</p>

<p>Bu kapsamda en önemli değişikliklerden biri, Fransızca dil seviyesi şartıdır. Ocak 2026 itibarıyla Fransa vatandaşlığı başvurularında B2 seviyesinde Fransızca bilgisi aranması beklenmektedir. Daha önce daha düşük seviyelerde kabul edilen dil yeterliliği, artık çok daha ciddi şekilde değerlendirilecektir. Bu nedenle başvuru yapacak kişilerin özellikle konuşma, anlama ve yazılı ifade konusunda yeterli seviyeye ulaşmaları büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Bunun yanında “<em><strong>examen civique”</strong></em> olarak bilinen vatandaşlık ve toplum bilgisi sınavı da Fransa’daki vatandaşlık süreçlerinde önemli bir aşama hâline gelmiştir. Bu sınavda kişinin Fransa’nın temel değerleri, laiklik anlayışı, hukuk sistemi, vatandaşlık hakları ve toplumsal yaşam hakkında bilgi sahibi olup olmadığı değerlendirilmektedir.</p>

<p>Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri ise vatandaşlık başvurularının yalnızca tercümanlar aracılığıyla yürütülmesidir. Elbette tercümanlar dil desteği sağlayabilir; ancak tercümanlar avukat değildir. Hukuki prosedürleri, idari başvuru süreçlerini, ret nedenlerini, itiraz yollarını ve dosya stratejisini bilmeleri beklenemez. Bu nedenle özellikle vatandaşlık gibi kişinin geleceğini doğrudan etkileyen resmi süreçlerde, yalnızca dil desteğiyle hareket edilmesi ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.</p>

<p>Fransa vatandaşlığı başvurularında eksik belge sunulması, yanlış beyanda bulunulması, idari sürecin yanlış yönetilmesi veya mülakat aşamasında yapılan hatalar, başvurunun reddedilmesine neden olabilmektedir. Bazı durumlarda ret kararları uzun yıllar yeni başvuru yapılmasını da zorlaştırabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle Fransa vatandaşlığı gibi önemli süreçlerde bilinçli hareket edilmesi, hukuki prosedürlerin dikkatle takip edilmesi ve başvuruların mümkünse bu alanda deneyimli bir avukat eşliğinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><em><strong>Unutulmamalıdır ki; </strong></em>hangi ülkede olursa olsun resmi başvurular yalnızca belge tesliminden ibaret değildir. Her başvuru aynı zamanda hukuki sonuç doğuran ciddi bir süreçtir. Özellikle vatandaşlık başvurularında yapılacak küçük bir hata bile kişinin geleceğini doğrudan etkileyebilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Aykut YAVUZ</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/av-aykut-yavuz/fransa-vatandasligi-basvurularinda-bilincli-hareket-etmenin-onemi/119/</link>
<pubDate>Tue, 12 May 2026 00:38:13 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İnsanlığın İkinci Şafağı: Nuh Aleyhisselam'ın 950 Yıllık Sabır ve Helak Destanı</title>
<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="0"> </h2>

<p data-path-to-node="1">İnsanlık tarihi, hidayet ile dalaletin, merhamet ile zulmün bitmek bilmeyen savaşına sahne olmuştur. Bu savaşın en sarsıcı, en dehşet verici ve en ibretlik sayfalarından biri, hiç şüphesiz "<strong>İnsanlığın İkinci Atası</strong>" Nuh Aleyhisselam’ın yaşadığı dönemdir. Irak topraklarında yükselen feryatların, <strong>950 yıl süren bir sabrın </strong>ve nihayetinde kainatı sessizliğe gömen o büyük tasfiyenin hikayesidir bu.</p>

<h3 data-path-to-node="2">950 Yıl Süren Yankı: "Allah’tan Başka İlah Yoktur!"</h3>

<p data-path-to-node="3">Nuh Aleyhisselam; Vedd, Süva, Yağus, Yeuk ve Nesr adlı putların gölgesinde kararmış bir kavme güneş olarak gönderildi. Görevi çetindi: Taşlaşmış kalplere Allah’ın birliğini nakşetmek. Dile kolay, tam <b data-index-in-node="200" data-path-to-node="3">dokuz yüz elli yıl</b> boyunca bıkmadan, usanmadan aynı hakikati haykırdı: <i data-index-in-node="271" data-path-to-node="3">"</i><i data-index-in-node="271" data-path-to-node="3"><strong>Ey kavmim! Allah’a ibadet ediniz! Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur!"</strong></i></p>

<p data-path-to-node="4">Ancak bu kutlu çağrı, her defasında karanlık bir nefretle yankı buldu. O, "<em><strong>Ben Allah’ın kulu ve elçisiyim</strong></em>" dedikçe; kavmi hakikati işitmemek için <strong>parmaklarıyla kulaklarını tıkadı.</strong> O’nu bayıltıncaya kadar dövdüler, yerlerde sürükleyerek zalim kralların huzuruna çıkardılar ve defalarca zindanların soğuk duvarları arasına hapsettiler. Nuh Aleyhisselam’ın nidasıyla putlar yerle bir olsa da, körleşmiş halk o sanemleri tekrar yerlerine dikmekten ve inkarlarını büyütmekten vazgeçmedi.</p>

<h3 data-path-to-node="5">Ülü’l Azm: Peygamberlerin Seyyidi Olmak</h3>

<p data-path-to-node="6">Nuh Aleyhisselam, her yanından küfür ve şirk fışkıran bu putperest dünyada, insanüstü bir sabır ve sarsılmaz bir teslimiyetle mücadele etti. Bu azmi, O’nu peygamberlerin en yüceleri olan <b data-index-in-node="187" data-path-to-node="6">"Ülü’l Azm"</b> makamına, yani peygamberlerin seyyidlerinden olma mertebesine eriştirdi. Zamanın kahinleri yaklaşan tufanı rüyalarında görüp O’nu öldürmeye kastetseler de, O "<em><strong>Halim"</strong></em> sıfatıyla gece gündüz tebliğine devam etti.</p>

<p data-path-to-node="7">Fakat zulüm, bardağı taşıran son damlaya ulaşmıştı. İnkarcıların nankörlüğü, sadece kendilerini değil, gelecek nesilleri de zehirleyecek boyuta varınca Nuh Aleyhisselam ellerini semaya açtı:</p>

<blockquote data-path-to-node="8">
<p data-path-to-node="8,0"><i data-index-in-node="0" data-path-to-node="8,0">"Ey Rabbim! Yeryüzünde kafirlerden yurt tutan hiç kimseyi bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan onlar kullarını yoldan çıkarırlar, nankör ve facirden (günahkardan) başka da doğurmazlar..."</i></p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="9">Göklerin ve Yerlerin İsyanı: Büyük Tufan</h3>

<p data-path-to-node="10">Bu dua, kainatın dengesini sarstı. Güneş ve Ay’ın ışığı ansızın kesildi, dünya tarif edilemez bir karanlığa gömüldü. Gece ile gündüzün ayırt edilemediği o dehşetli anlarda; gök kapıları ardına kadar açıldı, yer ise öfkeyle suyunu fışkırttı. Dağları aşan dalgalar, kibrin ve şirkin tüm izlerini yeryüzünden silip süpürdü.</p>

<p data-path-to-node="11"><strong>Gökten boşalan azap</strong> ile <strong>yerden fışkıran gazap</strong> birleştiğinde, Nuh’un gemisindekiler hariç hiçbir canlı nefes alamadı. Yeryüzü dev bir mezarlığa dönüşürken, sadece Allah’a sığınanlar selamete erdi. Kur’an-ı Kerim’de Saffat Suresi 77. ayette buyurulduğu üzere: <b data-index-in-node="258" data-path-to-node="11">"Nuh’un zürriyetini, yeryüzünde devamlı kalanların ta kendisi kıldık."</b> Böylece Nuh (a.s), Hz. Adem’den sonra <strong>insanlığın ikinci atası </strong>oldu.</p>

<h3 data-path-to-node="12">Günümüze Kalan Sarsıcı Dersler</h3>

<p data-path-to-node="13">Nuh Aleyhisselam’ın kıssası, sadece binlerce yıl önce yaşanmış bir felaket hikayesi değildir; bugünümüze tutulan korkutucu bir aynadır:</p>

<p data-path-to-node="14,0,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="14,0,0">Zihinsel Kulak Tıkanıklığı:</b> O gün parmaklarıyla kulaklarını tıkayanlar, bugün modern dünyanın gürültüsü içinde vicdanının sesini duymayanlarla aynı saftadır. Hakikati duymamak için sergilenen inat, felaketin habercisidir.</p>

<p data-path-to-node="14,1,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="14,1,0">Sabrın Sınırı ve Adalet:</b> Sabır, pasif bir bekleyiş değil, aktif bir dirençtir. Ancak bir toplum ıslah olma umudunu tamamen yitirip, sadece şer üretmeye başladığında ilahi adalet kaçınılmaz olur.</p>

<p data-path-to-node="14,2,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="14,2,0">Modern Putlar:</b> İsimleri Vedd ya da Süva olmasa da;<strong><em> bugünün kibri, sınırsız tüketim hırsı ve insani değerlerin yok sayılması modern putperestliktir.</em></strong> Nuh’un gemisi her çağda mevcuttur; <em><strong>o gemi, doğruluk ve teslimiyettir.</strong></em></p>

<p data-path-to-node="15,3,0"><strong>Gelecek Nesillerin Sorumluluğu</strong><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="15,3,0">:</b> Gelecek nesillere sadece "<em><strong>nankörlük ve facirlik</strong></em>" miras bırakan bir medeniyet, kendi sonunu kendi elleriyle hazırlar.</p>

<p data-path-to-node="15,3,0"><strong> Nuh Tufanı bize öğretir ki;</strong> zulüm ne kadar güçlü görünürse görünsün, suyun altındaki sessizliğe mahkûmdur. <em><strong>Asıl kazananlar ise 950 yıl taşlansa da davasından dönmeyen sabır kuleleri </strong></em>ve o gemiye binme cesaretini gösterenlerdir.</p>

<p data-path-to-node="14,2,0"> </p>
]]></content:encoded>
<author>Aylin Türk</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/aylin-turk/insanligin-ikinci-safagi-nuh-aleyhisselam-in-950-yillik-sabir-ve-helak-destani/118/</link>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 18:16:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sabrın ve Merhametin Zirvesi: Taif Seferinden Bugüne Kalan İnsanlık Dersleri</title>
<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="0"> </h2>

<p data-path-to-node="1">İslam davası, sadece bir inancın tebliği değil; aynı zamanda bir sabır, tahammül ve sonsuz bir merhamet sınavıdır. Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) hayatı, bu sınavın en ağır ve en onurlu sayfalarıyla doludur. Bu sayfalar içinde belki de kalbi en çok sızlatan, ancak bir o kadar da umut aşılayan hadise Taif Seferidir.</p>

<h3 data-path-to-node="2">Bir Umut Yolculuğu: Neden Taif?</h3>

<p data-path-to-node="3">Peygamberlik vazifesini Mekke’de dokuz yıl boyunca büyük bir sebatla sürdüren Allah Resulü, her türlü alay, işkence ve engellemeye rağmen İslam’ın nurunu yaymaktan geri durmamıştı. Ancak onuncu yıla gelindiğinde, kendisini her türlü dış tehlikeye karşı göğsünü siper ederek koruyan amcası Ebu Talib’in vefatı, Mekkeli müşrikler için yeni bir zulüm kapısı aralamıştı.</p>

<p data-path-to-node="4">İşte bu dar boğazda Peygamberimiz, İslam’ın yeni bir nefes bulması, Müslümanların maruz kaldığı eziyetlerin son bulması için Mekke’nin yaklaşık 90 kilometre uzağındaki Taif şehrine yöneldi. Sakif kabilesinin yaşadığı bu zengin ve nüfuzlu şehir, İslam’ın yayılması için stratejik bir temel olabilirdi.</p>

<h3 data-path-to-node="5">Kibrin ve Cehaletin Duvarı</h3>

<p data-path-to-node="6">Taif’e varan Allah Resulü, şehrin yönetimini bir "aile şirketi" gibi ellerinde tutan Amr bin Umeyr’in üç oğluyla görüştü. Ancak karşısında nezaket ve misafirperverlik değil; kibrin, küstahlığın ve sığ bir mantığın ördüğü kalın duvarlar buldu.</p>

<p data-path-to-node="7"><strong>Kardeşlerin her biri, Peygamber Efendimize karşı hadsizce ifadeler kullandı:</strong></p>

<ul data-path-to-node="8">
	<li>
	<p data-path-to-node="8,0,0"><strong>En büyükleri Abdüyalil:</strong> <i data-index-in-node="24" data-path-to-node="8,0,0">"Allah Peygamber olarak seni mi gönderdi?"</i> diyerek alay etti.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="8,1,0"><strong>Ortancaları Mesud:</strong> <i data-index-in-node="19" data-path-to-node="8,1,0">"Allah Peygamberlik vermek için senden başkasını bulamadı mı?"</i> diyerek kibrini kustu.</p>
	</li>
	<li>
	<p data-path-to-node="8,2,0"><strong>En küçükleri ise</strong> konuşmayı dahi reddederek, kendince bir mantık oyunuyla hakikati geri çevirdi.</p>
	</li>
</ul>

<p data-path-to-node="9">Bu reddediş sadece bir "<em><strong>fikri uyuşmazlık</strong></em>" değildi; bu, insanlığın en saf haline karşı yapılmış bir körlüktü. Tıpkı günümüzde bir insanın büyük umutlarla, iyilik muradıyla gittiği yakınlarından gördüğü nankörlük ve hayal kırıklığı gibi...</p>

<h3 data-path-to-node="10">Kanla Islanan Ayakkabılar ve Bitmeyen Merhamet</h3>

<p data-path-to-node="11">Efendimiz (s.a.v.) pes etmedi; halka hitap etmek istedi. Ancak Taif’in ileri gelenleri, şehri terk etmesini isteyerek cahil takımı ve çocukları kışkırttı. Yol boyunca taşlanan, mübarek vücudu yaralar içinde kalan ve ayakkabıları akan kanla dolan Alemlerin Rahmeti, bir ağaç gölgesine sığındığında dahi beddua değil, bir teslimiyet abidesi olan şu duayı döküyordu dudaklarından:</p>

<blockquote data-path-to-node="12">
<p data-path-to-node="12,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="12,0">"Allah’ım! Güçsüzlüğümden, tedbirimin yetersizliğinden, insanların arasındaki aşağılanma ve rüsvaylıktan ancak Sana yakınıyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen zayıfların Rabbisin, benim de Rabbim Sensin, beni kimin eline veriyorsun, beni görünce yüzünü ekşiten ve ağzını büken bir yabancıya mı? Yahut bana karşı güçlü kıldığın düşmana mı? Allah’ım! Eğer sen bana darılmıyorsan (bunların hiçbirine) aldırmam. Senin koruman bana bol bol yeter. Bütün karanlıkları aydınlatan, kendisiyle bütün dünya ve ahiret işlerinin düzeldiği Nur’un hürmetine bana gazap etmenden ve darılmandan Sana sığınırım, Sen razı olana kadar çalışmak gereklidir. Güç ve kuvvet ancak Sana aittir."</b></p>
</blockquote>

<h3 data-path-to-node="13">İntikam Değil, Islah Arzusu</h3>

<p data-path-to-node="14">Bu yakarış üzerine sema kapıları aralandı. Cebrail (a.s.) ve dağlardan sorumlu melek gelerek, "<em><strong>Eğer dilersen bu iki dağı birleştireyim, bu kavim helak olsun</strong></em>" dediler. İşte bu an, bir liderin değil, bir "<em><strong>Rahmet Peygamberi</strong></em>"nin duruşunu gösterdiği andır. Efendimiz, kendisine taş atanların değil, onların <b data-index-in-node="302" data-path-to-node="14">soylarından gelecek temiz nesillerin</b> hatırına bu teklifi reddetti:</p>

<p data-path-to-node="15"><i data-index-in-node="0" data-path-to-node="15">"H<strong>ayır, ben Allah’tan ümit ediyorum ki; bunlar Müslüman olmasalar da onların soyundan Allah’a kulluk edecek ve O’na ibadet edecek insanlar gelecektir.</strong>"</i></p>

<hr data-path-to-node="16" />
<h3 data-path-to-node="17">Günümüze Kalan Dersler: Cahiliye Sadece Bir Dönem Değil, Bir Zihniyettir</h3>

<p data-path-to-node="18">Taif hadisesi, tozlu raflarda kalmış bir tarih anlatısı değil, modern dünyanın ruhuna tutulmuş bir aynadır. Bugün bizlerin bu kıssadan alması gereken hayati dersler vardır:</p>

<p data-path-to-node="19,0,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="19,0,0">Sabır ve Sebat:</b> İyilik yolunda karşımıza çıkan engeller bizi davamızdan vazgeçirmemeli. Hedef Allah’ın rızası ise çekilen çile, "<strong>Nur</strong>"un hatırına göğüslenmelidir.</p>

<p data-path-to-node="19,1,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="19,1,0">Merhametin Gücü:</b> Öfkenin ve intikamın her şeyi yakıp yıktığı günümüzde, kendisine taş atana gül atan, nesiller sonrasının hidayetini düşünen bir vizyona muhtacız.</p>

<p data-path-to-node="19,2,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="19,2,0">Zihniyet Dönüşümü:</b> Cahiliye sadece putlara tapmak değildir; kibrin, zenginlikle övünmenin ve hakikate göz kapamanın her türlüsü modern bir cahiliyedir.</p>

<p data-path-to-node="19,3,0"><b data-index-in-node="0" data-path-to-node="19,3,0">Eğitimin Önemi:</b> Taif'te taş atan çocuklar bilmiyordu. Onlara öğretmeyen aileler sorumluydu. Bugün de gençliğin ve çocukların sergilediği yanlış tutumlarda, onlara hakikati "<strong><em>merhamet diliyle</em></strong>" anlatamayan yetişkinlerin sorumluluğu büyüktür.</p>

<p data-path-to-node="20"> <strong><em>Taif, bir mağlubiyet değil, İslam’ın manevi zaferidir. Kanla boyanan o ayakkabılar, bir davanın bedelinin nasıl ödendiğinin nişanesidir. </em></strong>Bizlere düşen, o günkü Taiflilerin körlüğüne düşmeden, Efendimizin (s.a.v.) o muazzam şefkatini kuşanarak yarınlara umutla bakmaktır. Çünkü O’nun duası hürmetine bugün hala o topraklardan ve dünyanın dört bir yanından "<em><strong>La ilahe illallah Muhammedun Resulullah</strong></em>" nidası yükselmeye devam ediyor.</p>
]]></content:encoded>
<author>Ayşe  Filiz</author>
<link>https://www.dunyatimes.com/yazarlar/ayse-filiz/sabrin-ve-merhametin-zirvesi-taif-seferinden-bugune-kalan-insanlik-dersleri/117/</link>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 15:55:19 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>